Tiny Url
http://tinyurl.com/y7nav8sw
Eyl 09 2018

NYT: Çin, Müslümanları kitlesel olarak dönüştürmek için eğitim kamplarında hapis tutuyor

Çin’in batısında, bir çölün hemen kıyısında, dikenli tellerin ardında kocaman bir bina bulunuyor. Binanın ön cephesindeki büyük kırmızı Çince karakterler insanları Çince öğrenmeye, hukuk çalışmaya ve meslek edinmeye teşvik ediyor. Kapıda ziyaretçilerin hoş karşılanmadığını belli eden muhafızlar bekliyor.

İçeride yüzlerce müslüman Uygur Türkü, günlerini bir endoktrinasyon programında, baskı altında geçiriyor, konferanslar dinlemeye, Çin Komünist partisini öven marşlar söylemeye ve “özeleştiri kompozisyonları” yazmaya zorlanıyorlar. Bu merkezlerde tutulmuş ve sonradan bırakılmış insanların anlattıkları bunlar.

Amaç, İslam dinine duyulan her türlü bağlılığın silinmesi. 41 yaşındaki Abdülselam Muhammet, polis tarafından bir cenazede Kur’an’dan bir ayet okuduğu için gözaltına alındığını anlatıyor. Yakınlardaki bir kampta iki ay geçirdikten sonra, birlikte oldukları 30 kişiyle birlikte ondan da eski hayatını reddetmesi talep edilmiş.

Muhammed öfkesine içine atıp, kendisinden istenileni yapmış. “Orası aşırılıkçı akımlardan kurtulunacak bir yer değildi, orası intikam duygularını besleyen ve Uygur kimliğini silen bir yerdi,” diyor.

Hotan’ın dışındaki bu kamp, Çin’in son bir kaç yılda kurduğu bu çeşit yüzlerce kamptan biri ve Çin’in başlattığı, nefes kesici bir ölçeğe ve acımasızlığa sahip kampanyanın bir parçası. Yüzbinlerce Çinli Müslüman, haftalar, hatta aylar boyunca, çoğu zaman kendilerine hiçbir suç isnat edilmeden bu kamplarda tutuluyor ve beyinleri yıkanıyor.

Çin’in Sincan bölgesiyle sınırlı olmakla birlikte, bu ülkede Mao döneminden beri görülen en kapsamlı gözaltı programı bu. Ve sayısı giderek artan uluslararası kınamaların da odak noktası.

Çin yıllardan beri İslam dininin gereklerinin yerine getirilmesini kısıtlamaya çalışıyor ve 24 milyonluk nüfusunun yarısından fazlası müslüman olan Sincan bölgesini demir bir yumrukla yönetiyor. Bu nüfusun çoğu Uygur Türkü. Dinleri, dilleri ve kültürleriyle birlikte, Uygurların bağımsızlık hareketleri ve Çin hakimiyetine gösterdikleri direnç de, uzun yıllardır Pekin’i rahatsız ediyor.

Hükümet karşıtı bir dizi şiddet eyleminin 2014 yılında zirve yapmasıyla birlikte, Komünist Partisi Genel Sekreteri Xi Jinping baskıyı çok büyük ölçüde artırarak, Uygurları ve diğer Müslüman azınlıkları sadık Çin vatandaşlarına ve parti destekçilerine dönüştürmek amacıyla acımasız bir kampanya başlattı.

Yetkililer, kitlesel gözaltı uygulamalarının yanı sıra, muhbir kullanımını da artırdılar, polis gözetlemesini genişlettiler, hatta bazı insanların evlerine video kameraları bile yerleştirdiler. İnsan Hakları uzmanları bu kampanyanın Uygur toplumunda büyük bir travmaya yol açtığını ve aileleri böldüğünü söylüyorlar.

Ancak Çin Sincan’da hak ihlalleri yaşandığını inkar ediyor. Geçtiğimiz ay Birleşmiş Milletler’de yapılan bir toplantıda, Çin temsilcileri söz konusu kampların siyasi eğitim amaçlı olmadığını, bu kamplarda küçük suçlar işlemiş insanlara meslek eğitimi verildiğini belirttiler.

Ancak, aralarında resmi yönergeler, akademik çalışmalar, haberler ortaya çıkan inşaat projeleri ve bu kamplarda kalmış insanların görgü tanıklıklarının da bulunduğu kanıtların çokluğu, hükümetin bu ‘endişe edecek bir şey yok’ yollu savunmasıyla çelişiyor.

Hükümetin kendi resmi belgelerinde, “eğitim yoluyla dönüşüm” adı verilen, çok büyük bir kamp ağından bahsediliyor.

New York Times’ın görüştüğü ve yakın geçmişte Sincan’daki bu kamplarda tutulmuş dört kişi, gardiyanların sözel tacizine uğradıklarını, marş söylemeye, konferans dinlemeye ve düzenli olarak özeleştiri verme toplantılarına katılmaya zorlandıklarını ve ne zaman serbest bırakılacağını bilememenin yarattığı gerilimi anlattılar.

Bir siyasi eğitim kampındaki uzun gün, genellikle sabah koşusuyla başlıyor. Daha sonra Çince “Komünist Partisi Olmasaydı, Yeni Çin de Olmazdı” gibi marşlar söyleniyor.

Bu marşların sözlerini hatırlayamayanlara kahvaltı verilmediği için, herkes marşın sözlerini ezberliyormuş. Çoğu gün, İslamcı radikalizmi veya Uygur bağımsızılığına yönelik düşünceleri benimsemenin veya Komünist partisine karşı çıkmanın kötülüklerini anlatan uzun konuşmalar dinletiliyor, Çin kanunlarının ezberletildiği dersler veriliyor.

Yetkililer İslam dinini tamamen yasaklamamışlar ancak gereklerinin nasıl yerine getirileceği konusunda çok dar bir çerçeve çizmişler. Örneğin evde başka misafirler varken dua okumak yasak.

Sincan bölgesel hükümeti geçtiğimiz yıl, söz konusu kampların açılmasını onaylayan bir “radikalizmle mücadele” yönergesi yayınladı ve bölgedeki idari birimlerin çoğunda bu kamplardan bulunuyor.

Hotan’daki parti yetkilileri tarafından yayınlanan bir yönergede  “İdeolojik bir virüsün bulaştığı herkes, hastalık henüz başlamadan evvel, eğitim yoluyla dönüşüm derslerine katılması için, zorunlu ikamet altında bakıma alınmalıdır” yazıyor.

Bu kamplarda tutulan Uygur, Kazak ve diğer Müslüman azınlıklardan kişilerin sayısı tam olarak bilinmiyor. Tahminler yüzbinlerce ile milyonlarca kişi arasında değişiyor. Sürgündeki Uygurlara göre ise bu sayı çok daha fazla.

Çin’in toplam nüfusunun %1.5’i Sincan’da yaşıyor. Ancak, Çin İnsan Hakları Savunucuları isimli sivil toplum örgütünün derlediği resmi rakamlara göre, geçtiğimiz yıl ülke çapındaki tutuklamaların %20’si bu bölgede gerçekleşmiş. Üstelik siyasi eğitim kamplarında tutulanlar bu sayıya dahil değil.

Kamplarda kalmış olanlar, insanların yurt dışındaki akrabalarını ziyaret etmiş oldukları için, evlerinde dini veya Uygur kültürü ile ilgili kitaplar bulunduğu için, ya da üzerinde Müslüman hilali bulunan tişörtler giymiş oldukları için bu kamplara yollandıklarını anlatıyorlar.

Resmi yönergelerden birinde insanlar “dini aşırılıkçılığın 75 belirtisi” hakkında dikkatli olmaya davet ediliyorlar. Bunlar arasında genç bir insanın sakal bırakması, cami dışında kamuya açık alanlarda dua edilmesi, ya da aniden sigara ve içkinin bırakılması gibi, başka ülkelerde son derece olağan karşılanan davranışlar da bulunuyor.