Tiny Url
http://tinyurl.com/y38th628
May 15 2019

Nesrin Nas: Erdoğan'ın önceliği Kürt oylarını alamasa da muhalefetten uzak tutmak

Türkiye'nin Kararı'nın konuğu ANAP eski Genel Başkanı ve iktisatçı Nesrin Nas oldu. Nas, 23 Haziran İstanbul seçimlerine gidilirken oluşan siyasi, ekonomik ve sosyal atmosferi değerlendirdi:

Türkiye'nin Kararı'nı buradan dinleyebilirsiniz:

 

Nesrin Nas'ın açıklamalarının satırbaşlaı şöyle:

16 Nisan referandumuyla başlayan sandık sürecinde muhalefetin çeşitli kesimleri ortak kampanyalar etrafında yan yana durarak birbirlerini tanımaya ve anlamaya, Türkiye'nin krizlerine birbirlerinin gözlüğünden bakabilmeye başladılar. Henüz ilkel bir düzeyde olmakla birlikte, özellikle gençler sosyal medyada etkileşim halinde ve Türkiye bu konuda kırmızı çizgiler içinde durmuyor. O çizgiler giderek soluyor.

(CHP lideri Kemal) Kılıçdaroğlu'nun grup konuşmasında Cumartesi Anneleri ve çocukları açlık grevinde olan annelerin itilip kakılmasını gündeme getirmesi, çok doğru. Onların acısını gündeme getirmesi son derece önemliydi.

Ayrışma artık kim ideolojinin ne tarafında duruyordan ziyade, ahlaki ve vicdanı duruş nerededir, bunun karşısında olan kimlerdir konusunda. 

2013'ten sonra, Tayyip Erdoğan ekonomiden dış politikaya, iç barışımızdan diğer tüm temel meselelerimize kadar her şeyi politik propagandanın aracı haline getirdi. Erdoğan kullanabileceği her şeyi kullandı. Elinde kullanabileceği çok fazla araç kalmadı.

Erdoğan'ın elinde bir araç kaldı: Seçim sonuçlarında çok etkin olan Kürt oylarını muhalefetten uzak tutmak. Kendi yanına çekemese de muhalefetten uzak tutmak birinci önceliği. 

Şu aşamada bir Barış Süreci'nin başlaması pek de mümkün görünmüyor. Elinde bir araç kalmış gibi görünmüyor Erdoğan'ın. Muhalefetin arasını bozmak ve Kürt seçmeni sandıktan uzak tutmak istiyor.

Devletin Kürt politikasının ne olduğunu biliyoruz. Erdoğan'ı Barış Süreci'nden çekip alan, katı çizginin arkasına çeken devlet aklıdır. Devlet aklı sonuna kadar inat etmez. Bahçeli'nin tutumunu (Öcalan'ın avukatlarıyla görüşmesi gerektiğini savunan), dışarıdaki bu sıkışmışlığa bağlı olarak yorumlayabiliriz. 

Sular ısınıyor bölgede. İdlib, İran, Doğu Akdeniz, S-400'lerin transferi... Tüm bunların üstünden gelebilmek için ekonominizin güçlü olması gerekir ama oradaki durumu biliyorsunuz. 

Türkiye her açıdan sıkışmış gibi görünüyor. 

İktidar çözemediği tüm sorunları ileri bir tarihe aktararak, zaman kazanmaya ve bu süre içinde koşullar belki değişir diye bir kaderci bir strateji izliyor. Sorunları ileri tarihe ertelediğiniz zaman bugün yaşadığımız şey oluyor. 

Ekonomiden dış politikaya tüm sorunlar üst üste binmiş vaziyette ve nereden başlayacağını bilemediğiniz için hepsinin altında kalıyorsunuz. Hiçbir sorunu doğrudan ele alıp, çözme gibi bir strateji izlemiyor iktidar. Böyle olduğu için de bunları yaşıyoruz bugün.

Erdoğan'ın sorunlarını öteleyebilmesinin ardında yatan şey şu: Erdoğan dönüyor Batı'ya diyor ki, 'Siz bütün sorunlarla ilgili benimle masaya oturmak zorundasınız. Çünkü halk benim arkamda. Ben o kadar güçlüyüm. Benden başkasıyla bu sorunları çözemezsiniz. İçeride 450 milyar dolar alacağınız mı var? O parayı ancak ben öderim. Halkı kemer sıkma politikalarına ancak ben ikna ederim. Tüm bunları yapabilme yetkisi ve gücünü halk bana veriyor.'

İstanbul'u kaybettiği zaman halkın eskisi gibi arkasında olmadığı ortaya çıktı. Erdoğan'ın halk desteği azaldıkça sorunları çözebilir gibi muhatap alınma oranı azalıyor. O nedenle bu seçimlerin tekrarlanması için ısrar ediyor. Partisini bir arada tutabilmesinin ve itirazları önleyebilmesinin yolu da yeniden İstanbul'un direksiyonunu eline almasına bağlı. Erdoğan kendi gücünü masaya koydu.

AKP liderliği bu seçimde ne yapacağını çok da bilmiyor. İmamoğlu'nun 'her şey çok güzel olacak' pankartını yasaklayıp kendileri, 'daha da güzel olacak' diyorlar.

Bu seçim artık İstanbul ya da yerel yönetimler seçimi değil. Bu nedenle İmamoğlu daha farklı bir söylem geliştirmeli. Bunun Türkiye'nin seçimi olacağını ve kendisinin de Türkiye'nin demokrasi mücadelesini sürükleyecek ve tüm o yükü omuzlarında taşıyacak bir kişi olarak ortaya çıkması gerekiyor.

İstanbul seçimleri adaleti istiyor musunuz istemiyor musunuz bunun cevabıdır.