Nazlı Ilıcak ve Erdoğan’la bir gece

O gece Kanlıca köşkündeki Nazlı Ilıcak’ın davetine idealist gazeteci olarak değil tamamen ailevi ilişkilerim nedeniyle tesadüfen katılabilmiştim.

Tempo Dergisi’ndeki köşemde dünyayı değiştirmeye aday bir hayalperestim ve davetliler arasında bulunan duayenim rahmetli babam Yavuz Gökmen ve Fehmi Koru ile birlikte saat tam da 18.00’da kapıya dikildik.

Büyük demir kapıyı hem ufacık hem de heybetli görünebilmeyi her şekilde başarabilen Nazlı Ilıcak açıp bizleri havuz başına buyur etti.

Kanlıca’daki köşk bahçe içinde iki ev ve ortada havuzdan oluşuyordu.

Oturur oturmaz bize buz gibi beyaz şarap, Fehmi Koru’ya demli çay ikram etti. O yıllarda eşi olan Emin Şirin de koştura koştura yanımıza geldi. Kızı Aslı da köşkteydi gazeteciliğe adım atmıştı hatta Reha Muhtar’ın ekibinde çalışıyordu. Aslı bir ara kulağıma eğilip “ay çok sıcak oldu, şu havuza atlayasım var” dedi.

Atlayamazdı pek tabii evine ‘bizim mahallenin’ büyük ağabeyleri geliyordu; Mehmet Altan, Salih Memecan ve eşi Nursuna Memecan, Mehmet Ali Birand, Ahmet Altan, Ahmet Hakan.

Ardından Abdullah Gül, Bülent Arınç, Recai Kutan, Recep Tayyip Erdoğan da gelince biz konuklar yemek için Nazlı Ilıcak’ın köşküne bir kaç adım mesafedeki Aslı Ilıcak’ın müştemilatına davet edildik...

Mönü belliydi; Kayseri mantısı... İki büyük masa kurulmuştu. Basit ama etkili mönü bizzat Nazlı hanım tarafından tabaklara servis edilirken hayatımda ilk kez bu kadar önemli bir sofrada bu kadar sade bir mönü görüyordum. Annem olsa 40 çeşit hazırlar yine de tatmin olmazdı.

Nazlı Ilıcak tek tek tüm konuklarıyla ilgilendi. Bir kaşığa 40 mantının sığdığını kontrol ederken Abdullah Gül mönüye tam puan verdi.

Masada sağ yanımda Recai Kutan, karşımda ise Abdullah Gül vardı. Sonraları rakip olacaklardı. Bülent Arınç ve Recep Tayyip Erdoğan diğer masada yemekteydi...

O gece; Yavuz Gökmen, Aslı Ilıcak, Nazlı Ilıcak ve ben şarap içtik... Mehmet Ali Birand’ın içki içip içmediğini hatırlayamıyorum, diğer davetlilerin neden içmediğini ise yıllar sonra anladım. Şarap ikramı yazıldı çizildi eleştirildi...

Neyse o gece Tayyip Erdoğan dışında kimse şarap bardaklarını süzmedi, bu bakışlardan irkilip başka yudum alamadığım için de hiç unutamadım. Ama sonraki yıllarda da şarap da meyve suyu da ayran da hep Ilıcak’ın mönüsünde yerini aldı.

Recai Kutan, Kayseri mantılarını kaşığına parmağı ile ittirirken ben önce şaşırdım. Defalarca Necmettin Erbakan’ı izlemiş bir muhabir olarak Kutan’ın yenilikçi değil, gelenekçi olabileceğini düşündüm.

Kahveler içilirken ki kahve yerine şarap içmeyi sürdürenler vardı. Sohbet Nazlı hanımın evinde devam ediyordu ki ben de fırsat bulup tek bir soru sorabildim:

“Sayın Tayyip Erdoğan sizin bir politikacı olarak hırsınız yok mu, Recai Kutan yerine genel başkan olmayı ister misiniz?”

Çok klişe bir yanıt aldım. Zaten yasaklıydı... Sorumun manasızlığını zaman bana gösterdi.

Abdullah Gül, o gece masada telefon varken asla konuşmayacağını uzun uzun anlattı ve sözlerinin bir bölümünde “demokrasi gerçekten de en ideal yönetim biçimi mi” diye sordu ki bu soru yıllardır kafamda asılı durur.

Saat gece yarısına doğru Nazlı hanım davetlileri tek tek uğurladı. Kanlıca’da Nazlı Ilıcak’ın müştemilatındaki yemekle yeni sağın amiralleri basına lanse edilmiş oldu.
 

O geceyi durup dururken anlatmadım. Nazlı hanım müebbetle yargılanırken o masa ve Kayseri mantısı aklıma geldi! Nazlı Ilıcak’ın sofraları ve davetleri sonraları da devam etti. Yazarların Basının etkili kalemlerinin yeni sağın liderleriyle kaynaşması o masalarda oldu. Ertuğrul Özkök de o köşkün misafirleri arasına katılmış, yazısından öğrendim.

Nazlı Ilıcak, Bodrum’da artık benim yaşadığım köyümde gözaltına alınırken de müebbetle yargılanırken de içim resmen cız etti!

Kim ne derse desin o benim gözümde hep sahici bir kadın, iyi bir ev sahibi ve AK Parti’nin mimarıdır. Farklı uçları aynı masalar etrafında bir araya getirmeyi her zaman başaran -düşüncesiyle kalemiyle var olan- Nazlı hanım için Gazeteciler Cemiyetinin bile bağıra bağıra ‘özgürlük’ diyememesinin nedenini bir türlü bulamıyorum.