Kas 13 2017

Üniversiteler sessiz, konuşma işi cumhurbaşkanında

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) geçtiğimiz hafta 37 yaşına girdi. 37 yıldır kurulla ilgili eleştiriler, giderilmek bir yana, yoğunlaştı. Kurum her geçen gün siyasileşti. Yükseköğretim sistemi de, kurulla beraber siyasileşti.

Yakın zamana kadar, üniversitenin belirlediği altı rektör adayı arasından YÖK üç kişi seçiyor ve cumhurbaşkanına sunuyor; cumhurbaşkanı da bu üç isimden birini göreve atıyordu. YÖK ve cumhurbaşkanı elemeleri sırasında, adayın üniversiteden ne kadar oy aldığının dikkate alınmaması tartışmalara yol açıyordu. Adayların arasında üniversitede en yüksek oy alan kişinin rektör olarak seçilmediği sıklıkla görülüyordu.

Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Yakup Kepenek de, Pazartesi günü yayınlanan yazısında, "Bu aksaklığın giderilmesi için yapılması gereken, yasa değişikliğine gidilerek kesinlikle en çok oy alan adayın rektör olarak atanmasının sağlanması; daha katılımcı bir tutum sergilenerek üniversitenin öğrencilerini ve diğer çalışanlarının da rektör seçimine katılmasını sağlamaktı" diyor. 

Ancak geçtiğimiz yıldan beri, rektör atama sürecine üniversite öğretim üyeleri de katılmıyor. Adaylar YÖK tarafından belirleniyor ve cumhurbaşkanı, üç aday arasından seçim yapıyor. 

Kepenek, yazısında, üniversitelerin siyasallaşması yanlışının AKP iktidarında, yıkıma dönüştüğünü yazıyor. 

O kadar ki üniversite ise, başta, 4 bin 100’e ulaşan bilim insanının görevlerinden uzaklaştırılması; ilk ve ortaöğretimde bilimsellikten uzak ders kitapları; üniversiteye giriş sınavlarıyla sürekli oynanması gibi kendisini doğrudan ilgilendiren sorunlar karşısında bile tümüyle susuyor, ya da çok yanlış konuşuyor: örneğin bir rektör, nikâhsız olanların el ele tutuşmasını uygunsuz bulabiliyor; bir diğeri şeytanla mücadele edecek bilim insanı arıyor. Üniversite görevini yapmayınca, TEOG’dan vergi indirimine, kentlerin betonlaşmasından AKM’nin mimarisine, oradan cam filmi yasağının kaldırılmasına kadar hemen her konuda (...) cumhurbaşkanı konuşuyor.