Yavuz Baydar
Oca 11 2018

Emsal karar: AYM'den 'hayat emareleri'

Anayasa Mahkemesi (AYM) Prof. Mehmet Altan, Dr. Şahin Alpay ve Turhan Günay'ın başvuruları ile ilgili bugün kararını açıkladı ve 'hak ihlali var' dedi.

Başvurular, 15 Temmuz darbe girişimini izleyen OHAL rejimine geçiş ardından tutukluluk usul ve süreleriyle, 'ihlal' olarak görülen bazı başka uygulamalara ilişkindi.

9 ay tutuklu kalan Cumhuriyet gazetesi editörü Turhan Günay tahliye edilmiş, ama başvurusu geçerliliğini yitirmemişti. Alpay 527, Altan ise 477 gündür tutukluydu.

Bu yazının yazıldığı sıralarda AYM'nin gerekçeli kararı henüz açıklanmamıştı. Elbette ki kararın kapsamı ve muhtemel etkilerine dair en sağlıklı değerlendirme için yayınlanmasını beklemek gerekecek.

Böylece, söz konusu üç başvurucunun, temel hak ve özgürlükler bakımından ve hele Anayasa'nın 90'ıncı maddesi açısından baştan aşağı ihlal ve haksızlıklarla dolu durumu ile ilgili olarak Yüce Mahkeme'de neden oybirliği ile hak yönünde değil de, 6 oyun muhalefetine karşı 11 yargıcın oyu sayesinde karar çıktığını da belki anlamış olacağız. Evet, 6'ya karşı 11 oyun bir tuhaflık teşkil ettiğini söylemek mümkün.

Bu aşamada altı çizilmesi gereken hususlar var.

Alpay'ın avukatı Veysel Ok'un Ahval'e söylediği gibi, "15 Temmuz sonrası yapılan başvuruda ilk hak ihlali kararıdır bu. 1,5 yıllık tutuklamanın haksız ve hukuka aykırı olduğunun tescilidir. İfade özgürlüğü açısından çok önemli bir karardır."

Evet, uzun bir süredir bir nevi 'hukuki kış uykusu'na yatmış görünen, ve peşpeşe aldığı kararlarla OHAL rejiminin hukuksal açıdan tartışmalı meşruiyetini tescile yönelen AYM, özgürlükler ve hakla yönünde 'kıpırdama' emareleri göstermiş oluyor.

Avukat Orhan Kemal Cengiz'e göre de işaretler bu yönde. ''Bir anlamda AYM bir anlamda kendi prestijini kurtarmaya yönelik bir adım atmış oldu'' diyor. ''AİHM'den çok ağır mahkumiyetler bekliyordum."

Cengiz'e göre baştan aşapı hukuka aykırılıklarla dolu davalar, söz konusu olanlar.

Buna benzer hangi davada değildi ki 'aykırılıklar'.

'Hukuk'un tamamen askıya alındığı bir ortamda 'aykırılık', haliyle kibar bir kavram olarak kalıyor.

Peki, en önemli soru: Acaba Altan, Alpay ve Günay kararları hapiste uzun tutukluluk sürelerine maruz bırakılan ve halen bu mağduriyetleri süren, sayıları yüzlerle, belki daha fazlasıyla ifade edilen diğer 'yargı mağdurları' için de emsal oluşturur mu?

Bu konuda avukat Fikret İlkiz'in hiçbir şüphesi yok.

Ahval'e yaptığı yorumda, "Karar hak ihlalinin tescilidir. Hak yerini buldu'' diyor İlkiz.

''Anayasa Mahkemesi kararı her zaman, herkes için emsaldir.''

"Kararla, büyük bir kuraklıktan sonra çölde yağmur damlası üzerimize düşmüş gibi oldu. Hukuk canlanıyor umudu doğdu. Bugün yarın yukarı iradeden aksi yönde bir telkin gelmez ise bu karar ortamı değiştirecek bir karar. Tüm tutuklu gazetecileri de etkileyecektir. Hukukta bir yön değişimi sağlayabilir ama kararın gerekçelerini görmek lazım" diyor Orhan Kemal Cengiz.

"Eğer yukarıdan havayı değiştirecek bir açıklama gelmez ise diğer davaları da olumlu yönde etkileyecektir. Havayı yumuşatacaktır."

'Yukarıdan' ile kastedilen, elbette ki, epeydir yargıyı boyunduruk altına almış bulunan siyasi iktidar.

Gerçekten de, siyasi mahpus gazeteci, siyasetçi ve sivil toplum temsilcileri için emsal karar ihtimalinin kuvveti, Beştepe'yi duygusal olarak dalgalandırabilir.

Diğer yandan, Cengiz'in ''AYM'nin prestjini kurtarma adımı'' nitelemesi üzerinde durun, bunun altını çizin.

İki yıl önce - darbe teşebbüsünden sekiz-on ay evvel -  Strasbourg'da Kadri Gürsel'le beraber kritik ve hayli gergin bir Avrupa Konseyi toplantısına katılmıştık.

İfade özgürlükleri ile ilgili toplantının ana konuşmacısı AYM Başkanı Zühtü Arslan'dı. Basit tabirle 'topu orta sahada gezdiren' bir konuşma yapmıştı Zühtü Bey. Müteakip resepsiyonda, AYM ve Türk yargı temsilcileri delegasyonunun nasıl tecrite doğru ilerlediğine dair görüntüler izlemiştik. Pek az kişi kendileriyle konuşuyor, onlar da başkalarıyla (çoğu yabancı hukukçulardı) temas kurmak için pek çaba sarfetmiyorlardı.

Medyaya baskıların iyice ayyuka çıktığı günlerdi.

O toplantıda, ta Anayasa Taslak Komisyonu günlerinden yakından tanıdığım Zühtü Bey'e ayaküstü kısaca 'Türkiye'de düşüncesini ifade etmek ve yayınlamak isteyen herkesi koruyun, buna medyanın, akademisyenlerin ihtiyacı var, böyle giderse daha da fazla olacak' demiştim.

Araya zifiri karanlık bir dönem girdi.

AYM Beştepe'nin baskılarıyla en hafifinden 'sindirildi'. OHAL ile adeta bir kenara itildi. Ama bunun, Türkiye'nin mensubu olduğu Avrupa Hukuk Sistemi içinde de çok ters ve sert yankıları oldu.

Strasbourg ve Brüksel'den, isimlerini görevleri gereği paylaşmak istemeyen iki yabancı kaynağımın geçenlerde anlattıklarına bakılırsa, bugünkü karar AYM'nin gerçekten de 'prestij kurtarma' kararları.

Şunları söyledi kaynaklarım:

Her yıl Avrupa Konseyi, geleneksel olarak Ocak sonunda açılış töreni yapar. Buraya 50'ye yakın üye ülkenin resmi heyetleri yanında, AİHM münasebetiyle yargı üyeleri de gelir.

Bu sene, artık Türkiye'de 'bıçak kemiğe dayandığı' için, AYM'ye, 'buraya hak hukuk ve özgürlükler lehinde hiçbir karar almamış olarak gelirseniz iyice tecrit edileceksiniz, ciddi muhatap arar hale gelecek ve kendinizi aşağılanmış olarak bulacaksınız, bunu herhalde arzu etmezsiniz' mealinde mesajlar iletildi.

Daha önemlisi, şunun da yine Adalet Bakanlığı ve AYM'ye söylendiği anlaşılıyor:

'Yurttaşların yargı nezdinde hak arayışları, bir devletin onlara hızlı ve adil cevaplar vermesini gerektirir. Oysa AYM nicedir oyalama, öteleme, ve hak arama yollarını yavaşlatma sürecine girdi. Eğer bu yaklaşım sürerse, AİHM'in AYM'yi 'etkisiz' (ineffective) ilan etmesi ve AYM'yi aradan çıkararak başta gazeteciler, tüm mağduriyet başvurularını ele alması kaçınılmaz olacaktır.'

Kısacası, AYM de yolun sonuna geldiğini, asli görevine dönmesi gerektiğini anlamış görünüyor. Kararları bu çerçevede okumakta yarar olabilir.

Hak ve özgürlük, günün sonunda, herkes için geçerli ve kutsal. O nedenle Altan, Alpay ve Günay kararlarının hızlı bir emsal etkisi üretmesi, hapiste saçma sapan nedenlerle tutulan gazeteci, akademisyen, sivil toplum temsilcisi, siyasetçi vb sanıkların derhal serbest bırakılması gerekiyor.

Gecikmeden.

Hukuk çocuk oyuncağı değil çünkü.

Yazboz tahtası hiç değil.