Ferhat Tunç: Barış isteyen bir sanatçıyı yargılayan, yargı olur mu?

Sanatçı Ferhat Tunç, Türkiye'de hakkındaki yargılamalar ve baskılar sonucu Almanya'ya yerleşti. Yargılandığı davada mahkeme, Tunç'un Almanya'daki adresinden istenmesine karar verdi. Ferhat Tunç, “Almanya’nın pek çok eleştiriyi hak etmesine rağmen vatandaşlarını diktatoryal rejimlere teslim edecek bir yapısı yok, bunun olacağına sanmıyorum” diyor.

Sanatçı Tunç, Türkiye’yi özellikle Dersim’i çok özlediğini, mutlaka bir gün hakkındaki davaların düşmesiyle dönme umudu yaşadığını dile getiriyor. Türkiye yargısının geçmiş yıllara göre çok kötü durumda olduğuna dikkat çeken Ferhat Tunç, “Bir insanı barış istediği için yargılayan yargı olur mu? Hukuk yok. Mahkemeler adeta iktidar partisinin bürosu gibi çalışıyor” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’de baskı ortamı 1990’lı aratmayacak şekilde devam ediyor. AKP iktidarı neredeyse muhalefette yer alan her kesimi bir şekilde mağdur ediyor. Gözaltılar, soruşturmalar, yargılamalar, tutuklamalar…

Sadece Kürtlere ve siyasetçilerine yönelik değil, bir tarafta akademisyenler, diğer yanda sağlıkçılar da yargılanıyor. Sanatçılar da bu baskı ortamının mağduru oluyor.

Bunlardan biri de hakkında açılan birçok dava bulunan ve bu yüzden Türkiye’ye terk ederek, Almanya’ya yerleşen tanınmış Kürt sanatçı Ferhat Tunç.

İstanbul’da yargılandığı bir davada Büyükçekmece 14. Asliye Ceza Mahkemesi, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne yazı yazılarak Tunç’un Almanya’daki adresinden alınabilmesi için uluslararası talebin tekrar edilmesine karar verdi. Sanatçı Ferhat Tunç ile hakkında açılan davaları, Türkiye yargısının durumunu konuştuk.

 

Siz hakkınızda açılan bu davayı ve verilen bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mahkemenin bu kararı, tecavüz edenin, halkı soyanın, kadınları öldürenlerin sanatçılar kadar tehlikeli bulunmadığı bir dönemden geçtiğini hatırlatıyor bizi. Cumhurbaşkanı partili oluyorsa, her şeye karar veriyorsa, ağır eleştiriyi de bilmeli. Eleştirileri dava konusu yapıp, davalar üzerinden insanları, sanatçıları, aydınları gazetecileri hedef haline getirmek çok kabul görülecek bir durum değil. Hiçbirimizin meselesi bireysel değil artık. Çünkü Türk yargısı ifade özgürlüğü hakkını hiç kimseye tanımıyor.

40 yıllık sanatçıyım. 40-50’li yaşlardaki insanlar türkülerimizle büyüdü. Hiç kimse kalkıp Ferhat şarkılarında hep şiddeti övdü, terörü ön plana çıktı diyemez. Bu zamana kadar sesim en çok barış derken yankılandı. Bizim şarkılarımızı dinleyerek büyüyen kuşakların ortak yönü bu. Herkesin derdini konuşan bir sanatçı olarak yaşadım ben. Yeri geldiğinde bugünkü iktidarın akıl hocalığını yapan Abdurrahman Dilipak ile başörtüsü sorunu yaşayan öğrenci kadınlarla dayanışma içinde olduk. Düşünce ve ifade özgürlüğü için o günlerde o mahkeme, bu mahkeme koştuğumuz günleri hatırlıyorum. Temel hak ve özgürlük söz konusu olduğunda ayrım yapmaksızın herkesin derdini dert edinen bir sanatçı oldum. Bıraksınlar da, ait olduğum Kürt halkının yaşadığı zulme daha fazla sesimiz çıksın. Bu bizi neden ‘bölücü, hain, vatan haini’ yapsın. Bıraksınlar da bir parçası olduğum Alevi toplumunun maruz kaldığı ayrımcı inkârcı politikalar karşısında itirazım olsun. Böylesi sicili olan birini sürgün olduğu ülkeden getirilmesini istemek, talep etmek doğrusu hukuk açısından içler acısı bir durum.

AKP iktidarı öncesinde de yargılandınız, size yönelik baskılar vardı. Konserleriniz engelleniyordu, ama yine de Türkiye’yi terk etmediniz. Neden şimdi terk etme gereği duydunuz? Türkiye’de geçmiş yıllara göre daha fazla bir baskı ortamı mı var?

Ben 40 yıllık bir sanatçıyım. Bu yıllar boyunca hakkımda bir şekilde davalar açıldı, dava konusu edildim, zamanın DGM’de yargılandım ama genellikle bu davalar beraatla sonuçlandı. Ama hiçbir dönem bu kadar kötü değildi. Bu son üç yılda hakkımda açılan hâlihazırda dava sayısı yedi oldu. Bunların ikisi Cumhurbaşkanı’na biri Başbakan’a hakaret iddiasıyla açılmış. Ben hakaret eden bir insan değilim. Düşünen bir insanım, fikirleri olan biriyim. Hoşuma gitmeyen bir şey olduğunda eleştiririm. Bir insanın gidişatı iyi görmüyorsa eleştiri yapmasını hakaret gibi görmek yanlış. Bu yüzden on binlerce insan Cumhurbaşkanı ile davalı.

Bir insanı cezalandırmak için, ipe sapa gelmez böyle iddialarla ilk kez böyle bir süreç yaşıyordum. Geçmişte de yargılandık ama bizim karşımızda hukuk bilen, derdimizi anlatabileceğimiz insanlar vardı. Ben son üç yılımı hep adliyelerde geçirmek zorunda kaldım. Son birkaç ayda artık nefes alamaz duruma geldim. Davaların sayısıyla ‘polislerin tacizi’ de arttı. Eskiden savcılığa gidiyorduk, ama artık Emniyet’e gidiyorduk. Bir davadan iki yıl ceza almıştım.

Arkasından “örgüt üyeliği” davası açtılar. Bu davalar süreci artık Türkiye’de kalmamı çok güç duruma getirdi. Bir nefes almak durumdaydım. Hemen ülkeyi terk etmek zorunda kaldım. Birkaç gün daha kalsaydım, tutuklanıyordum. Hazırlık yapılmıştı benimle ilgili.

Türk yargısının içinde bulunduğu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Türk yargısında AKP ile MHP’nin politikalarıyla uyumlu bir fiiliyat var, hukuk yok. Mahkemeler adeta iktidar partisinin bürosu gibi çalışıyor. Bunu görüyor, hepimiz canlı yaşıyoruz.

Düşünün, barış mücadelesiyle hayatını geçiren bir sanatçıyı, terörist ilan edecek kadar akılsız ve vicdansız bunlar. Bir insanı barış istediği için yargılayan yargı olur mu? AKP savaş kararı alır, siz bunu doğru bulamazsanız yargılanırsınız.

İktidar temsilcileri hedef gösterir, ertesi gün polis kapısını çalar. Orman yangınlarına tepki gösterelim diyoruz, İçişleri Bakanı hedef gösterir sizi. Türk yargısı bu durumda. Bildiğimiz savcılık, hâkimlik yok AKP ve MHP var.

Almanya’daki durumunuz nedir? Almanya’nın sizi Türkiye’ye iade etme gibi bir durumu var mı?

Sanatçılığıma, insanlığıma, düşüncelerime ihanet etmediğim için sekiz aydır ülkenin dışındayım. Sürgündeyim. Almanya yabancısı olmadığım bir ülke. Çifte vatandaşlık hakkım var ama Almanya benim yaşamadığım bir ülke. Siz yaşamak zorunda bırakıldığımız bir ülkede sürgündesiniz. Evimden, sevdiklerimden uzağım. Dersim’i çok özledim. İstanbul’da evimin bahçesinde onlarca sokak kedisini doyuruyordum. Onları özlüyorum, rüyalarıma giriyor. Burada sürekli kalmak istemiyorum ve her günümü bir şekilde döneceğim diye düşünerek geçiriyorum. Mutlaka ülkeme, mutlaka Dersim’e döneceğim. Hakkımda mesnetsiz iddialarla açılan davalar düşmesini bekliyorum. Bu davalar düşmese bile ülkemizi yöneten bu karanlık zihniyet mutlaka düşecektir. Ben Almanya’nın pek çok eleştiriyi hak etmesine rağmen vatandaşlarını diktatoryal rejimlere teslim edecek bir yapısı yok, bunun olacağına sanmıyorum.


© Ahval Türkçe