MİT haberi davası: Üç gazeteciye tahliye

Libya’da hayatını kaybeden MİT mensubunun cenazesini haberleştirdikleri için tutuklanan gazeteciler Odatv Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv gönüllü muhabiri Hülya Kılınç, Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel, Yeniyaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik, Yeniyaşam gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.

Davada tutuklu gazeteciler dışında Birgün gazetesi yazarı Erk Acarer ve CHP Akhisar Belediyesi Basın Birimi görevlisi E.E.’de şüpheli sıfatıyla yer alıyor.

Dava, İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Davaya ilişkin yaşanan gelişmeler şöyle:


21.30 - Üç gazeteciye tahliye

Aradan sonra mahkeme heyeti yerini aldı. Mahkeme verdiği kararı açıkladı. Mahkeme Barış Terkoğlu, Ferhat Çelik, Aydın Keser hakkında tahliye kararı verdi. Mahkeme ayrıca Barış Pehlivan, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel'in tutukluluk halinin devamına hükmetti. duruşmayı 9 Eylül'e erteledi.


20.00 - Mahkemeye ara verildi

Avukatlar savunmalarını bitirdi. Duruşmaya 45 dakika ara verildi.


19.20 - Savcıdan mütalaa

Duruşma savcısı mütalaasını verdi. Mütalaada savcı şunları kaydetti:

"Gelecek celseye kadar esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için süre verilmesi. Erk Acarer yakalama kararı devam. Hepsinin tutukluk halinin devamına..."

14.08-  Duruşmada gazeteci Ferhat Çelik'in savunmasına geçildi

"Dört aydır tecrit altında olduğumuz için konuşmayı unuttuk, dilim sürçerse affola. Gazetecilik öyle bir hale geldi ki medyanın yüzde 95'i iktidarın hakimiyeti altında. Diğer yüzde 5 de muhalif yayın yapmayan çalışıyor.

Örneğin İzmir'de bir camide marş okunuyor. Böyle olduğunda sorumlular bulunur, kadın cinayeti olur faili konuşulmaz. Dolayısıyla gazetecilik ters yüz edildi biraz. 

Bir ülkede Cumhurbaşkanı Libya'da birkaç tane şehit var diyorsa, gazeteci merak eder. İnsanın aklına yurt dışında bir şehit olduğu için doğrudan asker geliyor. "Sosyal medyada yakınları paylaşım yapıyor, fotoğraflar paylaşılıyor. Gazeteci açık kaynaklardan tarama yapar.

Bilgiye ulaşınca mantığa oturuyorsa doğrudur dersin, bunu yapmak için talimat almam gerekmez. Eğer Cumhurbaşkanı birkaç tane şehit var diyorsa o kadarla yetinmen gerek. Bu nasıl bir gazetecilik?

O dönem kimi gazeteler de bu iddiayı haberleştirdi. Birkaç tane şehidin kim olduğu da o zaman belli değil. Bizim iki haberimiz suçlama konusu.

Bir tanesi basılı gazetede, bir tanesi internet sitesinde yayınlandı. Ancak savcı diyor ki ilk olarak Yeni Yaşam gazetesi basılı gazetede yayınlamıştır.

Odatv'nin haberinin tamamı iddianamede. Ancak bizim haberlerin içeriği yazmıyor yalnızca başlıklar verilmiş. Haberin içeriğinde ne vardı peki?

Yeni Yaşam gazetesi, P24 ve Yeniçağ gazetesinde yazılanları derlemiştir. Onları hedef göstermiyorum, gazetecilik yapmışlardır.

Haberlerimiz iddianamede yer almamış, muğlak ifadelerle suçlama yöneltilmiştir. Bizim suçlamalara karşı yaptığımız savunma da yer almamış. "Biz İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafından önce serbest bırakıldık.

Kararda haberin daha önce yayınlandığı gibi gerekçeler vardı. Sonra hakkımızda yakalama kararı çıkarıldığını öğrendik. Tutuklanacağımı biliyordum. Haberimin arkasında duruyorum. Haber ortada. İnsan sormadan edemiyor: Her şey ortadayken biz neden hedef alındık?

MİT Kanunu gazeteciliğin elini kolunu bağlıyor. Ben önceden bilemem kim MİT mensubu kim değil. Açık kaynaklardan kopyala-yapıştır şekliyle aldığım haberler nasıl casusluk yapmış olabilirim?

Devletin gizli kalması gereken bir bilgiyse bu, savcılık haberden sonra neden 12 gün bekledi bizi ifadeye çağırmak için? Herkes MİT mensubu olabilir. Ben bir haberi yaparken sen MİT'çi misin diye mi sorayım? Biz bu haberi yayınlarken bu insanların kimlik bilgilerinden bihaberiz. Gizli kalması gereken bilgi nedir bunu da söylemiyor iddianame.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Libya'da olduğu bilgisiyse bu gizli bir bilgi değil. Bu bilinen bir şey. Erdoğan bizzat kendisi söylüyor MİT'in orada olduğunu. Biz gazetecilik yapıyoruz, bir kamu görev yapıyoruz. Talimat almayız. Bu işe başlarken Musa Anter, Hrant Dink, Metin Göktepe gibi isimlerden feyz aldım. Bir ifşa kastımız yok.

Bu haberden sonra Ümit Özdağ, MİT mensubu olduklarını açıklamış. Manisa'daki cenazeye MİT çelenk yollamış. Kimse orada herhangi bir önlem almamış.

Dört yıl da gerekirse yatarız. Basın şehitlerinin anısına ses çıkarmam. Ama bu ülke kaybediyor. Basın özgürlüğü endeksinde son sıralardayız. Bana kişisel olarak ne kaybettirecek? Böyle küçük bir olaydan, böyle büyük bir suç yaratmak doğru değildir.

Vicdanlarda zaten beraat etmişiz, özgürüz. Mahkemeye düşen de bunu hukuken tasdiklemek. Bunun haber olduğunu, ifşa kastının olmadığını size sunuyorum."

12.15 - Tutuklu gazeteci Murat Ağırel savunmasını yaptı

İddianamenin okunmasının ardından Yeniçağ yazarı Murat Ağırel savunmasına başladı. Ağırel savunmasında "MİT'in Libya'da görev yaptığını ilk duyuran kişi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır. 2937 sayılı kanuna göre Cumhurbaşkanı suç mu işlemiştir? Kanunda "Cumhurbaşkanı" hariç diye bir ibare var mıdır? Bizler MİT'in nerede görev aldığını nasıl bilebiliriz?" dedi.

Ağırel'in savunması şu şekilde:

"Mahkemenizde şüpheli sıfatı ile bulunma nedenim, 2937 sayılı Kanunun 27. maddesi ile birlikte TCK'nın Devlet Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama başlıklı 329 maddesinde tanımlanan suçları işlediğim iddiasıdır. Kumpas davası olan Ergenekon davasından 2019 yılında beraat ettim. 

Şubat ayının ilk haftasında 'Sarmal' isimli kitabım satışa çıktı. Satışa çıkmasından sonra bir ilgiye mazhar oldu. Bu nedenle devamlı tanıtımlara ve kitap imza günü etkinliklerine katıldım.

22 Şubat günü yani suç işlediğim iddia edilen tweet paylaşımını yaptığım gün, CKM (Cadde Bostan Kültür Merkezi)’nde imza günü etkinliği saat 15:00 da yapılacaktı. O günün sabahında Tele1 TV'de Namık Koçak'ın programına canlı yayın konuğu olarak katıldım ve kitabım hakkında konuştuk. Sonrasında Kadıköy CKM'ye gittim. İmza etkinliği başlamadan yirmi dakika önce Sputnik Radyo RSFM'de Ahu Özyurt'un sunduğu programa telefon bağlantısı ile canlı yayına bağlandım. Bu canlı yayın 14:40 da başladı 15:00'a kadar sürdü. Konu sadece kitabım 'Sarmal'dı.

Yazımı hazırlamam ve göndermem ancak saat 22:10 civarında gerçekleşti. Gün boyunca haberlerden uzak kalmıştım. Haber özetlerini izledim televizyondan. Sayın Cumhurbaşkanı bir otoyol açılışına katılmış ve açıklamalar yapmıştı. Açıklamasında 'Libya' da birkaç tane şehidimiz var' demişti. Yanlış duydum herhalde diye düşündüm, Cumhurbaşkanlığı ve Anadolu Ajansı'nın haberlerine baktım. Tekrar dinledim. Gerçekten Cumhurbaşkanı şehitlerimiz için 'tane' demişti. İnanılmaz üzüldüm. Bu vatan uğruna gözünü kırpmadan can veren yiğitlerden eşya gibi 'tane' diye bahsedilmesi çok üzmüştü beni. Yazımı göndermemiş olsam bu konuda yazacaktım. Şehitlerimizin kaç kişiydi? İsimleri neydi? Bunu öğrenip sosyal medyada paylaşmayı, sonrasında da yazı yazmaya karar verdim.

Sosyal medyaya baktım. Konu hakkında binlerce kişi paylaşımında bulunmuştu. Daha öncesinde ise Libya'da bir geminin vurulduğu ve şehitlerimizin olduğu haberleri vardı hatta Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'a da bu sorulmuştu. Sayın Kalın isabet etmediğini bildirmişti. Hatta geminin vuruldu videoları yayınlanmıştı.

Bu habere ait şehitler hakkında da paylaşımlar yapılmıştı. Benim dikkatimi ise Habertürk Güvenlik Uzmanı olan askeri harekât konularında devamlı TV'lerde gördüğümüz ve şehitler konusunda en doğru bilgiler veren Abdullah Ağar'ın 19 Şubat'ta yaptığı 'Vatan kimi zaman bilinen kimi zaman da Bilinmeyen kahramanlarıyla yükselir' yazıp ek olarak paylaştığı fotoğraflı paylaşımı çekti.

Her Türk evladı gibi ben de her şehit haberinde çok üzülüyorum. Çünkü şehitleriz 'tane' değildir. İşte tam bu saikle, gazeteciliğin vermiş olduğu haber refleks ile düzgün, doğru bilgileri ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.

8. Sulh Ceza Mahkemesi karşına çıktım. Savcılık ifademi tekrarladım. Belgeleri sundum. Mahkeme adli kontrol şartı ile serbest bıraktı beni. Tahliye olduktan birkaç saat sonra daha önce planlanan Ankara kitap fuarına katılmak üzere Ankara'ya hareket ettim. Dönüşte arandığımı eski kayınvalidemin evine gidildiğini, kayınbiraderimin de Vatan Caddesine gidip tutanak tuttuğunu aranmam üzerine öğrendim. Polis memuru ile konuştum "beni arasalardı zaten gelirdim" dedim. Yolda olduğumu birkaç saate geleceğim bildirdim.

Paylaşımımı yaptıktan sonra küfür, hakaret ve tehdit mesajları geldi. Anlam veremedim. Çünkü benim paylaşımlarıma asla böyle bir şey yapılmazdı. Hesabımı gizli yani kilitli duruma getirdim. Paylaşımımı da avukatım Aylin Özgül Kırmızıoğlu’na gönderdim ve kontrol etmesini istedim. Ben de ertesi gün hazırlıklarını yapmaya başladım. Bir süre sonra avukatım aradı "hiçbir şey yok paylaşımda, şehit haberlerinden ne olur" dedi. Ben hazırlanmaya devam ettim. Yine de rahatsız oldum. Aklım takıldı. Paylaşımı kaldırmak istedim. Telefonumu elime aldığımda Turkcell servisinden bir mesaj aldım.  '2 G'ye geçmek istiyor musunuz onaylıyor musunuz?'  tarzındaydı. Anlam veremedim. Turkcell operatörü aramak istedim ancak telefonum arama yapmıyordu. Aynı mesajdan bir kez daha geldi. Ters bir şeyler oluyordu. Twitter hesabıma baktım ancak giriş yapılamıyordu. Maillerimi kontrol ettim. Ona da erişemiyordum. Hesaplarım ele geçirilmişti. Uçak saatine kadar hesaplarımı geri almak için uğraştım başaramadım.

Sizi anlattığım haberleri sosyal medyadan derlemem ve şehitlerimiz hakkında paylaşım yapmam toplam 50-60 dakika içerisinde gerçekleşmiş ve sadece 43 dakika aktif kalmıştır. Sonrasında hesabımı ele geçirenler tarafından paylaşım kaldırıldı. Sabah Batuhan Çolak aradı ve aynı şekilde hesaplarına el konulduğunu bildirdi. Savcılığa da bu konuda suç duyurusunda bulundum. O günden sonra konu kapandı. Odatv haberi ile benim paylaşım arasında 11 gün vardı. OdaTV haberinden Barış Terkoğlu gözaltına alınınca ancak haberim oldu. Haberin içeriği hakkında bilgi sahibi olduğumda ise şaşırdım. Zira ben tören yapılmadığını biliyordum. Bunu da paylaşımımda belirtmiştim. 8. Sulh Ceza Mahkemesi karşına çıktım. Savcılık ifademi tekrarladım. Belgeleri sundum. Mahkeme adli kontrol şartı ile serbest bıraktı beni. 

Avukatım ile birlikte gidip teslim oldum. Sonrasında 5. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarıldım. Savcı 11. Sulh Ceza Mahkemesi’ne itiraz etmiş, Nöbetçi 5. Sulh Ceza olduğu için davaya bu mahkemenin baktığını öğrendim. Mahkemede savcının 24 saat dolmadan neden tutuklama istediğini öğrenmek istediğimizde "kaçma şüphesi" ve "delilleri karartma" gibi nedenlerin ileri sürüldüğünü öğrendim. Yani yeni bir gerekçe de yoktu. Aynı iddia ile 8. Sulh Ceza Mahkemesi tahliye etmişti. Savunmamı yaptım. Avukatlar savunmasını yaptı. Ara verildi. Sonra karar için içeriye çağırıldık. Ben savunma kürsüsüne tam geçmeden ve avukatlar daha salona girmeden, mahkeme başkanı bana "tutuklandın" dedi dışarı çıkardı. Avukatım Aylin Hanım itiraz etti ancak yararı olmadı. O esnada 13-15 avukat, üç milletvekili de evrakları kontrol etti. Tüm yaşananlar kameralarca kayıt edildi her an. Mübaşir bir hata yapıldığını söyledi ve evrakları almak istedi ancak vermedik. Mübaşir içeri gitti ve bu sefer kalem görevlisi ile geri geldi ve cam kenarında diğer suretleri incelediler. Ben de yanlarına gidip nasıl böyle bir şeyin olduğunu sordum. Anlamaya çalıştıklarını söylediler. Avukatlarım hâkim ile görüşmek istedi. Mübaşir durumu mahkeme başkanı bildirdiğinde sesler koridora kadar geldi. Sonra polisleri çağırdı mahkeme başkanı. Bir süre sonra düzeltilmiş karar geldi. Avukatlarım karara şerh düştüler ve tutanak şeklinde kararın altına yazdılar.

Polislerin nezaretinde Silivri'ye teslim edildim. Bu anlattıklarım noktası ve virgül ile yaşadıklarımın tamamıdır. İlk günden itibaren tüm mahkemelere belgeleri ile birlikte itirazlarda bulunmamıza rağmen dikkate alınmadı ve ret cevabı verildi. Hukuki savunmayı avukatlarım yapacaklar, tabii ki ancak iddianamenin nasıl gerçekleri yansıtmadığını yine belgeleri ile anlatmak istiyorum.

Bu durumda MİT'in Libya'da görev yaptığını ilk duyuran kişi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır. 2937 sayılı kanuna göre Cumhurbaşkanı suç mu işlemiştir? Kanunda "Cumhurbaşkanı" hariç diye bir ibare var mıdır? Bizler MİT'in nerede görev aldığını nasıl bilebiliriz?

 

Hukuk cinayetinin işlendiği mahkeme kararı ile tutuklandım. Gerçeği öğrenmek yerine savcılık makamı sahte diye baskı kurmuştur. Mahkemeler sunduğumuz dilekçeleri görmezden gelip katalog suçları terör suçları gibi dava konusu ile alakası olmayan maddelerle tutukluluğun devamına karar vermiştir. Tüm soruşturma sürecinde gizli kalması gereken bilgiler medyaya servis edilmiş ve kamuoyunda dava ile ilgili algı yaratılmaya çalışılmıştır. Aynı yapılar tarafından silinen tweet mesajlarım sanki suç gibi servis edilmiştir.

Yeniçağ yazarı Murat Ağırel savunması sona erdi. Murat Ağırel, savunma için ek süre talebinde bulundu. Ağırel'in sorgusu yapılıyor.


12.00 - Duruşmada iddianame okunuyor

Artı Gerçek'in duruşmadan aktardığına göre tutuklu gazeteciler için adliye önünde bir araya gelip destek açıklamaları yapan meslektaşları duruşma salonuna alınmadı. Saat 10:30 başlayacağı duyurulan duruşma geç başladı. Milletvekilleri dışında altı sanık yakını ve altı gazeteci olmak üzere 12 kişinin takip etmesine izin verilen duruşma ailelerin alınmaması üzerine başlayamadı. Duruşma salonuna giren bazı gazeteciler yerlerini ailelere bırakarak duruşma salonundan dışarı çıktı. Duruşma tutuklu gazetecilerin avukatlarının da duruşma salonuna alınmasının ardından, yoklaması yapılarak başladı. Şu an mahkeme heyeti iddianameyi okuyor.


11.35 - Duruşma salonundan fotoğraf

Gazeteci İsmail Saymaz, duruşma salonundan tutuklu gazetecilerin fotoğrafını "Barış'lardan selam var" diyerek paylaştı.


10.30 - DİSK Basın-İş: Gazetecilik suç değildir

DİSK Basın-İş'ten ilk kez hakim karşısına çıkacak gazetecilere destek geldi. Yapılan açıklamada "Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Ferhat Çelik, Aydın Keser ve Murat Ağırel için Çağlayan’dayız. Bir kez daha haykırıyoruz. Gazetecilik suç değildir. Arkadaşlarımızı serbest bırakın" denildi.


10.20 - Basın meslek örgütleri duruşmayı takip etmek için Çağlayan'da

Basın meslek örgütü ve inisiyatifleri davanın görüleceği Çağlayan Adliyesi'nde. Duruşma öncesi İstanbul Adliyesi’nin bulunduğu Çağlayan’da Haberin Var Mı İnisiyatifi bir basın açıklaması yaptı. Açıklamaya CHP Milletvekilleri Tuncay Özkan, Muharrem Erkek, Mahmut Tanal, Gökhan Özbek, Sera Kadıgil, Onursal Adıgüzel, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, TİP İstanbul Milletvekili Erkan Baş, bağımsız milletvekili Ahmet Şık, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu ile Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK Basın İş Sendikası Başkanı Faruk Eren, RSF Türkiye Raportörü Erol Önderoğlu ve çok sayıda insan katıldı.

Çağlayan'da davayı takip etmek için bulunan gazeteci Fatih Polat, "Başından beri söylediğimiz gibi onlar tutukluyken hiçbirimiz özgür değiliz" diye yazdı.


Gazeteciler neyle suçlanıyor?

DW Türkçe'nin haberine göre MİT mensubunun cenazesine ilişkin haberler ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanan altı gazeteci 100 günü aşkın süredir cezaevinde.

İddianameye göre altısı tutuklu sekiz gazetecinin, “devletin güvenliğine ve iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamasıyla beşer yıldan 10’ar yıla kadar hapsi isteniyor. Ayrıca gazeteciler hakkında “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlamasıyla dörder yıldan 10’ar yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Suçlamalar Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 329/1. maddesi ve MİT Kanunu’nun 27. maddesine dayandırılıyor.

13 Nisan’da İnfaz Yasası’na eklenen madde ile MİT Yasası'na muhalefet suçları infaz indirimi kapsamı dışına çıkarıldı. Böylece soruşturma kapsamında tutuklanan gazetecilere tahliye yolu kapandı.