Nesrin Nas: Kürt seçmenden her seçimde kendini kanıtlamasını istemek büyük bir haksızlık

Türkiye'nin Kararı'nın konuğu siyasetçi-iktisatçı Nesrin Nas oldu. Nas, yeni seçim tarihinin belirlenmesine rağmen sürecin 23 Haziran'da bitmeyebileceğini söyledi.

Türkiye'nin Kararı'nın buradan dinleyebilirsiniz:

 

 

Sürecin 23 Haziran'da sonuçlanıp sonuçlanmayacağı da net değil.

31 Mart'taki net seçim sonucu iktidarın işine gelmediği için halkın iradesi çok açık bir şekilde gasp edildi. Hukuki hiçbir gerekçe ortaya konulmadı.

Geldiğimiz nokta bir açmazdır. Bu süreç 23 Haziran'da noktalanacak mı bu da açık değil. Bu da tüm süreci zincirlemeye etkileyecek. YSK bu kararla kendini lağvetti. Seçimlerin evrensel ilkelerinin yok edilmesini kabul ettik, sineye çektik. 

Türkiye'de milli irade denilen şeyin, arzulanmayan sonuçlar ürettiğinde gasp edilebileceğini görmüş olduk.

İktidarla ilgili uluslararası toplum, 'Hukukun dışına çıkıyorlar, Anayasa'yı çiğniyorlar ama sandıktan çıkıyor, halk bunları seçiyor' diyorlardı. Medeni dünya da, 'halk bunları seçiyor' diyemeyecek artık.

Cin şişeden çıktı bundan sonra. Türkiye'nin mevcut problemlerini dikkate aldığınızda, AKP'nin bu sorunları bu yapı ile çözmesi mümkün görünmüyor. 

İktidarın elinde iki önemli araç vardı: Biri propaganda araçlarıydı; medya, kültür gibi. İkincisi de zor araçlarıydı; polis, asker ve yargı. Bundan sonra zor aracı devreye girecek. 

Bugün Bahçeli'nin konuşmasında da altını çizerek, 'Kılıçdaroğlu yargılanmalıdır' demesi zor aracının devreye sokulacağının işareti.

İktidar bundan sonra, kaosu tırmandırarak tüm krizlerin altından kalkmaya çalışabilir. 

Öcalan'a uygulanan tecrit meselesi açlık grevlerinin de konusu. 

Başta anneler açlık grevlerinin sona ermesini istiyor. İki, iki buçuk aydır sona erdirilmesi için ciddi çabalar yürütülüyordu hem yerel hem de ulusal düzeyde. İki buçuk aydır, Ankara ile mekik diplomasisi ile bir kereye mahsus bir görüşme sağlanması şeklinde formüle eden bir görüşmede karar kılındı. İstanbul seçimleri ile bir ilgisi yok.

Kürt seçmende Millet İttifakı'nı destekleme konusunda bir soru işareti yaratması söz konusu bile değil. Kürtler demokrasi yokluğunun ve siyasetsizliğin bedelini çok ağır ödemiş bir halk. Demokrasi konusunda Türk seçmenden çok daha bilinçliler. 

HDP'lilerin fezlekelerinin Meclis'e getirilmesi, yargılamaların başlatılması tahmin edilen süreçti. İktidarın oy dengesini değiştirmek, Millet İttifakı'na nifak sokmak için kullandığı bir araç bu ancak toplumda bunun bir karşılığı yok, Kürtler bu konuda çok net bir duruş sergiliyor.

Kürtlerin taraf değiştirebileceğini söyleyenler Kürt illerinde yaşananları bilmeyenler, görmeyenler.

Kürt seçmenin her seçimde kendini kanıtlamasını istemek büyük bir haksızlık. 

Demokrasizlik ve siyasetsizliğin yokluğunun ne demek olduğunu en iyi Kürt seçmen bilir, yıllardır kayyumla yönetilen onlar.

Her şey güzel nasıl olabilir sorusunun cevabı çok önemli. Bu kez kaçak göçek davranmadan, açık bir şekilde tüm demokrasi platformunun bileşenlerinin yan yana durabilmesi lazım. 

Bu kadar sık sık yapılan seçimler esnasında, birbirinden farklı kesimler yan yana durarak birbirlerini tanıma, birbirlerinin gözünden Türkiye'nin meselelerine bakmayı da öğrendiler. Ortak bir anlayış geliştirme konusunda son derece öğretici bir süreç oldu. Bunu yapan Erdoğan'ın kendisi. Tüm ötekileştirdiği kesimler yan yana durarak yenilmez gibi görünen gücün bileğinin bükülebileceğini gördüler, anladılar. Bu kez bunları birleştiren bir siyasi figür de çıktı. Seçmenle duygusal bağ kurabilen, iktidarın buyurgan dilinin dışında siyasi bir figür.

23 Haziran'daki seçimin bir İstanbul seçimi olmayacağının Türkiye farkındadır.

Bu seçim İmamoğlu, demokrasi güçleri ve umut koalisyonunun Türkiye'nin otoriterleşme sürecini kesintiye uğratma, kırmızı kart gösteren seçimi olarak ele aldıkları zaman buradan gerçekten demokratik mücadeleye giden önemli bir adım atılmış olur.

Oturup bütün meseleleri asgari müşterekte nasıl çözebileceğimize kafa yorup, toplumsal bir sözleşme yazmak gerekiyor belki. 23 Haziran'daki seçime neyi istediğimizi bilerek gidiyoruz. İlk kez istediğimizin peşinde koşuyoruz.

Boşlukta olan bir toplumun haleti ruhiyesi çok iyi değil. Özellikle ekonomi ile ilgilenenler bunu görüyor. 

Sadece devletle, iktidarla güven ilişkisi bozulmuyor bireylerin birbiri ile olan güven ilişkisi de bozuluyor. Burada içe doğru bir patlama var. O karamsarlığın içinde bir umut doğuverdi.

Türkiye bütün ateşteki kestaneleri eline aldı ve eli yanıyor. 

S-400'de, Erdoğan ve etrafındaki dar halka bu meseleyi Trump'la halledebileceğini düşünüyor. İran, Suriye, S-400 ve F-35'ler konusunda Türkiye'nin kurumsal aklı da yok edildi.

Türkiye iki süper güç arasında birini diğerine karşı kullanarak kendine alan açmaya çalışan bir politika izledi ki bu hayalperestlikti.

Artık müziğin sonu geliyor, kemanlar da devreye girdi, müzik hızlandı. Tüm sorunlar üst üste durumda. Ya hepsini birden çözeceksiniz ya da hepsinin kötü bir şekilde altında kalacaksınız.