S-400 alımı, Cumhuriyet gazetesi eski yazarları, alman vatandaşı olma hayalleri

Son aylarda toplumsal vicdan meselesine çok vurgu yapıyorum; 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarında da vicdan meselesinin azımsanmayacak payı olduğunu düşünüyorum.

Geçen hafta gündeme damga vuran çok sayıda olay arasında Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk ile Cumhuriyet gazetesi eski yazar ve yöneticilerinin tekrar hapse girmesi  öne çıktılar. Kılıçdaroğlu’na yumruk atan kişinin tutuklanmaması, adli kontrol şartı ile salıverilmesi ama karikatürist Musa Kart’ın tekrar parmaklıklar arkasına çağrılması da yukarıda sözünü ettiğim vicdan kanamasının bir örneği.

Doğru, bu mukayese bir vicdan kanaması yaratıyor ama aynı zamanda da, meseleye biraz farklı bir açıdan bakarsanız AKP dünyası için son derece tutarlı.

Daha önce de bu konuyu tartıştığımı hatırlıyorum, adına ister globalleşme çağı, ister başka şey deyin, çağımızda artık iç politika-dış politika ayırımı anlamını tümüyle yitiriyor. İç politikanız, daha doğrusu, nasıl bir ülkede yaşamak istediğiniz dış politikanızı belirliyor ve aynı zamanda da doğal olarak dış politika tercihiniz de içeride nasıl bir ülkede yaşayacağınızı tayin ediyor.

İç politikada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi düzeyinde temel hak ve özgürlüklerin egemenliğini, mesela ifade özgürlüğünü, dışa açık bir piyasa ekonomisini, rekabetçi bir ihale yasasını isteyin. Ve aynı zamanda da dış politikada Rusya, Çin ekseninde bir yere konumlanın, burada iç ve dış politika tercihleriniz uyumsuzdur, tutarsızdır, mümkün de değildir.

Bu durumun tersi de geçerlidir, yazarları, karikatüristleri hapse atın, binlerce kişiyi attıkları tweetler nedeniyle soruşturun, ifade özgürlüğünde de milli ve yerli standartlar tanımlayın ama aynı zamanda da dış politikada Avrupa Birliği, ABD, NATO, Avrupa Konseyi ile birlikte davranmak isteyin. Bu da uyumsuzdur, tutarsızdır, yine, mümkün de değildir, çünkü eşyanın tabiatına aykırıdır.

Erdoğan, başbakanlık döneminde Kopenhag Kriterleri olmaz ise yolumuza Ankara Kriterleri ile devam ederiz demiş idi, dediği de çıktı. Ama Ankara Kriterleri dediği Sayın Erdoğan’ın, yazarların, karikatüristlerin hapse girmesine yol açan kriterlermiş, şimdi çok daha netleşiyor durum.

Dış politikanızı da içeride nasıl bir temel hak ve özgürlükler çerçevesi hedeflediğiniz belirleyecektir, alternatifi yoktur.

Türkiye’de yaşananlara bu temel çerçeve içinden bakarsanız aslında işler çok da karmaşık seyretmemektedir.

Erdoğan’ın, AKP’nin Avrupa Birliği ve ABD ile kavgalı oluşu, aşağıda detaylarını alıntılarla belirtmeye çalışıyorum. NATO ile uyumsuz S-400 alım takıntısı ile Cumhuriyet gazetesi eski yazarlarının, karikatüristlerin tekrar parmaklıklar arkasına dönmesi ama anamuhalefet partisi başkanına yumruk atan adamın tutuklanmaması son derece uyumlu davranış ve tercihlerdir, şaşmamak gerekmektedir.

Erdoğan, AKP adeta son derece tutarlı ve bilinçli adımlarla Türkiye’yi batı dünyasının hukuki, siyasi, ekonomik ve askeri tutarlı çerçevesinin dışına taşımak istemektedirler. AİHM’in Demirtaş kararı karşısında “Biz de karşı hamlemizi yaparız” demek, tüm sağduyulu uyarılara rağmen NATO savunma sistemiyle uyumsuz S-400 alım ısrarı akla hemen gelen örnekler, bu örnekleri adeta sonsuza kadar çoğaltmak mümkün.

Bugün artık işler Avrupa Birliği ile çok kötü bir çizgiye gelmiştir ama beş sene önce önlerinde siyasi engel olmayan üç müzakere dosyasının, kamu alımları dosyası, rekabet ve devlet yardımları dosyası, çalışma hayatı dosyası, neden açılmadığını da yine, rant meselesi ile birlikte bu çerçevede tartışmak lazım muhtemelen.

Özetle söylemek istediğim, S-400 meselesinin S-400 alımını çok aşan bir konu, genelinde de bir uyumlu iç politika-dış politika siyasi tercihi olduğudur. Bizlerin çok netleştiremediğimiz bazı konuları yabancı basın, mesela Rus basını (Moscow Times) çok sarih bir biçimde anlatabilmektedir, aşağıda bu gazeteden bir alıntıyı aktarıyorum:

“Rusya gazetesi Moscow Times ‘NATO’daki adamımız: Putin Erdoğan konusunda çok şanslı’ başlıklı bir haberle Rusya’nın NATO ve ABD konusunda büyük bir zaferin eşiğinde olduğunu yazdı. Moskova’nın ‘tek bir kurşun atmadan, tek bir tank kullanmadan tek bir internet trolüyle kilit konumda bir ülkeyi askeri ağından çıkartarak NATO’nun birliğini yok edebileceği’ belirtildi. Bu çabaları karşılığında Rusya’nın hiçbir yaptırımla karşılaşmadığı ve üzerine bir de S-400 hava savunma sistemlerinin satışı nedeniyle 2.5 milyar dolar kazanacağı” yazıldı.”

Ne kadar uğraşsanız meseleye muhtemelen bu kadar sarahat kazandıramazdınız.

Haberin öne çıkan bazı bölümleri ise şöyle:

“ABD, Moskova ve Ankara anlaşmayı Aralık 2017’de duyurduğundan beri sistemin NATO ile uyumsuz olduğu iddiasıyla engellemeye çalıştı. Ortaya çıktı ki NATO füzeleri S-400 ile uyumlu hale gelebiliyormuş. Ama sonradan anlaşıldı ki Washington’un argümanı S-400’lerin NATO’nun ana savaş uçağı olarak kullanılacak beşinci nesil F-35’ler ile uygun olmadığıymış. Bu da ABD-Türkiye ilişkilerinde ‘yavaş yavaş gelen ve durdurulamayan bir felaketi’ tetikledi.

Türkiye 2023’e kadar 100 adet F-35 alımı yapacak ve Türkiye’de Avrupa bölgesine hizmet edecek bir F-35 bakım merkezi kurulacaktı. Programa katılım Türk Askeri sanayisine 12 milyar dolar kazandıracaktı. Bu da Türkiye’nin jetleri için vereceği 9-10 milyar doların üzerinde.

Ülke F-35 programı için hali hazırda 1.25 milyar dolar yatırım yapmıştı. ABD için Türkiye’nin F-35’lerin üretiminde üstleneceği rol Ankara’nın politikaları üzerinde etki ve Koalisyon’da Washington liderliğine destek yarattı. Ama bu balayı sona yaklaşıyor olabilir.”

Bir önemli haber de Sputnik’ten:

“Rus devlet savunma sanayi şirketi Rosoboroneksport Başkanı Aleksandr Miheyev, Rusya'nın Türkiye'yle F-35'lerin yerine tedarik edilecek alternatif savaş uçaklarını konuşmaya hazır olduğunu söyledi. Sputnik Türkçe'nin aktardığına göre Rus basınına konuşan Aleksandr Miheyev, "Eğer Türk tarafı istişarelerde bulunmak için bize başvurursa, Türkiye'ye imkanlarımız dahilinde Rus savaş uçakları tedarikini istişare etmeye hazır olacağız".

Miheyev, S-400 füze savunma sistemlerinin Türkiye'ye tedarikiyle ilgili soruları da yanıtladı.

S-400 sevkiyatının temmuz ayında başlayacağını kaydeden Miheyev, Rusya ve Türkiye'nin S-400 üretiminin Türkiye'de kısmen yerelleştirilmesi konusunda mutabakat sağladığını vurguladı.

Rus yetkili, "Her konuyu istişare ettik ve karara bağladık. Program üzerinde mutabakat sağladık, sözleşmelerin yerine getirilmesi için çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

Miheyev, 30 Nisan-3 Mayıs tarihlerinde İstanbul'da yapılacak 14. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı IDEF-2019'da Rus ve Türk tarafının motor, uçak ve helikopter üretimi alanındaki tüm projelere ilişkin bir geliştirme programı üzerinde görüşmeler yapacağını sözlerine ekledi.”

Bugün yapacağım son alıntı da Interfax Haber Ajansı kaynaklı:

“Rusya’nın kamu silah ihracat şirketi Rosoboronexport, S-400 hava savunma sistemlerinin Türkiye’ye temmuz ayında teslim edilmeye başlayacağını duyurdu. Şirketin başında bulunan Aleksander Mikheev, Interfax haber ajansına yaptığı açıklamada, “Her şey zaten görüşüldü ve mutabık kalındı” dedi.

Türkiye’nin Rusya’dan almak üzere anlaştığı S-400 füzeleri ABD ile arasında gerilim yaratmaya devam ediyor. ABD Dışişleri Bakanı ve bazı Kongre üyeleri Türkiye’ye S-400’leri teslim alması halinde yaptırım uygulayacağı uyarısında bulunurken, Türkiye ise S-400’lerin ABD’ye tehdit oluşturmadığını ve yaptırımlara yer olmadığını belirtiyor.”

Yabancı ajanslar meseleyi çok daha net koyuyorlar galiba değil mi?

Meselelere bu pencereden yani Erdoğan ve AKP’nin dış politika-iç politika tutarlılığı penceresinden bakarsanız S-400 alımında ısrarlı bir siyasi ekibin Cumhuriyet gazetecilerini tekrar hapse koymasını, bu karara temel teşkil eden hukuki garabeti ortadan kaldırmamasını, Kılıçdaroğlu’na yumruk atan adamı tutuklamamasını yerli yerine oturtuyorsunuz galiba.

Bu yer ülkemizin geleceği için ne kadar “yerli yerinde”, bu başka bir konu; pırıl pırıl gençlerimiz de bu “yerli yerindelik” içinde en büyük hayallerini alman vatandaşı olmak diye tanımlıyorlar.

Doğrusu bu hayal de bu ülkede çok tutarlı.