Cezaevindeki gazeteciler: Bizi içeride tutabilmek için yeni davalar açıyorlar

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, cezaevinde tutuklu bulunan bir grup gazeteciyi ziyaret etti ve gazetecilerin karşılaştıkları hak ihlallerine dikkat çekti.

Gazetecilerin kendilerine tecrit uygulandığını aktardığını belirten Çakırözer, aralarında Ahmet Altan ile Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan'ın da bulunduğu gazetecilerin karşılaştıkları hak ihlallerine dikkat çekti. 

Pehlivan'ın yanı sıra yine Oda TV'den Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç da Silivri Cezaevi'nde tutuklu. Üç isim, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubunun cenazesine dair haber yaptıkları gerekçesiyle dört aydır tutuklu.

Yeniçağ Gazetesi Yazarı Murat Ağırel, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ile Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser ve yazar Ahmet Altan da cezaevinde bulunan diğer gazeteciler.

Çakırözer, gazeteciler için özgürlük çağrısında bulundu ve, "Zaten haksız hukuksuz cezaevinde yatırılan gazetecilere yönelik tecrit salgın döneminde daha da ağırlaşmış durumda. 4 aydır aileleri ile açık kapalı görüş yapamıyorlar. Tek bir ses dahi duymuyorlar. Artık bu hukuksuz tutukluluk bitmeli, gazeteciler özgür kalmalı" ifadelerini kullandı.

Gazeteciler karşılaştıkları tecrit ve kötü muameleye dair şunları anlattı:

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu:

"Odatv’nin şehit MİT mensuplarının cenaze töreni haberinde hiçbir suç unsuru yok. Tutuklandığımız günden bu yana 4 aydır tecrit altındayız. Eşimi üç ay sonra bugün ilk kez gördüm. Burada salgın nedeniyle tüm cezaevlerinde uygulanan bir tecrit var. Ama bir de bu davaya, bizlere özel bir tecrit var. Geldiğimizden beri her birimizi 4 aydır tek başımıza tutuyorlar. Salgın nedeniyle avukat görüşleri açık yapılamıyor. Bu süreçte bizim avukatlara, avukatların bize verdikleri evraklar denetime tabi oluyor. Oysa avukat görüşlerinde içerik denetimi olamaz. Bazen verdiğimiz evrakı infaz koruma görevlisi geri getiriyor. Buna ne gerek var deniyor. Tartışıyoruz sonra yine gönderiyoruz Yani savunma hakkımız kısıtlanıyor. Buna baroların itiraz etmesi gerekir

Dört ay sonra ilk kez 24 Haziran’da hakim karşısına çıkacağız. Bu ülke için MİT gibi, Emniyet gibi kuruluşlar ne kadar gerekli ise gazetecilik ve gazeteciler de o kadar gerekli. FETÖ döneminde polis ve savcılar olmayan suçu üretirlerdi. Ahmet’in kitabı için oraya buraya eklemeler yaparlardı bilgisayarlarda. Burada ise suçlu olmasını istedikleri kişiler için, normal sıradan bir haberine suç tanımı yapıyorlar. Delile gerek bile duymuyorlar. Benim içim rahat. Biz gazetecilik yaptık. Onlar çeşitle bahanelerle bizi içeride tutmaya çalışıyor."

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan: 

"Şaşırma duyusunu yitirmemeye, alışmamaya çalışıyorum. Biz bu iddianameler gibisini çok gördük. Ama ‘bunlar böyle’ diye bu hukuksuzluğu kabullenemeyiz.  Bir fotoğraf yüzünden 4 aydır tutukluyuz. Fotoğrafta siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar demişiz. Hayır, ‘siz MİT mensuplarını fotoğrafladınız’ deniyor. Orada MİT mensupları olduğunu bilsek koymazdık. Biz zaten özen gösterdik. Cenaze haberini sosyal medyadan duyuran muhtar davada tanık. Ama onun duyurularıyla ifşa olmuş, haber olmuş bir konunun haberini yapan bizler sanık! Ortada aslında suç yok. Yargılanan gazetecilik! O gün iki şehidimiz vardı. Biri Manisa’da diğeri Aydın’da. Bizim Manisa’da muhabirimiz olduğu için haberi yaptık. Aydın’da muhabirimiz olmadığı için yapamadık. İlle de MİT’çi ifşa etmek isteseydik Aydın’a da birini göndermez miydik? Haberi özenle yazdık. Soyadı yok, köyü yok. Buna rağmen bizi aylardır zindanda tutuyorlar.

TBMM’de biz burada kalalım diye bize özel yasa bile çıktı. Bundan ben ülkem adına utanıyorum. Tabi bu gazetecilerden ne kadar korktuklarını gösteriyor. Açıklarını çıkardığımız herkes şimdi bizim üzerimizden kendi kişisel hesaplarını görüyor.  Ancak şunu da görüyoruz. AKP içinde, devlet içinde herkes bu operasyonlar hakkında olumlu düşünmüyor. Kamuoyu baştan beri bizim haksızlığa uğradığımıza inandı. FETÖ kumpaslarından olan ilk ODATV davasında 10 yıl önce biz aylarca o delillerin sahte olduğunu anlatmaya çalışmıştık. Şimdi ki soruşturmada ise bir siyasi operasyon olduğunu herkes biliyor. Biz aslında bu davayı daha şimdiden kamuoyu önünde kazandık. Nereden mi biliyorum? İşte yazdığımız kitap 300 bin satışa ulaşmış. Korsanlarını da katarsanız yüz binlerce insan okumuş. 

Bizi haksız hukuksuz içeride tuttukları sürece bizi büyütüyorlar. Bu dava bizim için onur madalyası. Türkiye’de aktörleri, savcıları hakimleri değişse de, tetikçileri değişse de hukuksuzluklar değişmiyor. Bunu görmek üzücü. Burada bize yapılan adaletsizlik daha da ağırlaştırılarak tecrit altında tutuluyoruz. Her birimiz koğuşlarda tek kişiyiz. Neden koca koğuşta tek kişiyim? Barış Terkoğlu ile Murat Ağırel ile kalmamı neden engelliyorlar? Avlulardan birbirimizi duyamayalım diye koğuşlarımızın arasına birer koğuş boşluk bırakıyorlar. Avludan sesimizi duyamayalım diye. Sokağa çıkma yasağı olduğunda aile yok, avukat yok. Sadece duvarlar. Biz hükümlü dahi değiliz. Ki hükümlülerin kat ve kat fazla hakları var. Bu açıkça düşmanlıktır. 24 Haziran’daki duruşmamıza kamuoyunun destek vereceğine güveniyorum. Biz o destekle bize konmak istenen bu duvarları, bu kumpasları savunmamızla, gerçekleri anlatarak yıkacağız."

Yeniçağ Gazetesi Yazarı Murat Ağırel:

"100 gündür haksız yere özgürlüğümden mahrum bırakıldım. İki dosyayı birleştirdiler. OdaTv, ben ve Yeni Yaşamcılar  altı tutuklu sanık aynı davadayız. Ama bizim birimizle irtibatımız yok. HTS kayıtlarımız yok. Baz istasyonunda birbirimizin yanından dahi geçmiyoruz. İnsanın bu iddialara baktığında akıl ve mantığını yitirmesi işten bile değil. Üstüne bir de tecrit uygulanıyor. İlk duruşmada 24 Haziran’da tahliye edilmemiz gerekir. Beni burada tutmak için başka davalar da açılıyor. Kitabımda belgelerini ortaya koyduğum yolsuzluklarda ismi geçenlerin hepsi İsmail Kahraman, Berat Albayrak, Bilal Erdoğan, düğmeye basılmış gibi tek tek davalar açmaya başladılar.  

Salgın döneminde alınan tedbirler hak ve özgürlüklerimizi daha da kısıtlıyor. Normalde avukatların getirdiği savunma evrakları içerik denetiminden geçirilemez. Ama bu dönem geçiriliyor. Ve bir bölümü verilmiyor. İtiraz edip isteyince gecikmeyle alabiliyoruz. Oysa benim davam çok yakın ve o belgelere hemen ihtiyacım var. Geç ve eksik teslim edilmesi savunma hakkımızı elimizden alıyor. Bunun infaz koruma görevlilerinin bir kastı olmadığına emenim. Daha yukarıdan birileri yaptırıyor bu engellemeyi.

Bizim tek ihtiyacımız var. Dışarıdaki dostlarımız sessiz kalmasın. 24’ünde duruşmaya bekliyoruz. Biz geçmişte kumpaslara direndik. Burada da direneceğiz. Yapılan yeni kumpası ortaya çıkaracağız. Eğer biz gazeteciler dik duramazsak yeni tutuklamaların olması kaçınılmazdır. Aynı Ergenekon Balyoz süreçleri gibi. Yeni algı operasyonları gelebilir."

Oda Tv Muhabiri Hülya Kılınç: 

"104 gündür tutukluluyum, tecrit hali sürüyor. Ama moralim çok iyi. Çünkü haklı olduğumu biliyorum. Haksızlığa, hukuksuzluğa uğradığımı herkes biliyor. Buradan daha çok üzüldüğüm tek şey var ise o da Müyesser Yıldız’ın tutuklanması. Bizler direneceğiz ve beraat edeceğiz. Çıktığımzda da yazmaya gazeteciliğe devam edeceğiz. Bizim tarafımız doğrunun, haklının yanıdır."

Yeni Yaşam Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser:

"24 Haziran’da neyin savunmasını yapacağız ben de bilmiyorum. Sohbet hakkımız bile yok burada. Artık kendi kendimle konuşur hale geldim. Bu sağlıklı değil. Bizim aynı gazeteden Ferhat Çelik ile bir arada kalma dilekçelerimize yanıt bile verilmedi. Adnan Oktarcılar bir dilekçe verse istedikleri yapılıyor. Bizden sonra başka suçlardan tutuklananlar oldu. Hemen istedikleri koğuşlara verildiler. Ama bizim bir arada kalma dilekçelerimizin birine bile yanıt verilmedi. 

Maalesef çok geçe önlem alındı. Salgın tepe noktası yaptığında daha burada maske yoktu. Birçok önlem sonradan gecikmeyle alındı."

Yeni Yaşam Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik:

"İddianameye bizim gazetede çıkan haberleri koymaya utanmışlar. Çünkü kes kopyala bir haber o. Kaynak belirterek yazmışız. İçinde MİT geçmiyor. İsim vesaire yok. Bundan casusluk üretiyorlar. Birlikte tutuklandığımız ve yargılanma olduğumuz isimleri tanımıyoruz. Tabi ki gazeteciliklerine saygımız var. Ama görüşlerimiz farklı. Tiwitterda takip dahi etmiyorum. Onlar da bizi tanımıyor. Hepimizi bir torbaya neden koyma çabasındalar hala anlamadım."

Haberin tamamına buradan ulaşabilirsiniz