Demokrasinin Türkiye, Türkiye’nin demokrasi çıkmazı

Fiziğin temel kanunlarındandır zıtların birbirini itmesi. Negatif, Pozitif, Artı, eksi, Elektron, pozitron vb. gibi. 

Demokrasi dediğimiz yönetsel Sistemin de uyumluları ve uyumsuzları vardır. Mesela ortak çıkarları için birlikte hareket, ötekinin hakkını koruma, hoşgörü, tolerans, bireyin özel, toplumun kolektif haklarını kollama, inanç, fikir, kimlik ve basın özgürlüğü için hassasiyet gösterme kültürüne sahip toplumlar, demokrasinin üzerinde gelişeceği ve işlevsellik kazanacağı uyumlulardır.

İnanç, kimlik, düşünce, insan hakları ve basın özgürlüğü ilkelerinin toplumsal kültüre dönüşmediği, bunun yerine baskıcı, yasakçı ve totaliter kültürün egemen olduğu ve bu kültürün toplumun çoğunluğunun kültürü haline geldiği toplumlar  ise demokrasinin uyumsuzlarıdır. Bu tarz toplumların sunduğu zemin Demokrasiye değil, diktatörlüğe daha elverişli olur. 

Türk “Demokrasisi’’ ikinci kategorideki toplumsal zemin üzerinden, devletin bir argümanı olarak gelişti. Demokrat, sosyal demokrat, hatta sosyalistler devletten bağımsız demokrasi kurumları oluşturma, demokrasi kültürünü toplumsal değere dönüştürme  yerine,  devletin ‘demokrasi’ kültürünün taşıyıcıları oldular. 

Birinci, İkinci Tanzimat ve üç Kemallere kadar geri gidersek, Devlet eliyle yürütülen, demokrat ve ‘sosyal demokratlarında’ katıldığı, demokrasi mücadelesi 160 yılını çoktan geride bırakmıştır. Bu uzun mücadele serüvenine rağmen, kalıcı ve etkin  demokratik kurumların yaratılması mümkün olmamıştır. Çünkü demokrasi için mücadele sahasının her karışı, demokrasi uyumsuzlarının mayın tarlası gibi.

Sorulması ve cevaplanması gereken soru şu: “Türkiye’de çoğulcu demokratik Parlamenter sistemden yana, tekçiliğe karşı, kimlik, inanç, düşünce ve basın özgürlüğü gibi değerleri ortak payda olarak kabul edip bir araya gelecek, yada gelebilecek muhalif yapı var mı? Devletin kanlı tarihiyle yüzleşecek, zulme uğrayan toplum kesimlerinin acısını paylaşacak, devleti işlediği suçlarından ötürü mahkum ederek iç barışı sağlayacak ve devletin demokratik yeniden yapılanmasına öncülük edecek muhalif yapı var mı?

Bu soruya, “CHP, İYİ parti, SP, İP, Gelecek, Dava v.s. tekçi ve inkarcı zihniyetin bağnaz savunucusu olan partiler, diktatörlüğün demokratik alternatifi olabilir mi? sorusuyla cevap verelim. Buna bir şey daha ekleyelim: Toplumun kültürel gelişmişlik düzeyi, tekçilikle zehirlenmiş ruh hali, ‘Demokrat’ ve ‘Sosyal demokratların’ devletçilik hastalığı… bütün bunlara rağmen, demokrasinin Türkiye halkı ile buluşamaması mümkün mü?.

Konda araştırma şirketi, Türkiye siyasi  partilerinin verili durumunu şu sözlerle özetler. ‘’Muhalefet partileri, iktidardaki partilerden daha devletçi.’’ 

Demokrasinin Türkiye çıkmazının bir diğer önemli faktörü de, muhalefetin ve onun arkasında sürüklediği toplumun tarihe bakış açısıdır.

Mesela Ermeniler, Kürtler, Asuri-Süryaniler, Rum ve Romanlar gibi etnik kimlik, Alevi, Hristiyan, Ateist, kısacası İslam olmayan inanç kimlik mensuplarının devlete bakışı ile, Türk ve Türkleştirilen insanların bakışı temelden farklı.

Yukarıda saydığım farklı etnik kimlik ve İnanç kimliği mensupları Türk devletini ve onun yönetici kadrolarını katliamcı ve soykırımcı olarak değerlendirirken, Türk ve sonradan Türkler, devleti ve yöneticilerini tanrılaştırıyor. 

Tarihe ve o tarihi sürecin öncülerine bu iki farklı bakış, Türkiye de ki farklı etnik ve inanç kimlik mensuplarını bir araya getirmenin önündeki en büyük engellerden biridir.

Atatürk’ün Türk toplumu için ‘kurtarıcı’ olması, Ermeni, Kürt, Laz ve Rum halkları için soykırımcı bir kişilik olarak algılanması gerçeğini değiştirmiyor. Bunlar, zulme maruz kalmış halklar için yaşanmış tarihi anı gerçeklerdir.

Demokrasi muhalefeti için devletin tarihi suç çetelesi üzerinden Demokrasi ve Demokrasi muhalefeti çalışmaları yürütmenin yanlışlığı kadar, demokrasinin Türkiye’de toplumsal bir değer olarak değil de  devletin bir oyuncağı olarak ortaya çıktığı gerçeği de sorgulanmayı bekliyor. 

Türkiye’ye taşınıldığı günden bugüne kadar, demokrasi ile toplum arasında hep bir mesafe olmuştur. Toplum demokrasiyi  devletin malı, devlete ait bir şey olarak algılamış, Türk işi  demokrasi de topluma karşı baskı ve zulüm aparatı olarak işlemiştir. 

Türk devletinin demokrasi serüveni boyunca, devletin Türkü ve İslamı olanın payına ‘Demokrasi,’ Olmayanın payına ise katliam, soykırım, işkence, Darağacı düşmüştür. 

Demokrat ve Sosyal demokratlar ise, bu süreçte bir nevi devletin tekçilik zulüm politikasının taşıyıcıları olmuşlardır.

Türk ulusu kendi dışındaki kimliklerin inkarı üzerine inşa edilmiştir. Kendisinden olmayana düşmanlığı, hazımsızlığı, yada katliam ve soykırımlara seyirci kalmasında, Demokrasiye ve demokratik yapılara mesafeli davranmasında bunun rolü tayin edicidir.

AKP-MHP faşizmine karşı kendisini ‘demokrasi muhalefet olarak ilan edenler, devletin ırkçı-tekçi anlayışıyla aralarına mesafe koymadıkları, tekçilik ve ırkçılıkta AKP-MHP faşizmiyle yarış içinde oldukları müddetçe Demokrasi için muhalefet olamazlar. 

İktidar ve muhalefet  Kürtleri ve diğer İnanç azınlıklarını toplum nezdinde  ‘Şeytanlaştırıyor. Bütün “tekler’’ hem iktidarın, hem de muhalefetin kutsalları. Muhalefetin en az iktidar kadar “tekçi’’ ideoloji savunuculuğu yaptığı yerde demokrasi için muhalefet çıkmaz.

Bu çıkmaz aşılmadan Türkiye’de demokrasi tesis etmek, Türkiye halklarına birlikte barış içinde yaşama alanları sunmak ve toplumsal boğazlaşmaya doğru giden süreci durdurmak zor olacaktır. 

Kürtlerin, Alevilerin, Müslüman ve Türk olamayanların düşmanlaştırıldığı, şeytanlaştırıldığı bir Türkiye’de demokrasi beklentisi, İnsanların Cennet hayali kadar ütopik bir rüya olarak kalacaktır.

Türkiye’de kendisine demokrasi muhalefetiyim diyen akım, önce tarihle  yüzleşme cesareti gösterip, ötekileştirilen, Terörist ilan edilen toplumun tüm kesimleriyle bir araya gelebilme olgunluğuyla topluma gitmeli. Bu yapılmadığı taktirde, birlik için her girişim sadece başarısız kalmayacak, aynı zamanda iktidardaki güce hizmet edecektir.

AKP-MHP faşizmi, Kürtler hakkında kendileriyle aynı düşünen muhalefeti (CHP, İYİ PARTİ ve diğerlerini) PKK işbirlikçiliğiyle itham etmeye başladı bile. Kürtlere mesafeli durmanın, Kürtlere AKP-MHP faşizminin yöntemiyle yaklaşmanın sonu budur.

Demokrasi muhalefeti, AKP-MHP’nin saldırı hedefi olan Kürtler ve ötekileştirilen diğer halklarla bir araya gelme olgunluğu göstermediği sürece, demokrasinin Türkiye çıkmazı, Türkiye’nin demokrasi çıkmazı derinleşerek devam edecektir. 

Dersim İnşa Kongresinin şu çağrısını tekrarlamakta yarar var:

“Muhalefet Kürtleri teslim alma muhalefeti değil, demokrasi, iç barış ve devleti demokratikleştirme muhalefeti olmalı.’’ 

Filistinli rapçi Makimakkuk’un deyimiyle, “Ya kimliğine sadıksın, ya sömürgeciye entegresin.’’ 


©️ Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.