Kas 05 2017

Yurttaş olmak için, önce birey olmak gerek

Geçtiğimiz hafta Fransa Yüksek İdari Mahkemesi Papa 2. Jean Paul’ün anısına dikilen bir heykeldeki hacın yerinden sökülmesine karar verdi. Çünkü umuma açık alanda, dini bir simgenin ne işi vardı? Biraz mırıltı çıktı Avrupa’da… Polonya basını, Macar basını, “Hıristiyan köklerimize geri dönelim” çağrısı yaptı.
Ama hukuğun gösterdiği yol belliydi, dolayısıyla birilerinin haç takıntısı yüzünden tartışma uzamadı.
Aydın Selcen de, Pazar günü Gazete Duvar’da yayınlanan yazısında, “takıntılarımızı bir yana bırakmamız gerektiğinden” bahsediyor.
Şu anki muhalefetin takıntılı, devletçi geleneğinin, iktidarın ise - kurulu düzen dışından gelmesine rağmen - “tekerleği yeni bulmuşçasına” parti-devlet sistemini benimseyişinin, ülkenin; laik, çoğulcu, katılımcı bir cumhuriyete dönüşmesinde nasıl engel teşkil ettiğini örneklerle açıklıyor. Çünkü “laiklik, çoğulculuk, katılımcılık üçü bir arada olmadan da demokratik cumhuriyet olmuyor."
Diyeceğim o ki, bize bir hayır gelecekse, omuzlarımızın üzerinde taşıdığımız saksıları çalıştırmaktan gelecek. Saksıları çalıştıracağız, takıntılarımızı bir yana bırakacağız, en azında yolun şu “katırlarla devam edilecek” engebeli kısmında demokrasi düzleminde buluşup, örgütlenip yurttaşlık mücadelesi vereceğiz.
Yurttaş olmaya giden yol birey olmaktan başlıyor. Bireyin işi, hele ülkemizde, devletin alanını daraltıp, geri iteklemek olmalı. En başta hukuk devleti ama hemen ardından laiklik, çoğulculuk, ademimerkeziyetçilik olmadan da yurttaşlık cebimizde taşıdığımız nüfus kağıdından ibaret kalacak.