Ömer Lütfü Topal'dan Mübariz Mansimov'a: Sistemi değiştirmeyen, içinde debelenmeye mahkum

Sedat Peker’in Dubai’de kaldığını söylediği otelde yaptığı çekimlerde önüne koyduğu kitapların bir mesaj amacı taşıdığı yorumları ağır basıyor. Dördüncü videodaki kitap, Mario Puzo’nun “Önce Aptallar Ölür” kitabıydı. Artı Gerçek Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç, bu kitaptan yola çıkarak “Sedat Peker’in önündeki Mario Puzo kitabının sırrı!” başlıklı yazı kaleme alıp şunları hatırlattı:

“Haydi, masasının üzerinde yine Puzo’nun Omerta yani mafyanın ‘Suskunluk Yasası’ kitabının olması anlaşılır bir şeydi.

Omerta kitabını masasının üzerine koyarak ‘suskunluk yasasını bozuyorum’ ya da ‘suskunluk yasasını bozarım ha’ mesajını veriyordu Sedat Peker.

Peki, Aptallar Erken Ölür kitabını masasının en görünür yerine koyarak hangi mesajı vermek istiyordu?

Belki de bunu anlamak için kitabın neyi anlattığına bakmak gerek.”

Her hafta çekeceği videoya uygun bir kitap bulup getirmesi ilginç gelmişti bana Sedat Peker oradan yüklenmiş bana ama asıl rahatsızlığının kokain kaçakçılığı üzerinden Amerikan istihbarat birimleriyle irtibata geçmiş olabileceği iddiam rahatsız etmiş belli ki, kendisini. Bunu bir kenara bırakıp Başlangıç’ın o kitap üzerinden yazdıklarını hatırlamak gerekir:

“Şu anda İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’la kumarhaneler kralı Ömer Lütfü Topal toplantı yapıyor.”

Gazeteci refleksinin gereği ilk soru “nerede” oldu

Haber kaynağının anlattığına göre Anadolu yakasındaki bir şirketin yönetim kurulu başkanının odasındaydı toplantı.

Ağar ve Topal’ın yanında üçüncü kişi olarak söz konusu şirketin emlak kralı olarak da bilinen yönetim kurulu başkanı da bulunuyormuş.

“Patronun odasındaki bağırtılar koridorlara taşıyormuş” diye anlatıyordu duyduklarını.

Tarih 26 Temmuz 1996’ydı, günlerden Cuma.

Çok değil, iki gün sonra 28 Temmuz 1996 Pazar günü kumarhaneler kralı Ömer Lütfü Topal’ın öldürüldüğü haberi geldi.

Bir dönemin ünlü özel harekatçı polisleri Oğuz Yorulmaz, Ayhan Çarkın ve Ercan Ersoy; Kemal Yazıcıoğlu’nun müdürü olduğu İstanbul Emniyeti tarafından gözaltına alınmışlardı Topal cinayetinin zanlıları olarak.

Ancak o günlerde beklenmedik bir gelişme oldu ve Topal cinayeti zanlısı olan gözaltındaki üç özel harekatçı polis esrarengiz bir şekilde Ankara’ya götürüldü, ardından da serbest bırakıldılar.

TBMM’de kurulan Susurluk Komisyonu’nda ifade veren dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu bu olaya ilişkin esrar perdesini ortadan kaldıracaktı:

“Topal cinayetinin ardından gözaltına alınan Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz ve Ercan Ersoy, Sayın Bakan Mehmet Ağar’ın talimatıyla o dönemin Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin tarafından Ankara’ya götürüldü.”

2014’te Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Ömer Lütfü Topal cinayetine ilişkin “yeniden yargılama” için hazırlanan iddianamede de özel harekatçıların Ankara’ya götürülmeleri anlatıldı.

“Soruşturma yapma görev ve yetkileri olmadığı halde teşekkül mensubu şüphelileri İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerinden teslim alarak Ankara’ya getirdikten sonra kısaca beyanları alındıktan sonra soruşturma yapmak görevli ve yetkili Adli Makamları haberdar etmeden bırakmaları şeklinde gelişen davranışlarının; silahlı teşekkülün konumunda olan şüpheliler Mehmet Kemal Ağar, Mehmet Korkut Eken ve İbrahim Şahin’in aynı zamanda Ömer Lütfü Topal’a yöneltilen eylemlerden bilgi sahibi olduklarını, eyleme katılanlara yardım ettiklerini, eyleme katılan diğer failleri azmettirdiklerini göstermektedir.”  https://artigercek.com/yazarlar/celal-baslangic/sedat-peker-in-onundeki-mario-puzo-kitabinin-sirri 

Ömer Lütfü Topal sadece kumarhaneler kralı değildi, uyuşturucu işinde de vardı. O nedenle zamanında HAVAŞ ihalesine girdiğinde Amerikan Uyuşturucu Dairesi devreye girmiş yoğun bir baskıyla en yüksek teklifi verdiği ihaleyi almasını engellemişti. O zaman da ismi gündemde olan Mehmet Ağar, yine gündemde… Bu kez hem Azeri işadamı Mübariz Mansimov’un marinasına el koyma iddiasıyla, diğer yandan da kokain kaçakçılığı iddiasıyla.. İkisini de gündeme getiren Peker, iddia ettiğine göre de elinde deliller de var… Zamanında HAVAŞ’ın ihalesine müdahale eden güçlerin alarma geçmemiş olması pek mümkün değil gibi…

Peker son videosunda çıtayı biraz daha da yükseltti ve İzmir ve Mersin limanlarını bizzat Mehmet Ağar’ın kontrolunda olduğunu söyledi.

Şimdi Türkiye’de bir kesim içinde bulunulan durumla ilgili liberalleri, “Yetmez ama Evetçileri” suçlayıp duruyor. Oysa Ömer Lütfü Topal’dan Mübariz Mansimov’a uzanan süreçte adı geçen kişilerin değişmediğini, bu isimlerin yargı-polis ve hatta askerle işbirliği içinde hareket ettiği artık herkesin bildiği bir gerçek.

Bu tabloyu yaratan tek gerçek Kürt meselesidir. Mehmet Ağar’ın devlet içinde önünü açan, canının istediğini yapmasına imkan veren bu savaştır. O zaman Kürt siyasetçileri ortadan kaldırmak, Kürt coğrafyasında pervasızca şiddet ve terör uygulamasına imkan veren yetkiyi kendi kişisel zenginliği için kullanma yoluna gidip “devlet içinde devlet” haline geldiği bugün daha net görülüyor.

AKP, MHP işbirliğine gidip barış masasını devirdikten sonra yine acımasız bir savaş dönemi başlattı. Peker’in söyleminden anladığımız, bize çizilen parlak tabloya rağmen özellikle Suriye’de işler iyi gitmiyor. Yakında bir şeyler açıklar belki o konuda ama şimdilik esasa girmekten kaçınıyor.

Burada asıl görülmesi gereken, devletin Süleyman Demirel’in deyimiyle “rutin dışına” çıkmasının ve Kürt meselesini bu amaç için sürekli olarak devreye sokmasının kaçınılmaz sonucunun bu tablo olmasıdır. Türkiye Kürt meselesini demokratik düzen içinde çözmez ve hukukun üstünlüğünü tesis etmezse, bu bataklıktan çıkamayacaktır. Çıplak gerçek budur… Türkiye toplumu bu gerçeğiz göremediği sürece hukuk dışı, keyfi bir sistemde yaşayacak ve yolsuzluklar içinde debelenecektir.


@Ahval Türkçe


 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.