Ara 25 2017

Gazeteci Şahin Alpay: 74 yaşıma gireceğim, bilmiyorum hürriyetime ne zaman kavuşacağım

Kayyım atandıktan sonra kapatılan Zaman gazetesinin tutuklu yazarlarından Şahin Alpay, Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı bireysel başvurunun 'görüşülmesinin' öncesinde düşüncelerini bir mektupla aktardı.

Alpay, P24'e gönderdiği mektubunda yakında 74 yaşına basacağını ancak hürriyetine ne zaman kavuşacağına dair ise bir fikrinin olmadığını söylüyor.

Gazeteci Şahin Alpay, Zaman’da çıkan 7 yazısının sadece başlıkları delil gösterilerek, darbecilik ve terör örgütü üyeliği iddiasıyla tutuklu olduğunu belirtiyor ve "hakkımda üç kez ağırlaştırılmış müebbet artı 15 yıl hapis cezası isteniyor" diyor.

Alpay, "kronik hastalıklarım nedeniyle hapiste kalıp kalamayacağıma karar verilmesi için, mahkeme heyeti Adlî Tıp Kurumu’na sevkimi istedi. Üç buçuk ay oldu, henüz gerekli rapor tamamlanamadı; kardiyoloğun öngördüğü anjiyo da yapılmayı bekliyor" diyerek sağlık sorunlarına dikkat çekiyor.

17 Aydır tutuklu olduğu sürede hayatının ironileri ve çelişkileri üzerine düşünmek bolca vakit bulduğunu ifade ediyor. Ve gençliğinden beri iki aşkı olduğundan:

"Birinci aşkımın konusu olan Fatma’yla evlenmeyi başardım; onunla kurduğum aile, hayatımın en büyük başarısı oldu. Sonra sıra ikinci “aşkıma” geldi; yani hayatıma bir anlam vermeye."

Alpay, hayatını da kısaca özetliyor. Lisede ünlü bir romancı olmak istiyordu. Ancak hayat onu hayal ettiğinden farklı bir mecraya itti. "Columbia’nın tam bursunu kullanıp New York’a gitmek yerine, Ankara’ya Mülkiye’ye gittim. Ne büyük bir kontrasttı bu!" diye durumu özetliyor.

Hayatının dönüm noktası da bu oluyor. Mülkiye'ye gittiği dönemi şöyle aktarıyor mektubunda:

Orada akıntıya kapıldım; solcu, “Marxist, Leninist, hattâ Maocu” oldum. Çok geçmeden bundan büyük bir hayal kırıklığına uğradım. 12 Mart darbesinden sonra İsveç’e sığındım. Stockholm Üniversitesi’nde siyaset bilimi doktorası yaptım. Büyük bir fikrî dönüşüm yaşadım: siyasi özgürlük olmadan hiçbir şey başarılamayacağına, liberal sosyal demokrasinin en iyi çözüm olduğuna karar kıldım. Artık hayatımın anlamı, bu ideallere hizmet olacaktı.

Yurda dönüp akademik kariyere devam ederim, dedim; ne yazık ki bu proje 12 Eylül 1980 darbesiyle engellendi. Zorunlu olarak basına yöneldim.

Medya kariyerini ise şöyle anlatıyor Alpay:

Mülkiye’den dostum Hasan Cemal bana Cumhuriyet’te yer verdi. Sonra İsveç’ten dostum Zülfü Livaneli’nin delaletiyle Sabah’ta; daha sonra Cumhuriyet’ten dostum rahmetli Ufuk Güldemir’in davetiyle Milliyet’te editörlük ve yazarlık yaptım. Artık bütün fikrî çabam Türkiye’de AB standartlarında özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin yerleşmesi için kalem oynatmak, dil dökmek olmuştu. Gençliğimde yaptığım yanlışları tamir de vicdanî bir borçtu.

2011 finans krizinde Milliyet’teki işime son verilince, dostum Eser Karakaş’ın önerisiyle Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi üyesi olarak çalışmaya başladım. Derken dostum Etyen Mahçupyan’ın da teşvikiyle 2002’den itibaren Zaman’da dışarıdan köşe yazıları yazmaya başladım.

Alpay, yurda döndüğünden beri üzerine eğilmeyi düşündüğü tespitini paylaşıyor, "dindar Müslümanlar ve Kürtler tarafından benimsenmedikçe demokrasi yerleşemeyecekti" diyor ve ekliyor:

"2002-2011 arasındaki performansına bakarak Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının AB standartlarını yerleştireceğine; Gülen hareketinin de İslam’la modernliği bağdaştıran din yorumuyla buna destek olduğuna inandım. Fena hâlde yanıldım. AK Parti iktidarı, 2011’den sonra tek-adam rejimine yöneldi; Gülen hareketinin kimi mensuplarının 15 Temmuz darbe girişiminde rol aldığı ortaya çıktı. İlkçağ Yunan filozoflarından Tales’in dediği gibi, “gökteki yıldızlara (ideallere) odaklanıp’’ burnumun ucundaki tuzakları görememiştim."

Alpay'ın mektubundan öne çıkan satırlar ise şöyle:

Hayatıma anlam veren, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiye hizmetin hiç beklenmedik sonucu “darbeci ve terörist” suçlamasıyla hapse atılmak olmuştu. Hayatımda birçok ironi bulunabilir, ama bu hayatımın ironisiydi.
 
Bu ironiyi birçok gazete yorumcusu meslektaşım dile getirdi. Onların hepsine şükran borçluyum. Bunu en veciz bir şekilde ifade eden ise Etyen Mahçupyan oldu: “Şahin Alpay… bir darbeye destek verecek belki de en son kişidir,” diye yazdı. (Karar, 30.10.2017)
 
Yargılandığım davanın iddianamesi hakkında en net ve açık yorumu da ceza hukukçusu Prof. Dr. Köksal Bayraktar yaptı: “Bugüne kadar okuduğum en vahim iddianamelerde bile böyle bir niteleme görmedim. Savcı delil olmadığını açıkça söylüyor. Ceza hukukunda suç olmayan bir şey delil olamaz. Bu kadar açıktır. Bu tamamen belirsizliğin hâkim olduğu son derece müphem bir suçlamadır. Bir amaca hizmet etmekten söz edilirken, bu amaca nasıl hizmet ettiği gerekçelendirilmeyerek bu belirsizlik adeta delil yokluğu seviyesine indiriliyor. Dolayısıyla delil yokluğu ikinci kez suçun olmadığını ortaya koyuyor.” (Aktaran Sedat Ergin, “ Şahin Alpay’dan darbeci çıkar mı?” Hürriyet, 20.09.2017)
 
Yakında 74 yaşıma basacağım. Bir dizi kronik hastalığım var. Hayatta kalan tek beklentim son yıllarımı eşim, çocuklarım ve torunlarımla geçirebilmek. Oysa ne zaman hürriyetime kavuşabileceğime dair en küçük bir fikrim yok.

Bu da başka bir ironi.