‘Otoriterlik varsa var, gündem pozitif olsun torba dolsun' lobisi faaliyette

Aziz okurlarım, işler hakikaten çok fena çarşafa dolanmaya başladı. Berat Bey hazretlerinin de kayıplara karışmadan evvel ifade buyurdukları gibi Ankara’mızda at izi it izine karıştı mı, hem de nasıl. Cenab- Allah sonları hayır eyleyecek mi, orası ise gayet meçhul. 

Fezlekeler Genel Kurula inmek üzere, Meclis reisi Şentop, bilumum rezilliği ifşa ede ede yorulmamış, bu sebepten rejimin migren ağrısı hâline gelmiş Gergerlioğlu’nun cezası ve vekilliğinin düşürülmesi için “çok uzun sürmez” buyurdular. Reis-ül Azam da Salı günü grupta vekil cemaatine ayakta Rabia selâmı verdirtmez mi?

Şaşmadım desem yeri. Malum-u aliniz, kıymetli muharrir Kemal Tahir’in romanlarında da sıklıkla geçen bir mevzu vardır, İkinci Cihan Harbi esnasında hapishanelerdeki koğuş muhabbetlerinin bir konusu “yahu bu Hitler  de müslümanmış arkadaş, peh peh yaa!” tadındadır. 

Neyse, dönelim bugüne, memlekete. Üniversite, çarşı pazar yangın yeri. Ekmek düşmüş aslanın ağzına. Memlekette ne hukuk kalmış, ne adalet, ne kurum, ne itimat. 

Avrupa Birliği ise Ankara’nın bu saymakla bitmez rezilliklerinde mavi boncuk arama peşinde. Akıllara sezadır, ama yazmak da elzem oldu. Foseptik dolmak üzere diyeyim de siz gerisini anlayınız.

Bu arada bir müddettir, Almanya’nın himayelerinde, Brüksel’de bir “pozitif ajanda” şarkısıdır gidiyor. Yani memlekette mevcut vaziyet pek bir umut verici (!). Türkiye’nin istikbali, bakmayın bozgunculara, pırıl pırıl (!). Öyle bir umut daklgası var ki, herkes işi gücü bıraktı, 1921 anayasasının şimdi nasıl bugüne monte edileceğini ve meselelerin biteceğini konuşuyor.        

Hülasa, tam bir “Müspet Gündem” yani “pozitif ajanda” zamanı. Nereye baksak imkanlar fırsatlar gırla. Bu pembe camlı gözlükler takılı bir zevat Avrupa içinden ve de Türkiye’den bir ekip kurmakla meşgul epeydir. Lobi dedik mi Ankara’da akan sular durur, sonra içinde paralarla gürül gürül akmaya başlar.

Fotoğrafın önemli şahsiyetlerinden biri, geçen Ekim ayında alınmış bir kararla, Komisyonun dış ilişkileriyle alakadar olması için atanmış temsilcisi Josep Borrell. Kendisini bazı haddini bilmez bozguncular “Erdoğan Muhipleri Derneği” mensubu gibi gösteriyorlar, bakın şu işe! Oysa farkında değiller, bu melek yüzlü adam muazzam nikbinliği ile vazifeye başladığı günden beri etrafta ne kadar diktatör varsa bunlarla “pozitif ajanda” uydurma peşinde. Yani, bir nevi Hayat Bayram Olsa‘nın güncelleyici icraatçısı. 

Bu ay başında yine elinde bir “pozitif” ile koşa koşa gittiği Moskova’da Kremlin ekibinden ağzının payını çok fena alıp kös kös döndüydü hatırlarsınız. Avrupa Birliği tarihinde böyle bir hakaret görülmedi diye hayıflandıydı herkes. Kıymetini bilemiyorlar, bana sorarsanız.

Zat-ı alileri şimdi de Ankara ile Mart sonunda organize edilecek Avrupa Zirvesi’ne sunmak üzere bir “pozitif ajanda” hazırlıyor. Ama aksilik o ki, Türkiye dendiğinde Brüksel’in torbasına koyabileceği hiç bir şey yok. Ne müzakerelerin diriltilmesi mümkün, ne gümrük birliğinin yenilenmesi, ne de vizenin kaldırılması. Sıfır. 

Elde sade sığınmacıları Türkiye’de tutma karşılığında verilen para var. 

Torbayı bir şekilde doldurmaktan sorumlu Borrell’in idaresindeki Avrupa Harici Aksiyon Servisi, ne yapacağını pek bilemiyor. Elinizi vicdanınıza koyun aziz okurlarım, siz olsanız ne yapardınız ki? 

Borrell ekibi çareyi bulmuş ama. İdaresindeki servis yememiş içmemiş, Ankara ve Brüksel’deki resmi muhataplarının yanı sıra Türkiye tarafındaki başka kurumlardan da akıl almaya koyulmuş epeydir. Bakın ne kadar akıllıca. Biliyorlar ki, demokrasilerde ay pardon diktatörlüklerde çare tükenmez, hele ki Türkiye gibi tek adama esir memleketlerde selden odun kapma meraklısı pek kolayca bulunur. Hülasa, eli yüzü düzgün, gönüllü, ecnebi lisanlarını konuşan şahsiyetler hemen gönüllü oluvermişler. 

İşte tam da bu maksatla Saray’ın da teşvikiyle düğmeye basılmış, bu ayın 10’unda ABD Alman Marshall Fonu’nun icra direktörü olan Ian Lesser’ın himayesinde bir toplantı yapılmış. 

“Akıl al - akıl ver  semineri”nin çağrısında, akıllara seza desem yeridir, şu yazılmış: 

“Son zamanlarda Ankara, gerçek bir ortaklığı ve AB ile ilişkilerin normalleşmesini teşvik etmeye hazır olduğunu göstermektedir. Erdoğan, AB-Türkiye ilişkilerini ‘tekrar rayına oturtmaya’ ve ‘yeni bir sayfa açmaya’ hazır olduğunu ilan etmiştir.”

Ülkenin içinde bulunduğu, “neresinden tutsan elin de kalacak” durumuna rağmen toplantıya memleketten tek adam yönetimiyle sıkı fıkı olduğu saklanamayacak üç müessesenin başkanı katılmış: İstanbul Politikalar Merkezi’nden Fuat Keyman, Ankara’dan TEPAV Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’ndan Güven Sak ve de Brüksel AB-Türkiye Forumu’ndan  Željana Zovko. 

Bunlara ilaveten de Borrell’in sağ kolu olarak bilinen Angelina Eichhorst.

Dedim demesine de, malumu ilam olacak olsa da tekrarlayayım: Bu iki Türk “fikir kulübü” Saray’a karşı fevkalade müsamahalı duruşları, hassas konulardan  her daim uzak durmaları ve rejimin müspet imajı için hararetli kamu diplomasisi çalışmaları ile maruftur. 

“Fikir kulübü” dedim saygımdan ötürü; malum bunlara gavurcada “think tank” deniyor, ama bu zikrettiklerimin “tank’ı bol, think’i az” hususiyetlerine dikkat çekenlere de rastlamadım değil.

AB-Türkiye Forumu’na gelince. Bu heyet şaibeli “Saray muhibbi” Avrupa vekillerini bir araya getiren, Ankara tarafından finanse edilen, gayri resmi bir lobi grubudur. Yeni atanan müdiresi Željana Zovko, yakın zamana kadar Ankara’nın kimi AB üye ülkelerine yönelik eylemlerinin açık sözlü bir eleştirmeniydi, her nasıl olduysa tersyüz oluverdi. Hayırdır diyelim de orada kalsın. Forum’da Carl Bildt’in zevcesi, işkadını ve siyasetçi Anna Maria Corazza Bildt’in de bulunduğunu  da belirtmiş olayım.

Memleket tarumar edilmiş iken, soygun ve talan dört koldan yürürken, bir parti efradı topyekun kodese atılma tehlikesi ile nefes alıp verirken, acaba bu ortaklık hangi şapkadan hangi tavşanları çıkartacak ve de göz boyayacak? Şimdi merakla bekliyoruz. Olur mu olur, hayat bayram (!) olur. 

Evet, aziz okurlarım, vaziyetin bir veçhesi böyle. Ne demişler? Devletin malı deniz… demişler. Başka ne demişler? Kafan karışırsa, cevapları  bulmak için parayı takip et demişler.

Neyse ne de, benim aklım hep merhum İnönü’nün lafında: "Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.”

Bakalım, aziz okurlarım, daha ne garabetlere şahitlik edeceğiz. 

Kalın sağlıcakla. 

Ama sağlıcakla kalmadan önce şarkıcı Bob Marley’in ‘Rastaman vibration, yeaa, pozitifff!’ şarkısını da dinlemeyi ihmal etmeyiniz.


 @Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.