Henri Barkey
Ağu 14 2018

Yönetilemezi yönetme: Türk-Amerikan krizi

Türk hükümeti, kendisinden kaynaklanan daha önce benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıya. Özel sektörüne, uzun vadeli zarar verme riski taşıyan para biriminin değer kaybetmesi ile karşı karşıyayken eş zamanlı olarak en önemli müttefiki ABD ile söz düellosuna girmiş durumda.  

Bu, kolay çözümlerin gücünü aşan bir politik kriz olduğu kadar ekonomiktir de.

Yine de bir çözüm gerekli, çünkü dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında olan Türk ekonomisinin tamamen erimesi, hiç kimsenin çıkarına değil. Bu çözümün ekonomik ve politik özellikleri içermesi gerekecek, fakat en önemlisi, uzlaşmaya varma çabalarında Kuzey Kore lideri Kim Jung-un ile yapılan zirve gibi, Başkan Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arasında bir toplantı yapılmasına ihtiyaç var. Dikkat çekmeye yönelik davranışlar, içerikten daha çok değilse de önemli olacak.

Türk lirası, yatırımcıların Erdoğan’ın ekonomi yönetimine güvenini yitirmesinden dolayı bir süredir büyük baskı altındaydı. Yeni cumhurbaşkanlığı sistemi tüm yetkileri sarayda topladı ve güçler ayrılığını ortadan kaldırdı.

Erdoğan, devlet gemisine kumanda edebilmek için bir grup dalkavuk ve daha önce test edilmemiş danışmanla kendisini kuşattı. Bunların en önemlisi, temel niteliğinin cumhurbaşkanının damadı olmak olduğu anlaşılan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak.

Yüksek faiz oranlarının enflasyonun ana nedeni olduğu gibi tartışmalı fikirleri savunan Erdoğan, merkez bankasının bağımsızlığını da şüpheli hâle getirdi. Liranın üzerindeki baskının çoğu, büyüyen cari işlemler açığından, enflasyon oranının hızla artmasından ve sarayın infazcısı gibi davranan yargı sistemine güvenin kaybolmasından kaynaklandı.

Para birimi krizi, uydurma suçlamalarla neredeyse iki yıldır hapiste olan Amerikalı Evanjelik papaz Andrew Brunson’ın serbest bırakılmaması nedeniyle hayal kırıklığına uğrayan ABD yönetimiyle (ve aynı zamanda Kongre'yi de içermeli) yaşanan ağız dalaşı ile daha da ağırlaştı. Brunson’ın yanı sıra üç Türk asıllı ABD Büyükelçiliği çalışanı da büyükelçiliğin Türkiye'deki işini yapma kabiliyetini sarsmak için tasarlanan saçma suçlamalara maruz kaldı. 

Türk hükümetinin onları rehine olarak kullanma girişiminin gittikçe artan bir şekilde görülmesiyle vatandaşlarının ve çalışanlarının hapsedilmesi konusunda çok ilgisiz kalmakla eleştirilen ABD yönetiminin sabrı nihayetinde tükendi.

Aynı zamanda Evanjelik kökeninin baskısı altında olan Trump, sonunda Brunson’ın serbest bırakılması için bir anlaşma bağladı. Ancak, son dakikada Türk hükümetinin papazı ev hapsine aldığını öğrendi. Sorunları kişiselleştirme eğiliminde olan Trump, ihanete uğradığı hissiyle Türkiye’nin çelik ve alüminyum ihracatı üzerine cezalandırıcı gümrük vergileri ile karşılık verdi.

Erdoğan Trump'tan farklı değil; o da sorunları kişiselleştirmeye ve dünyaya komplo prizmasıyla bakmaya eğilimli. Brunson’ı ve diğerlerini teslim etmesi pek olası değil. Onun yanıtı şu ana kadar bir söz düellosuydu, ama bu sıradan bir savaş değil.

Aynı zamanda, ABD ile ilişkileri zehirlemesi kaçınılmaz olan bir Amerikan karşıtlığının nefret dolu partisine katılan Türk basını tarafından da güçlendiriliyor. Çıtalar yüksek; ilişkilerin kötüleşmesinin ötesinde, gelişmekte olan piyasalarda yansımaların olacak ve ABD olumsuz ve potansiyel olarak yıkıcı sonuçları sınırlama konusunda uğraşıyor.

Ne yapılabilir? Türk ekonomisinin başı dertte, ama aynı zamanda fırtınanın dinmesine kadar badirenin atlatılmasına yardımcı olabilecek bazı özellikleri var. Birincisi, GSYİH oranına göre düşük bir devlet borcuna sahiptir, bu da önemli miktarda kurumsal borcun kamulaştırabileceği anlamına gelir.

Ancak, krizin ağırlığı ve Türklere piyasaları sakinleştirme ve evlerini düzene sokma zamanı sağlama ihtiyacı, bazı büyük sembolik sinyaller gerektiriyor. Bu ancak, Brunson’ın ve diğerlerinin serbest bırakılmasını kolaylaştıracak Trump ile Erdoğan arasındaki yüz yüze bir görüşme ile sağlanabilir.

ABD hükümeti insan hakları ihlallerini, hapsedilen gazetecileri ve Osman Kavala gibi STK liderlerini gündeme getirseydi çok daha tatmin edici olabilirdi. Ancak, gerçek şu ki Trump yönetimi Türkiye ve diğer yerlerdeki bu tür meselelere hiç ilgi göstermiyor. 

Trump, bürokrasinin yardımı olmadan kendi başına sorunları yöneterek ve günlük iç sorunlarına yönelik dikkatleri dağıtarak kontrolün kendisinde olduğunu gösterdiği için kriz diplomasisinden ve böylesi karşı koymalardan zevk alıyor.

İran'a çok acımasız yaptırımlar uyguladıktan sonra, BM Genel Kurulu çerçevesinde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşmeye istekli olacağını bile ileri sürdü. Daha zor durumda olan Erdoğan için, benzer üst düzey bir karşılaşma, mahkumların serbest bırakılması için kendisine koruma sağlayacaktır.

Böyle bir toplantı, Amerikan karşıtı söylemlerin derhal durdurulmasının da aralarında bulunduğu yeni bir atmosferin yaratılmasıyla sınırlandırılmalıdır.

Türkiye'nin Rusya S-400 füze sistemini satın almasının engellenmesi, kuzeydoğu Suriye'deki anlaşmazlıklar ve ABD’nin oradaki Kürtlere desteği gibi iki ülke arasındaki öne çıkan tüm sorunların çözülmesi cazip hâle gelebilir.

Bu, ana nedenden uzaklaşılacağı için bir hata olacaktır ve muhtemelen zirveye zarar verecektir. Sınırlı ve hızlı bir zirve havayı yumuşatacak ve diplomasinin zaman içerisinde diğer meseleleri ele alabilmesini sağlayacaktır.