Yektan Türkyılmaz: 15 Temmuz'dan sonra ilk kez devlete karşı savaşan bir devlet olduğu ortaya çıktı

Türkiye'nin Kararı'ının konuğu Friedrich Meinecke Enstitüsü'nde öğretim görevlisi Yektan Türkyılmaz oldu. 

Türkyılmaz, AKP'nin İstanbul seçimlerini kabul etmemesi, bundan sonraki olası tutumu ve HDP'nin denklemdeki yerine dair önemli tespitlerle bulundu.

Türkiye'nin Kararı'nı Play butonuna basarak dinleyebilirsiniz:

 

 

'Türkiye tarihinde ilk kez bir sandık kuruluyor ki bütün sandıkları imha edecek' diye yazmıştım. Bunun buraya geleceği seçim öncesinde çok açıktı. Çünkü iktidarın sözcüleri, bunu ısrarla söylediler. 

İlk kez sandıktan çıkan sonucun kendi denetimlerine tabi olduğunu söylediler. Özellikle Kürt bölgesi için. Geç Osmanlı döneminden bu güne bu memlekette sandık kurulduğu tüm örneklere bakarsanız bu daha önce karşılaşılmadık bir tablodur. Bu son örnekte durumu değiştiren şey şuydu: Kürt bölgesi hep istisna muamelesi görmüştür Türkiye siyasetinde ancak işin bu kez kayyumla sınırlı olmayacağı da açıktı. Çünkü Mansur Yavaş'la ilgili de seçim sonrasında yönetemeyeceği söyleniyordu seçim sonrasında.

15 Temmuz sonrasında Türkiye'de bir korku siyaseti başladı. Yeni değildi ancak yeni olan şey, korkudan muaf kimsenin kalmamasıydı. Önceden siz iktidar partisinin içindeyseniz korkmanız gerekmiyordu ancak öyle bir siyasi ortam oluştu ki artık herkes korkudan nasibini alıyor.

15 Temmuz'un arkasında inanılmaz bir kadro tasfiyesi oldu. Kurumlar öldü, kurumlar çöktü. Beraberinde yeni kadrolar devşirildi. Bu kadroların nereden devşirildiği konusunda söylentiler var. MHP'nin büyük bir pay aldığı söyleniyor, kimi Ergenekon kimi X, Y cemaati diyor.

Nasıl sokakta bir korku iklimi varsa şu anda devlet mekanizmalarının içinde de benzer bir korku ve kimin kim olduğunun belli olmadığı bir ortam var.

Cumhurbaşkanının görüşünden öte, devlet içinde ya da iktidar bloğu ve parti içinde bu sefer üzeri kapatılamayan farklı görüşler ve çelişkiler görülüyor.

Kendisine meydan okunmayı kaldıramayan bir rejim var. İstanbul'un kaybedilmesinin sembolik yanının gözardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Devlet ve parti içindeki çekişmeler ve olası krizi derinleştirecek hamleler çok şaşırtıcı sonuçlara yol açabilir.

24 Haziran'dan bu yana Türkiye çok iyi ihtimallere açık değil.

15 Temmuz'dan sonra ilk kez devlete karşı savaşan bir devlet olduğu ortaya çıktı. Bu savaş içindeki tasfiyelerle beraber, AKP ittifakı yeni ittifaklara mecbur kaldı. 

Çok riskli bir durum var. İktidar ortaklarının bir kısmının bu ortaklık içinde olup olmama maliyetleri kendilerine sıfır. Bu iktidarın parçası olarak ya da olmayarak da karlı çıkabilirler bu süreçten. Bu durum iktidar bloğunu çok kırılgan kılıyor.

Türkiye sanırım normalleşmeye geri dönüşü zor bir noktaya geldi.

MHP hızlı bir şekilde AKP'nin altını oyuyor. 

Muhalefetin en başarılı çıktığı nokta Kürtleri inkar ederek mevcut rejime karşı hiçbir başarılı olmayacağını görmesiydi. Bu seçimdeki en büyük başarı budur.

HDP bu seçimden de olağanüstü bir performansla çıktı.

CHP tabanı aslında olabildiğince HDP'ye yakınlaşma yanlısı. Taban bunu istiyor ve zorluyor. Kürt tabanında da haklı olarak CHP geleneğine olan soğukluğun epey bir gevşeme gösterdiğini söylemek mümkün.

AKP'yi İslamcı bir parti olarak bile tanımlamaktan yana değilim. İdeolojik bir kalıba bile girebileceğini sanmıyorum. Çok faydacı bir topluluk olduğunu düşünüyorum. 

AKP'nin Türkiye'de radikal İslamcı dönüşümün önünü kesen temel bir güç olduğunu düşünüyorum.

Cumhur blokunun aldığı oy desteğinin çok üstünde. Taban stabilizasyonunda korkunun da etkisi var. Bu seçimden sonra çözülmeleri görmek daha mümkün.

İktidarın tabanında da bu aşırı zenginleşme rahatsızlığa neden oluyor.

Bir yandan iktidar çok güçlü görünüyor ancak Türkiye tarihinin en özgüvensiz iktidarı ile karşı karşıyayız. Sabah akşam bekadan bahsediyorlar.

İstanbul'la ilgili yaptıkları manevra, Kuzey Suriye'ye yönelik hamlelerle beraber en riskli hamle.

İktidar geride hiçbir kurum, gelenek bırakmayacaktır.