Şub 16 2018

WP makalesi: Erdoğan’ın mucizesi aşırı milliyetçileri ve muhafazakarları birleştirmek

ABD’nin Washington Post gazetesinde Ishan Tharoor imzalı makale, ‘’Pöpülizmden daha önemli olan siyasal akım,’’ Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde ‘popülizm’den daha çok ‘çoğunlukçuluk’a kaydığını anlatıyor. Türkiye’nin bu konuda yalnız olmadığının altını çizen Tharoor, Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde de dini duyguların, ‘Stalin-sonrası vatanperverlik’le harmanlanarak kitlelere hitap etmek için etkili bir araç olarak kullanıldığına değiniyor.

Tüm dünyada yaygınlaşan çoğunlukçuluğun tehlikelerine işaret eden yazının satır başları şöyle:

Türkiye-ABD ilişkilerinin böylesine sıkıntıda olduğu bir süreçte Afrin Operasyonu’nun başlatılması, ve Menbiç’te Türkiye ve ABD’nin karşı karşıya gelme riski, Türkiye’de vatanperverlik duygularına ivme kazandırarak ABD-karşıtlığını daha da güçlendiriyor.

Erdoğan, ABD’nin Suriyeli Kürt gruplarına desteğine ateş püskürürken, yönetimini giderek tanımlayan bir milliyetçiliği dillendiriyor; bu hafta ABD'li Korgeneral Paul E. Funk’a yönelik "Hiç Osmanlı tokadı yememiş olmadıkları çok açık’’ ifadesi bunun en net örneklerinden biri. 

Erdoğan bu dili belli bir nedenle kullanıyor. Politikaya dindar görüşleri olan bir liberal olarak girmiş olabilir, ancak lideri olduğu AKP’yi Türkiye’nin otoriter kontrolü için bir araca dönüştürmeyi başardı.

Washington’da liberal düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi’nin (Center for American Progress-CAP) raporuna göre, ‘’Türk politikasının son yıllardaki kapsayıcı gelişmelerinden biri, AKP’nin Erdoğan’ın popülist partisine indirgenmiş olmasıdır.’’ .

CAP’ın Türkiye’de gerçekleştirdiği bir ankete göre, Türkiye’de Batı ve dış güçlere karşı duyulan şüphenin arttığını gösteriyor. Ankete göre Türkiyelilerin sadece yüzde 10’u Amerika’ya olumlu bakarken, yüzde 83’lük kesim ABD hakkında olumsuz görüşe sahip. Anket sonuçlar AB hakkında da aynı sonuçları veriyor; yüzde 73’lük kesim AB hakkında olumsuz görüşe sahip. 

Sonuçlara göre yüzde 80’lik bir kesim İslam’ın hayatlarında merkezi bir rol oynadığını söylüyor, ve bunun Türk kimliklerini kavramakta esaslı bir rol oynadığını savunuyor. Öte yandan yüzde 70’lik bir kesim aynı zamanda Türkiye’nin laik bir devlet olması, ve tüm dini grupların haklarını saygı duyması gerektiğini paylaşıyor.

Derin bir kutuplaşmanın hakim olduğu Türkiye’de bu duygular Erdoğan’ın yönetimini güçlendirmek için inşa ettiği çoğunluğu oluşturuyor.  Erdoğan, daha önce aynı safta yer alma ihtimalleri düşük olan, Türk aşırı milliyetçileri  ve daha dindar muhafazakarları bir araya getirmeyi başardı. Araştırmanın arkasındaki isimlerden biri, Michael Werz’a göre, bu bir ‘’sosyolojik mucize.’’

Batı’da - ve dünyanın diğer yerlerinde - siyaset toplum hoşnutsuzluğundan ve milliyetçilikten beslenmeye devam ediyor. Erdoğan için ‘popülist’ denebilir, fakat buna ‘çoğunlukçu’ demek daha doğru olur. Çoğunlukçuluk, demokrasilerde güç elde etmek için toplumdaki kültürel düşmanlıkları ustalıkla yönetir - ve bu gücü muhafaza edebilmek adına her şeyi yapar.

St. Lawrence Üniversite’sinde Ortadoğu profesörü Howard Eissenstat’a göre Erdoğan’ın başarısının altında yatan neden, reformlarını Türk kimliğinin doğasına ilişkin temel varsayımlar etrafında oluşturmuş olması. ‘’Dine olan çağrısı yeni bir tonla ve vurguyla yapılıyor; fakat uzun süren Türk milliyetçi ritimlerden ilham alıyor,’’ diyor Eissenstat.

Çoğulculuğun net sonucu ise demokratik normların tehlikeli bir şekilde çürütülmesi. Çoğulculuk farklı vatandaşlık katmanları olduğuna ikna olmuştur. Çoğunluğun din ve kültürüne üye olanlar o ülkenin gerçek vatandaşlarıdır,’’ diyor Hindistanlı tarihçi Mukul Kesavan.

Çoğunluğun kaygıları - Türkiye’de veya ABD’de - siyasal ‘seferberlik’ için güçlü bir silah haline geliyor. Türkiye’ye özgü olmayan bu durum liberal demokrasiler için ciddi bir tehlike teşkil etmeye devam ediyor. Hatta bu çoğulculuk anlayışı dünyanın büyük bir kısmı için model olmak yolunda ilerliyor...

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz