Umman ikinci bir Yemen olur mu?

Geçtiğimiz günlerde ölen Sultan Kabus’un yarım yüzyıllık iktidarı döneminde Umman, kaynayan kazan Ortadoğu’nun istikrar adalarından biri oldu.

Ülkesini bir hayalet ülke haline getirerek Basra Körfezi’ndeki Kıyamet senaryolarının dışında tutabilen Kabus’un politikaları sayesinde bölgedeki en çalkantılı dönemlerde dahi Umman’ın adı neredeyse hiçbir şekilde gündeme gelmedi. Ancak Kabus’un ölümüyle Umman’ı bekleyen tehlikeler de yüzünü göstermeye başladı.

Gösteriler sonu koltuğunu kaybeden Sudan Lideri Ömer Hasan el Beşir ve geçtiğimiz yıl sonunda hayatını kaybeden Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’dan sonra Sultan Kabus, son bir yıl içinde sahneden çekilen üçüncü Ortadoğu lideri oldu. 10 Ocak’ta ölen ve ismi Umman ile özdeşleşen Kabus, elli yıllık saltanatı ile bölgede iktidarda kalan en uzun süreli isim oldu.

Sultan Kabus geride ne çocuk, ne de kardeş bıraktığından koltuğu kuzeni Heysem bin Tarık’a kaldı. Koltuk devri şimdilik sorunsuz yaşanmış görünse de yeni sultanının selefinin mirasını nasıl devam ettireceği büyük bir merak konusu.

Hem İran ve hem rakip kampta yer alan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Basra ve Aden Körfezi’nden Kızıldeniz’e Yemen’den Irak müthiş bir güç mücadelesi sergiliyor. Bu güç mücadelesi Umman üzerinden de devam ediyor. Ancak Kabus, usta manevralarla bu mücadeleyi topraklarına taşımadı.

Umman her ne kadar batı komşusu Yemen kadar fakir olmasa da kuzeydeki komşuları Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar kadar muazzam hidrokarbon yataklarına sahip değil. Bu da ülke ekonomisini kırılgan hale getiriyor. Petrol gelirleri hızla tükenen Umman, kaynaklarının önemli bir kısmını, 2011’de Arap dünyasını kasıp kavuran gösterilerin topraklarına da sıçraması üzerine, göstericilerin taleplerini dindirmek için kullandı.

Sübvansiyonlar artırılırken, işsizler için devlet kurumlarında ek kontenjanlar açıldı.

Beş milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı başka ülkelerden gelen göçmenlerden oluşan Umman son yıllardaki en büyük sınavını 2017’deki Katar ablukası sırasında verdi.

Suudi Arabistan öncülüğünde başlatılan ablukada, tüm baskılara rağmen Katar bağlantılı uçakların hava sahasını, gemilerin de limanlarını kullanmasına izin verdi.

Sultan Kabus, dönemin Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın 2013 yılında Körfez İşbirliği Konseyi’ni Körfez Birliği’ine dönüştürme fikrine de karşı çıkmış, yine Suudi Arabistan liderliğinde 2015’te başlatılan Yemen’e yönelik başlatılan operasyonlarda da yer almayı reddetmişti.

Umman’ın tarafsızlık politikası ABD Başkanı Barrack Obama’nın İran’la nükleer silahsızlanma için gizli görüşmeler yapmasının da yolunu açtı. Ancak İran karşıtı şahin politikalarıyla bilinen Donald Trump’ın Suudi Arabistan yanlısı politikalar izlemesi, Sultan Kabus’un cenaze törenine alt düzeyde temsilciler göndermesiyle Umman’a yönelik bakışını da ortaya koydu.

Umman’ı ürküten konuların başında şüphesiz Birleşik Arap Emirlikleri’nin izlediği ‘hard power’ politikalar geliyor. Ummanlı yetkililerin zaman zaman özel görüşmelerde ülkesinin tıpkı Katar gibi Suudi Arabistan ve Emirliklerin ablukasına maruz kalmaktan korktukları daha önce medyaya yansımıştı.

Katar’ın tersine Umman’ın muhtemel bir ablukaya karşı dayanabilme gücü çok sınırlı. Bu tür bir senaryoda ya İran’a yaslanması gerekecek, ya da tamamen gelebilecek baskılara boyun eğmesi gerekecek.

Ancak baskılara boyun eğmesi de Umman için bir kurtuluş olmayabilir. Çünkü topraklarının bir kısmı üzerinde komşuları hak talebinde bulunuyor.

Umman’ın halihazırda komşularıyla problem olabilecek iki bölgesi bulunuyor. İlki ülkenin batısındaki Zofar bölgesi. Bu bölge Yemen’in doğusundaki Mahra bölgesinde yaşayan halklarla akrabalık bağlarına sahip. 1963-76 yılları arasında Yemen ve Umman arasında yaşanan Zofar savaşlarında Yemen bu bölgeyi ilhak etmeye çalışmış, ancak İran ve İngiltere’nin Umman’ın yanında yer almasıyla bunun önüne geçilmişti. Daha sonra Sultan Kabus, Mahra bölgesinde yaşayan halklara çifte vatandaşlık hakkı sağlayarak, muhtemel yeni bir krizi önlemeye çalışmıştı.

Yemen’in doğu ve güneyini işgal altında tutan Suudi Arabistan, İran’ın Babül Mendep Boğazı’ndaki muhtemel bir ablukasına karşın oluşturduğu alternatiflerden biri Mahra bölgesinden geçen bir petrol boru hattı. Bu hatla taşıyacağı petrolü Yemen’de inşa edeceği bir petrol limanına nakletmeyi planlıyor.

Aynı şekilde Yemen’deki iç savaşta hem Husilerle savaşan, hem de Suuri Arabistan’la gizli bir mücadele yürüten Emirlikler ise Yemen’e bağlı Sokotra Adası’nı fiilen kontrol ederek burada askeri bir üs inşa ediyor. Emirliklerin hali hazırda Kızıldeniz kıyısındaki Somaliland ve Eritre’de de askeri üsleri bulunuyor.

Umman’ı asıl düşündüren ise Basra Körfezi’nin Hint Okyanusu’na açıldığı Babülmendep Boğazı’na hakim noktadaki Musandam Yarımadası. İran’ın Bender Abbas Limanı’nın karşısında yer alan bu yarımadanın Umman ile kara bağlantısı bulunmuyor. Birleşik Arap Emirlikleri’ni oluşturan Fucayra ve Ras el Hayme emirliklerindeki kabilelerle yakın bağları bulunan bu bölgeyi Emirlikler kendi toprağı olarak görüyor.

Libya ve Yemen’de fiilen savaşan, pek çok noktada askeri üsler inşa eden Emirliklerin fırsat bulduğu an Umman’la Musandam konusunu çözmek isteyebileceği belirtiliyor. Umman’ın askeri ve ekonomik olarak Emirliklerle boy ölçüşmesi mümkün değil.

Sultan Kabus’un ölmesini bayram havasında kutlayan Emirlikler, yeni sultan Heysem’in, daha önce Emirlikler’den işadamlarıyla ortak işler yapmasının, Umman’ın yeni politikasının Emirlikler lehinde olabileceği şeklinde yorumlanıyor.

Yemen’de binlerce askeri bulunan ve aynı şekilde binlerce paralı askeri finanse eden, Libya’da Türkiye’ye karşı sıcak bir savaşın içinde bulunan Emirlikler’in Umman’la da yeni bir cephe açmasının önünde hiçbir engel bulunmuyor. Bu durumun farkında olan yeni sultan Heysem’in nasıl bir strateji izleyeceği ise Umman’ın kaderi üzerinde önemli bir rol oynayacak.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir