Küçük kibritçi kız ve yılbaşı

Türkiye gibi hiçbir zaman tam anlamıyla hukuk devleti olamamış bir ülkede büyümüş iseniz her masalın mutlu son ile bitmeyeceğini, iyilerin her zaman galip gelmeyeceğini çok küçük yaşta öğrenirsiniz. Kimi yaşıtlarınızın Noel Baba’nın gerçek olmadığını öğrendiği yaşlarda size büyükleriniz kimi çocuklarla neden arkadaş olamayacağınızı, dinlerin, ırkların farkını öğretir.

Biliyorum, pek de alışıldık bir yeni yıl yazısı girişi değil bu. Ancak yeni yıllar da artık alıştığımız gibi değil. Sırf yeni yıl mı, dünyanın çoğu ülkesinde oluşan derin çatlağın iki tarafındakiler bile hiç bilmediğimiz bir nefrete sahip. Fakat, bu yazı o çatlağın arasından düşenleri anlatacak.

Küçük Kibritçi Kız masalını bilir misiniz? Hans Christian Andersen’in yazdığı Küçük Kibritçi Kız masalını okuduğumda henüz sekiz yaşındaydım. Masal boyunca küçük kıza çok üzülmüş ama sonunda öldüğüne ise inanamamıştım. Masalı okurken bütün ümidim birinin çıkıp küçük kızı kurtarmasıydı. Hatta o sıralar çok sevdiğim, John Huston’ın yönettiği Annie filmindeki gibi zengin birinin çıkıp küçük kızı evlat edineceğini, küçük kızın sonraki hayatında zenginlik içinde, mutlu bir aileyle yaşayacağını içten içe düşünmüştüm.

Ne var ki Andersen yılbaşı gecesi, karlar altında, soğuktan üşüyen bu küçük kızın bütün kibritlerini yakıp, her bir kibritte hayaller görmesini sağladıktan sonra ölmesini daha doğru bulmuştu. Her ne kadar küçük kız her bir kibritte çok hoş hayaller görse ve sonunda Cennet’e gitse de ölmüştü.

Küçük Kibritçi Kız masalından sonra hayatın esasında göründüğü kadar toz pembe olmadığını daha iyi anladım. Çocuklar sokakta çalıştırılabilir ve ölmek üzereyken onları kimse kurtarmaya gelmeyebilirdi. Sonraki yıllarda da hayatın içinde gördüklerim, okuduğum haberler masallarda, filmlerde ve çizgi romanlarda anlatılanların çoğunlukla gerçek doğru olmadığını tekrar tekrar hatırlattı

Sanırım son yıllar ile birlikte pek çok kişi benimle aynı düşünceyi paylaşmakta çünkü dünya o derece bir ayrışmaya gitti ki uzun zamandır görülmemiş derecede acılar yaşanmaya başladı. Tabii iletişim teknolojisinin gelişmesi sayesinde biz eskiden beri varolan çoğu olayı ilk kez gördüğümüz için böyle düşünüyor olabiliriz.

Yine de kendi ülkem Türkiye üzerinden deneyimlerim yaşanan ayrışmanın daha öncekilere benzemediği. Görünen, bu ayrışmanın ve yarattığı nefretin bir yılbaşı gecesi eğlencesiyle son bulmayacağı. Fakat, bence esas soru bu nefretin çok da fark edilmeyen kurbanı olan çocukların ne olacağı.

Mesela Suriye iç savaşından kaçıp başka bir ülkeye sığınan göçmenlerin çocukları yılbaşını nasıl kutlayacak? Ailelerini kaybedenler eski güzel günleri düşünüp bir burukluk yaşayacaklardır. Peki ya masaldaki Küçük Kibritçi Kız gibi soğukta çalışmak zorunda olanlar? Yabancı bir ülkede çalışırken bir yandan da başlarına her an bir tehlikenin geleceğinin bilinciyle her an tetikte olmanın zorluğu onları yılbaşı gecesi de bırakmayacaktır. Kaldı ki bu sorun sadece yılbaşı akşamı değil senenin bütün günleri mevcut.

Anneleriyle birlikte hapiste olan 500 bebek ve çocuktan aklı yetenler neden dışarıda olamadıklarını, babalarıyla birlikte değil, kalabalık koğuşlarda bir sürü kadınla birlikte yeni yılı kutladıklarını soracaktır. Henüz bunu düşünemeyecek kadar küçük olanlar ise bir iki ufak değişikliğin verdiği mutluluk ile koğuşun kara havasını az biraz aydınlatacaktır.

Hukukun giderek güçlüyü savunduğu, kimsesizlerin başına gelenleri kimsenin pek de önemsemediği ülkelerde yetiştirme yurdunda olanların durumu da zor olacaktır. Zaten anne ve babasız hayatın yükünü her gün çeken, bir sabah ailesinin onu almaya geleceği hayaline tutunan kimi çocuklar yılın son gününde kendilerine iyi davranan yurt çalışanlarınca mutlu edilebilir. Diğer yandan giderek daha fazla duyulan cinsel istismarın yaşandığı yerlerden birinde kalmak zorunda olan çocuklar?

Hiçbir suçları yokken sadece askeri okul öğrencisi oldukları için ömür boyu hapis cezası alan Harbiyeli gençler ve onların aileleri yeni yıla çok da mutlu girmeyeceklerdir. Tıpkı yıllardır kayıp yakınlarını arayan ve her Cumartesi günü Taksim’de toplanan Cumartesi anneleri gibi…

ABD’de, Rusya’da ya da dünyanın başka bir ülkesinde ekonomik zorluklarla boğuşan, işlemedikleri bir suçtan hapis yatan, sadece muhalif bir düşünceye sahip oldukları, farklı bir dine inandıkları için cezalandırılan ailelerin çocukları da zorluk içinde kutlayacaklardır yeni yılı. Belki de yeni yılın geldiğini bilmeden yatağa girecekler veya Noel Baba’nın istedikleri hediyeyi getirmemesinin hayal kırıklığıyla.

Oysa filmlerde hiç böyle olmaz. Yeni yılda mutlaka bir mucize gerçekleşir ve zor durumdaki aileler ile çocuklar bütün sorunları aşıp yeni yılı kutlar. Fakat, hayat filmler gibi değil. Maalesef daha çok Küçük Kibritçi Kız masalındaki gibi bir yaşam var. Süper kahramanların, son anda ortaya çıkan iyi kalpli ve zengin  insanların olmadığı, kötülerin kazandığı bir dünya.

Her şeye karşın yeni yıla umutla girmek adettendir. O yüzden fazla da karamsar olmamak lazım. Sonuçta Cehennem’dekileri bile ayakta tutan, bir gün affedilecekleri umududur. Ama umudun genellikle tek başına yeterli olmadığı, ufaktan da olsa dünyayı yaşanır hale getirmek için bir şeyler yapmak gerektiğini unutmamalı insan. Belki bu unuttuğumuz bilgiyi yeniden hatırlarsak gelecek yıllara daha güzel günlerde gireriz. Küçük kibritçi kız ve onunla aynı kaderi paylaşan çocuklar da sadece masallarda ve geçmişte kalır.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.