İntikam ve merhamet

Artık Ho Amcanın adıyla anılan Saygon’dan, Savaş Müzesinden allak bullak olmuş bir halde çıkmış, Chu Chi Tünellerine doğru gidiyorduk ki, rehber Tony iki elinin parmaklarını açarak, “Vietnamlıların şanslı sayısı dokuzdur!” deyiverdi.

Sağ elinin işaret parmağı yoktu.

Askerlikten ayrılabilmesi için parmaklarından birini kesmesi gerekiyormuş.

Önce başparmağını bağlayıp denemiş, sonra işaret parmağını.

İkincisinde karar kılmış, bir gün cebinden bıçağını çıkarıp…

Terhis edilmiş böylece.

“O günler çoktan geride kaldı,” demişti beraber geçirdiğimiz o birkaç günde, “ne olduysa oldu, artık önümüze bakmak zorundayız.”

Tüneller bölgesine geldiğimizde ikaz etti.

Yanından ayrılmak yasak, tek başına yürümek yasak, ormanın içine adım atmak yasak…

Vietnamlılar, Amerikan askerlerine karşı sayısı bilinmeyecek kadar çok bubi tuzağı hazırlamışlar ormanın içine.

Ezkaza yanlış basılmış bir adım sonucunda bacağınıza bir ok saplanabilir, boşta bekleyen bir kütük kafanızı uçurabilir yahut kazıkların çakıldığı bir çukura düşebilirmişsiniz. 

Başını kaldırıp ağaçların tepelerini taradı, bakışları sabitleşti, sol elini kaldırarak büyük bir yılanı işaret etti.

Çok zehirli olduğunu ama korkmamamız gerektiğini söyledi.

Fransızların ardından Amerikalılarla devam eden savaşta ormandaki yılanlarla da bir anlaşma yapmışlar.

Vietnamlılar, gündüzleri yerde gezen yılanları yakalayıp yiyorlarmış.

Mecbur oldukların söyledi Tony, benim beş dakika geçiremediğim o tünellerde seneler geçirmişti, yemek yemiş, sevişmiş, çocuk doğurmuş, hastaneler kurmuş, sohbet etmiş bir kuşağa mensuptu.

O yüzden yılanlar gündüzleri ağaçların tepesinde geçirmeyi öğrenmişler, savaştan bunca zaman sonra bile sadece geceleri iniyorlarmış…

Yürümenin, nefes almanın mümkün olmadığı bir omuz genişliğindeki tünellerden birine girdik.

Tepemizde bir yarasa vardı, Tony gene korkmamamızı söyledi, bir şey yapmazmış, zaten koca insana bir yarasa ne yapabilirmiş ki?

Beraber yemeğe gittik, Tony içecek olarak Coca-Cola söyledi, benim gözlerim yerinden fırladı, “geçti o günler,” dedi, “üstelik bunu içmeyi seviyorum!”

İnsanın müthiş bir affedebilme, unutabilme, üstünü örtüp hayata devam edebilme kudreti var.

Ama hiçbir şeyin zıddı olmadan var olamayacağı yasası uyarınca, aynı yüksek dozda şiddetli bir intikam isteğini de gene kendi bünyesinin içinde taşıyor.

İntikam ve merhamet, bir kâğıdın iki yüzü gibi öylece sırasını bekliyor.

Tony, her şeyi unutmaya hazır görünüyordu ama acaba gerçekten böyle mi hissediyordu?

Londra’da “Mutlu Tavuskuşu” adını verdiği restoranında geçmiş hayatının bütün çıldırmışlığından uzak ve mazbut bir yaşam süren -Jackie Chan’in oynadığı- Ngoc Minh Quan, okuldan aldığı kızı Fan’ı, sene sonu mezuniyetinde giymesi için elbise alacağı mağazaya götürür.

Kız heyecanlıdır, beğendiği elbiseden kendi bedenine uygun iki tane kalmıştır.

Quan, arabayı park ederken Fan mağazaya girmiştir.

Ansızın bir bomba patlar.

“Özgün IRA” adlı bir grubun üstlendiği bombalama sonucunda Fan hayatını kaybeder.

Bombalamayı düzenleyen Patrick O’Reilly adındaki genç IRA militanı, hücre evine döndükten sonra şöyle sorar: “Kaç kişi? Kaç kişiyi öldür müşüm?”

Kahraman olacağını sanan O’Reilly’e göre, bu ölümler İngilizlerin “derslerini almalarını sağlayacak” tek yoldur.

Quan’ın kızından başka onbir kişi ölmüş, kırk kadar insan yaralanmıştır.

Quan’ın artık hayatta tek bir amacı kalmıştır, her ne pahasına olursa olsun kızını öldürenlerden intikam almak.

Bana göre dünyanın en yakışıklı erkeği olan Pierce Brosnan’ın canlandırdığı Liam Hennessy, eski bir IRA militanıdır ve ateşkesten sonra Britanya ile İrlanda arasındaki diyalogu yöneten müsteşardır.

Quan, televizyon ekranında gördüğü Liam’ın makamına gider ve ondan isimleri vermesini ister.

Liam, bilmediğini söyler ama özel savaşçılık eğitimini Saygon’da aldığını öğrendiğimiz Quan ikna olmaz.

İntikam, artık benliğini ele geçirmiştir, Belfast’ta, Liam’ın çiftlik evinin etrafındaki ormanlık alanda bu meziyetlerini yıllar sonra yeniden sergilemeye mecbur olur.

Liam, bir başka yerde, “karısının kardeşini, babasını ve iki kuzenini” bu savaşa feda ettiğini söyler.

Şimdi barışı savunmak, dahası barışı korumak ile yükümlü bir siyasetçidir.

Quan onu öyle görmez; ona göre, IRA mensubu herkes teröristtir, hepsi aynı yılanın parçasıdır, Liam yılanın başı ile ucu arasında fark olduğunu, sadece bir tarafın ısırabildiğini söylese de intikam arzusuyla yanan Quan’ı ikna edemez.

Herkes bildiği yolda ilerler.

IRA, çeşitli yerlerde bombalar patlatarak masum insanların ölümüne sebep olur; Quan’ın gözü intikamdan başka bir şey görmez olmuştur, Liam bir şekilde kendi mevkisini korumanın derdine düşmüştür.

Bizim ülke için hiç de yabancı olmayan bir savaş türü bu.

Günün sonunda kimin kazandığını bilmediğimiz, bir kazananı da olmayan bir savaş var.

Gepegenç insanlar ölüyor bu savaşın sonucunda.

Sadece Fan değil ölen, askerler, gerillalar, siviller…

Korkunç bir intikam ateşi iki tarafın da benliğini ele geçiriyor, artık intikamdan, kandan başka bir şey görmez oluyor gözler.

İntikam duygusu hakim olduğunda kitleleri yürütmek çok kolaylaşıyor. 

Asker üniforması içinde bu ülkenin gencecik çocukları ölüyor, kalanlar daha da bileniyor; Kürt çocukları ölüyor, Kürtler bileniyor.

Aşılmaz sanılan bir nefret ve ölüm girdabına düşüyoruz, herkes “İntikam!” çığlıkları atıyor, çözüm, diyalog, uzlaşı, barış gibi kelimeler gündelik hayatta kendine yer bulamıyor.

Bir yerde bir savaş varsa, atılacak ilk adımın ateşkes olması gerektiğini düşünüyorum.

Önce silahlar susacak ki savaşla hiçbir alakası olmayan insanlar ölmesin, nefret birikmesin, intikam naraları atılmasın.

Quan, Fan, Tony, Kürt ve Türk gençleri…

İspanya’dan Kamboçya’ya, Güney Afrika’dan Kolombiya’ya, tarihin hemen her döneminde hep haksızlıklar ve buna isyan eden insanlar görüyoruz

Sonuç ölüm oluyor, Misak Manuşyan ölüyor, Vietkong gerillaları ölüyor, Kızılderililer ölüyor, Deniz Gezmiş ölüyor, Lorca ölüyor, Danton ölüyor, Gomidas ölüyor, Zweig ölüyor….

Filmin adını Türkçeye İntikam diye çevirmişler.

Ne yapıp edip, intikamın yerine “merhamet” duygusunun galebe çalacağı yollar bulmamız lazım.

Evet, Quan gibi milyonlar var yanımızda, her yerde, hiçbir günah işlemeyen sevdiklerini yitirmiş insanlar…

İntikam istiyorlar çaresizce.

O insanları anlamak, acılarını paylaşmak ve ne pahasına olursa olsun barışın bir yolunu bulmak zorundayız.

İntikam, savaş, kan, nefret girdabından başka bir çıkış yolu çünkü.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar