Ergun Babahan
Oca 12 2018

Alpay ve Altan kararının özeti: Devletin iki kanadı çarpışıyor

 

Bu yazı yayınlandıktan bir süre sonra, Mehmet Altan ve Şahin Alpay serbest kalabilir ama bu durum benim bu yazıda anlatmaya çalışacağım gerçeği değiştirmez.

Türkiye Cumhuriyeti, güçlü bir Doğucu ve giderek zayıflayan Batıcı iki kanadın ölümüne kavgasına tanıklık etmektedir. Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkına Anayasa Mahkemesi’nin aldığı tahliye hükmüne, yerel mahkemenin direniş göstermesinin anlamı budur.

Bu kavga sırasında bedeli ödeyen ne yazık ki Şahin Alpay ve Mehmet Altan gibi dostlar olmakta.

Anayasa Mahkemesi, utangaç bir biçimde Batıcı kanadı savunan bir karar almış; yerel mahkeme Avrasyacılarla birlikte hareket etmiştir.

Avrasyacılığın anlamı ve içeriği bu kararla bir kez daha ortaya çıkmıştır: Hukuk ilkesinin ortadan kalkması, keyfilik ve yargının doğrudan yürütmeye bağlanması…

Önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2016 yılı Şubat ayında, Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ile ilgili verdiği tahliye kararına tepkisini hatırlayalım:

‘‘Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Bu karara sadece sessiz kalırım, o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim. Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum. Niye, çünkü ortada bir gerçek var. Bu bir beraat kararı değildir, tahliye kararıdır. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi. Kararında direnmiş olsaydı, bu bireysel başvuru veya Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar boşa çıkacak ya da tahliye edilen kişiler AİHM’e gideceklerdi. Oradan alacakları netice bellidir. Fakat bu süreç, bu şekilde adımlar bana göre doğru adımlar değildir.’’

Yani, yerel mahkemeye Anayasa Mahkemesi kararına direnme talimatı veya tavsiyesi bizzat Cumhurbaşkanı’ndan gelmiştir. Unutmamak gerekir ki, bu Cumhurbaşkanı yargının hoşuna gitmeyen her kararını yok sayma eğiliminde bir kişiliğe sahiptir.

İkinci husus, Altan ve Alpay’ın tahliyesi leh ve aleyhine karar veren yargıçların seçimi ile ilgilidir. Ahmet Necdet Sezer ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan üyeler talebin reddi, Abdullah Gül tarafından atanan üyeler ise kabulü yönünde oy kullanmıştır.

Bu da, devlet içindeki Ergenekon’u kanat ile Batı’dan kopmaya karşı kanat arasındaki çatışmanın bir başka unsuru olarak görülmelidir.
(Burada dikkat çeken bir husus, eski cumhurbaşkanlarından atanan üyelerin biyografisinde ‘Cumhurbaşkanı tarafından atanmıştır’ denilirken; Erdoğan tarafından atanan üyelerde ‘Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından veya ‘Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanmıştır’ ifadesinin kullanıyor olması.)

Konumuza dönersek…

Anayasa Mahkemesi, hukuk fakültesi üçüncü veya dördüncü sınıf öğrencilerinin vereceği düzeyde bir karar vermiştir. Daha fazla değil.
Kararı, yerel mahkemelerin hızla unuttuğu konulara önemli atıflarda bulunmakta, Batı hukuk içtihadını hatırlatmaktadır. AİHM kararları, hükmün esasını teşkil etmekte.

Yine de, aynı mahkemenin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın başvurusunu red ettiğini akılda tutarak, ‘Batı’ya yöneliminin sınırı’ bulunduğunu ve son hükmünde de ülkedeki hukuksuzluklarda büyük rol oynayan Sulh Ceza Mahkemeleri’ne özenle sahip çıktığını unutmamak gerekir.

Yine de Anayasa Mahkemesi kararı önemlidir çünkü gözaltı kararından tutuklama kararına, ondan tutuklamaya itiraza redde giden süreçte yer alan herkesi hukukun sopasıyla dövmüştür. Hem de orta düzey bir hukuk öğrencisinin bilmesi gereken düzeyde bir bilgiyle…

Mahkeme, şöyle demiş mesela; ‘‘AİHM’in kararına göre, ilk tutuklama için yeterli görülen makul şüphenin varlığı - elde edilen deliller ve somut olayın kendine özgü koşulları da dikkate alındığında, olaylara tamamen dışarıdan bakan tamamen objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır…’’

İlerideki sayfalarda eklemiş: 

‘‘Ancak tutuklama kararında ve iddianamede, başvurucunun (Mehmet Altan) hangi basın yayın organlarındaki, hangi yazı ve konuşmalarının bu suçlamaya konu edildiğine ilişkin bir açıklama bulunulmamıştır…

Soruşturma makamlarının, anılan soruşturmaların başlamasından üç yıl önce yazılmış ve yazıldığı dönemde ülke gündeminin ilk sıralarında yer alan güncel bir davaya ilişkin yazısına FETÖ/PYD’nin amaçları doğrultusunda kaleme alındığı kanaatine sevk eden olgusal temeller ortaya konulmamıştır.

Anılan hususlar dikkate alındığında, başvurucunun suna konu sözleri darbe teşebbüsünün ortamın hazırlamak amacıyla söylediğinin olgusal temellerinin soruşturma makamlarınca ortaya konulamadığı görülmektedir…

Bu itibarla, hakimliğin ortaya koyduğu gerekçeler kapsamında somut olayda ‘suç işlendiğine dair kuvvetli belirti’nin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır…’’

50 sayfalık gerekçeli kararda böyle ağır tesbitler var. Tekrar ediyorum, hukuk fakültesi öğrencilerinin yapmayacağı hataları yapmış savcı ve hakimler.

Günlük gazetede, bu hataların onda birini yapsanız işinizden olursunuz ama Türkiye’de bu, önünüzü açmaya yarıyor.

Altan ve Alpay bugün serbest kalabilir, umarım öyle olur ama kimse kendisini kandırmasın; Türkiye’nin yakın zamanda hukuk devleti olma şansı ve ihtimali yoktur.

Rejimin adını doğru koyup, tavır alma zamanıdır.