Rejimin devşirme hocaları: İki haber, bir rapor

İki haber, bir rapor.

Cenk Yiğiter’in 280 vuruşla her şeyi özetleyen tviti:

“KHK’lı bir hukuk doktoruyum. Bazı dergilerde yazımın yayımlanması, bazı bilimsel toplantılara katılmam yasak. Kamuda çalışmam yasak. Vakıf üniversitesinde çalışmam yasak. Avukat olmam yasak. Ankara Üniversitesi’nde öğrenci olmam yasak. Pasaport almam ve yurt dışına çıkmam yasak.”

Bunlar yetmemiş bir de gözaltına alındı.

Rapor HDP’nin geçen gün açıklanan yükseköğretimin durumu üzerine.

Üç alıntı yapalım.  

“Üniversite özerkliği ile akademik özgürlüğün büyük bir saldırıyla karşı karşıya olduğu Türkiye’de, görevi akıl yürütme ve vicdan muhakemesi sonunda vardığı fikirleri toplumla paylaşmak olan akademisyenlerin özgürce düşünüp üretebildikleri zemin giderek daralmakta, siyasî iktidar, üniversite ideasını aşındırmaya devam etmektedir. Bu yaklaşımın en somut halini 11 Ocak 2016 tarihinde Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin yayınladığı ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildiri sonrasında yaşatılan linç kampanyasında görmek mümkündür.”

Kafkavarî davaların seyrini, hocaların ve fikriyatın nasıl hakarete uğradığını Bianet’ten düzenli şekilde okuyabilirsiniz.   

“OHAL KHK’larının özel olarak hedef aldığı kesimlerin başında üniversiteler ve akademisyenler gelmiştir. Bu süreçte 15 Vakıf Üniversitesi kapatılmış, 1.176'sı devlet, 401'i vakıf üniversitesinde olmak üzere 1.577 dekanın istifası istenmiştir.  OHAL KHK’ları ile 5.904 akademisyen, 1.408 idari personel olmak üzere toplam 7.312 kişi üniversitelerden ihraç edilmiştir.” BBC Türkçe’nin derlemesi daha vahim bir tabloya işaret ediyor: “Akademisyen ihraçlarının başladığı 1 Eylül 2016’dan bu yana derlenen verilere göre, Türkiye’de son bir yılda en az 23.427 akademisyen ya kadro hakkını kaybetti, ya ihraç edildi ya da çalıştığı üniversite kapatıldığı için işsiz kaldı.” Rakamlar kendiliğinden konuşuyor, yoruma hacet yok.

“TÜİK’in 6 Eylül 2018 tarihinde açıkladığı göç istatistiklerine göre ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerle Türkiye’den göç edenlerin sayısı 2017’de bir önceki yıla göre yüzde 42,5 artarak 253.640 olmuştur. Göç eden nüfusun yüzde 42,2’si 25-34 yaş grubundan oluşmaktadır.” Bu yaş grubunun ayrıntısı yok, ne var ki içinde hocaların ve iyi yetişmiş, vasıflı dolayısıyla kolayca yurtdışında iş bulabilecek gençlerin olduğu açık. Hemen iş bulmasa bile giden de çok.

Akademi dünyası bu hâldeyken, akademisyen olsun olmasın Cenk Yiğiter gibi sivil idama veya ölüme (social death) mahkûm edilmiş onbinlerce yurttaş ve aileleri varken, akademide tutunmaya çalışanlar kapının önüne konan meslektaşlarına selâm vermekten korkarken, daha ne sahtekârlıkların döndüğü içi boşaltılmış bir akademi can çekişirken başka akademisyenler neler yapıyor bir de buna bakalım.        

Haberi önce YÖK’ün websitesinden okuyoruz:

“Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’ın da teşrifleriyle Yükseköğretim Kurulu Başkanlığında lansmanı gerçekleştirilen ‘Ortadoğu’da Akademik Mirası Koruma Projesi’nin ilk paneli New York’ta yapıldı. (…) Proje kapsamında New York’a giden (…) Prof. Dr. Ümran İnan Stanford Üniversitesinde, Prof. Dr. Fuat Keyman Harvard Üniversitesinde, Prof. Dr. Nihat Berker ise MIT’de uzun yıllar öğretim üyeliği yapmışlardı.”

Proje için ilk etapta Almanya, Belçika, Fransa, İngiltere, İspanya ve Rusya’da sekiz farklı panel planlanmış. New York toplantısından sonra Aralık’ta Avrupa Parlamentosunda arz-ı endam edeceklermiş.  

Ve YÖK’ün haberine ilâveten şu haber:

“Panelin moderatörlüğünü Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ümran İnan yaptı. Panelde konuşmacı olarak YÖK Yürütme Kurulu Üyesi ve projenin koordinatörü Zeliha Koçak Tufan, Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nihat Berker ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Keyman yer aldı.”

Proje koordinatörü Koçak Tufan “Bu projenin amacı, Ortadoğu’da yıkılan akademik miras hakkında ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık yaratmak. Ortadoğu’da kayıp nesiller istemiyoruz” demiş. “Türkiye’de çalışmak isteyen Suriyeli akademisyenlerden her gün onlarca mail aldığını” kaydeden Koçak Tufan, “onlar savaş başlamadan önce saygın insanlardı. Böyle kötü bir durumda değillerdi. Belki ilerde bizler de onların durumuna düşeceğiz, bilemeyiz” de demiş.

İki husus: Projeyi tezgâhlayanların indinde ya Türkiye Ortadoğu’da değil ya da bu tezgâhtarlar nerede yaşadıklarının farkında değil. Öyle ya koordinatör hoca “Belki ilerde bizler de onların durumuna düşeceğiz, bilemeyiz” demiş.

Bu zavallı hikâyenin alıcısı ne içeride ne dışarıda muhtemelen yoktur. HDP raporunda görüldüğü gibi Türkiye’de akademinin durumunu gayet iyi bilen Suriyeli ve diğer Ortadoğulu akademisyenlerin muradının bir an evvel Batı’ya geçmek olduğunu bilmeyen var mı? Ancak mesele zavallılıktan ötede ve ikinci nokta da bu: Öbür mahalleden olmayıp öbür mahalleye, özellikle Batı’da ilişkilerini kullanarak meşruiyet üretmeye gönül indiren devşirme hocalar. Bunlardan her ülkede her dönemde vardır, ilerde de olacak.

Bizimkilerin, yönetici pozisyonlarda olmaları dolayısıyla süregelen tarifsiz adaletsizlikten ve akademinin içine düştüğü çukurdan haberdar olmamaları mümkün mü? Sinizm, ihtiras, zamanın faşist ruhuna ayak uydurma keyfiyeti ve belki biraz da rabıtasızlık karışımı bir ruh ve şuur hâli bu. Ama aynı zamanda, rejimle düşüp kalkarken nanik yaptıkları binlerce akademisyen açısından kabul edilemez bir arsızlık.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar