Türk usulü yapay zekâ: Alınan olursa da alınsın... - Emre Alkin

Dün bu yazıyı instagramda paylaştım. Özel istek üzerine bir makaleye çevirdim. Türk Usulü Yöneticik ve Patronluk izlenimlerimi farklı bir pencereden paylaşayım dedim.  

Bizde yapay zeka çok önceden de vardı. Çünkü daha teknolojiye gerek kalmadan kendine ait olmayan akılla hareket eden o kadar çok insan var ki, saymakla bitmez.

Odasından çıkan son insan kimse, onun fikriyle hareket eden, kritik kararları bu şekilde alan patron-yönetici-amir sayısını tahmin bile edemezsiniz. Kendinden daha akıllı ve bilgili olanlara tahammülü olmayan bu kişilerin zaaflarını iyi tahlil eden kurnaz profesyoneller, her istediklerini kabul ettirecek ortamı bu şekilde rahatlıkla yaratırlar.

Esasında çalışanlarına karşı kendi zaafları sebebiyle mesafe koyanlar, bu tuzağa en çabuk düşenlerdir. Aradaki boşluğu iyi değerlendirenler bir süre sonra “patronun aklı” haline gelirler. Bu seviyeye ulaşmanın en iyi yolu öncelikle şirketin ya da kurumun hafızasını silmektir. Peki bunu nasıl yaparlar?

Kilit noktadaki personelin yeri değişir ya da onlara “teşekkür” edilir. Ardından bilgi akışı merkezileştirilir. Sadece “seçilmiş” kişiler patrona ya da başkana bilgi aktaracak hale gelir. Böylece “Türk Usülü” yapay zeka üretilmiş olur. Elbette sonuç hüsran olur.

Yeterince parası olan kurumlar buradan kurtulmayı başarabilirler. Geri kalanı ya batar, ya satılır ya da tahliye edilir. İşte böyle.

Dolayısıyla rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu coğrafyaya yapay zeka çok önce girmiştir. Şaka bir yana, bizdeki yapay zeka ile  “AI” arasındaki tek fark, Türkiye’de patronun ya da kritik karar alıcıların zekasına yüklenen bilgi genellikle yanlıştır.

Ünlü astrofizikçi Steven Hawking’ in dediği gibi “ne kadar güçlü bir bilgisayarın olursa olsun, yanlış veri yüklersen yanlış sonuç çıkar.”

Özetle, 21. yüzyılda kurumları hiyerarşi ile yönetmeye kalkanlar için bir “köprüden önce son çıkış” yazısı yazdım. Artık Türk Usulü değil gerçek yapay zeka kullanma zamanı geldi. Hiyerarşik düzenden vazgeçip “ağ düzeni” yani network düzenine geçmeliyiz. Herkesin işini doğru yaptığı, kişiye değil işe bakılan düzene.

Alınan olursa da alınsın. Gördüğümü söylemek benim görevim. 


Bu yazı, Emre Alkin'in kişisel blogundan alınmıştır.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar