39 yıl sonra yeniden 'trilyonluk bütçe' dönemi, savaş vergileri geliyor

24 Ocak 1980’de ağır ekonomik koşullar altında alınan yeni ‘Ekonomik İstikrar Paketi’ni açıklayan dönemin başbakanı Süleyman Demirel, artık yüz milyarların sonuna gelindiği için 1 trilyon lirayı aşan bütçeyi ilan ederken “trilyonları telaffuz etmeye alışmalıyız” demişti.

Demirel’in bu sözlerinden 15 yıl sonra, 1994 ekonomik krizi ve IMF anlaşması sonrası yürürlüğe giren 5 Nisan 1994 Ekonomik Önlemleriyle birlikte 1995 Bütçesi’nde trilyonlar da aşılarak “Katrilyonluk bütçe” dönemine geçildi.

1980’ler ve sonrasındaki 1994 Tansu Çiller başbakanlığındaki kriz yılları, dünyada en yüksek kupürlü 1 milyon, 500 bin, 100 bin TL’lik banknotların yanı sıra, 50 bin TL’lik madeni paraların tedavülde olduğu, yüzde 115,6 oranındaki üç haneli enflasyonların yaşandığı yıllardı. 

Türkiye, altı yıl sonra bu kez kendisini 2001 krizinin içinde buldu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile varılan anlaşma ve yürürlüğe konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programı, ağır yapısal reformlar, peş peşe batan bankalarla tam da ekonomi düzlüğe çıkmak üzere iken üçlü koalisyon hükümetinin ortaklarından MHP lideri Devlet Bahçeli erken seçim talebini gündeme taşıdı. 3 Kasım 20012 erken genel seçimleri bir yandan IMF anlaşmasına imza atan Bülent Ecevit Başbakanlığındaki üçlü koalisyon hükümetinin siyasi sonunu hazırlarken diğer yandan da aynı yıl Fazilet Partisi’nden ayrılan Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve arkadaşlarının kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’ne tek başına iktidar yolunu açtı.

Ecevit’in imzaladığı IMF programı 2008 yılına kadar AKP iktidarı tarafından kesintisiz şekilde uygulandı. Enflasyon tek haneye inerken, 2005 yılında liradan “altı sıfır” atılarak Yeni Türk Lirası (YTL) tedavüle sokuldu. Ardından “Yeni” sözcüğü de kaldırılarak tekrar TL’ye geçildi.

Artık en büyük banknot 200 TL idi. Madeni paralar ise 1 TL’den 1 kuruşa kadar kullanıma girdi. Hâlâ paradan söz ederken eski alışkanlıkla 1 liraya bir milyon, bin liraya 1 milyar diyen insanlar var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, başbakanlığı döneminde sıklıkla miting meydanlarında dile getirdiği “İktidara geldiğimizde Umumi Helâ ücreti 1 milyon TL idi” sözleriyle eleştirdiği o günlerden bugüne, 18 yıla giren AKP iktidarında, yeniden çift haneyi gören enflasyonla birlikte, umumi helâ ücretleri 2,5-3 TL’ye kadar çıktı. Hızla değer yitiren TL, 1980’li, 1990’lı yıllara, 2000’lerin başındaki krizlere dönülmesi riskini büyütüyor.

Bütçede yüz milyarların telaffuz edilmeye başlandığı son birkaç yıldan bu yana, ağırlaşan mali tabloyla 2020 bütçesinden itibaren tekrar “trilyonların telaffuz edilmeye başlanacağı” günler geliyor.

İsmi “Yeni Ekonomi Programı-YEP” olarak değiştirilen Orta Vadeli Program’ın (OVP) 30 Eylül’de açıklanmasından sonra, YEP’e paralel olarak hazırlanan 2020-2022 dönemi Orta Vadeli Mali Plan da (OVMP) Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

OVMP’de, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin 2020 yılı bütçe ödenek tutarlarının toplamı 39 yıl önce rahmetli Demirel’in dediği gibi yeniden trilyon TL’yi aştı. Erdoğan iktidarı, 18 yıl sonra 1 trilyon 10 milyar 723 milyon 151 bin liralık bütçe ile TBMM karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Gözlerini AKP ve Erdoğan iktidarında açan milyonlarca genç ilk kez 12 sıfırlı “trilyon” sözcüğü ile tanışacak.

2020-2022 dönemi OVMP’sinde 434 milyar 376 milyon 76 bin lira ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na tahsis edilirken tek başına bu tutar, toplam ödeneklerin yarısına yaklaşıyor.

Yeni OVMP’ye göre bütçe tavan ödenekleri toplamının 2021 yılında 1,2 trilyon, 2022 yılında da yaklaşık 1,3 trilyon lira olması öngörülüyor.

Bütçe açıklarının da olağanüstü düzeyde artacağı mali program verilerinden anlaşılıyor. Buna göre 2020 yılında 138 milyar TL bütçe açığı öngörülürken, 2021’de 157 milyar ve 2022’de de bütçe açığının 160,1 milyar TL olması hedefleniyor.

Faiz ödemeleri ise yıllar itibarıyla 2020’de 138,9, 2021’de 159,5, 2022’de 176,4 milyar TL olarak mali programda yer alıyor.

Diğer deyişle, bütçe büyüklüklerinde trilyon ve katrilyona doğru gidişin başladığı gözlenirken, bütçe açığı ve faiz ödemeleriyle ilgili hedeflere bakıldığında, önümüzdeki dönemde yüklü iç ve dış borçlanma ihtiyacını dayatacak yüksek tutarlı bütçe açıklarının söz konusu olacağı görülüyor.

2022 bütçe ödeneklerinin 1,3 trilyon olarak öngörülmesi, halen mevcut bütçe uygulamaları göz önünde tutulduğunda, bugünden bu tutarın kat kat aşılacağını, katrilyonluk bütçenin 2023’e kadar devreye girmesinin kaçınılmaz hale geleceğini işaret ediyor.

Önümüzdeki üç yılda, neredeyse bütçe ödeneklerinin yarısı, personel maaş ödemeleri, faiz ödemeleri, sosyal güvenlik ve SGK prim açıklarının kapatılmasına ayrılmış durumda. Bu da yatırıma, yeni istihdam alanları yaratılmasına kaynak kalmadığını, kamu harcamalarının daha fazla borçlanarak finanse edileceğini sergiliyor.

Suriye’nin kuzeyine yönelik Barış Pınarı Harekâtı ile birlikte, bütçe açıklarının daha da artması, OVMP’de yer almayan ve öngörülmeyen şekilde savunma harcamalarının katlanması kaçınılmaz. Bu duruma paralel olarak daha fazla borçlanmaya ve yeni gelir arayışlarına hız verilmesi söz konusu.

Vergi gelirlerindeki sert düşüş nedeniyle, yeni bir vergi reformunun gündeme alındığını “az kanandan az, çok kazanandan çok vergi alınacağını” açıklayan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın bu sözleri doğrultusunda, vergi oranlarının artırılması yönündeki çalışmalara hız verildi.

Anayasa uyarınca, en geç 17 Ekim’de Meclis’e sunulması gereken 2020 bütçe yasa tasarısıyla birlikte, yeni vergi düzenlemelerinin de yılbaşından önce yasalaştırılarak 1 Ocak’tan itibaren uygulamaya konulması söz konusu.

Gelir ve Kurumlar Vergisi oranlarında artışın yanı sıra, Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖVP), Akaryakıt Tüketim Vergisi (ATV) gibi dolaylı vergilerde ciddi artışlar planlanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki hafta Kızılcahamam’da gerçekleştirilen AKP kampında, sigaradan alınan vergilerin artırılacağını duyururken, yüksek oranlı sigara zamlarından sonra, sarma tütün talebinin patlaması üzerine, tütün ve nargileye de ağır vergiler getirileceğini vurguladı. Bazı AKP milletvekillerinin puro içmesine tepki gösteren Erdoğan, puroya da ağır vergi koyacağını ilan etti.

Yapılan hazırlıklarda, vergi artışları yanında tapu, pasaport, resmi evrak harçlarında yüksek oranlı artışlar üzerinde çalışılıyor. 2020 yılı için YEP’te hedeflenen enflasyon yüzde 8,5 olmasına karşılık, vergi- harç artışlarının yüzde 20-22 arasında olması  planlanıyor.

Ekonomi kulislerinde bir defalık yüksek oranlı vergiler için de çalışmalara hız verildiği dile getiriliyor. 1994 krizinde, Tansu Çiller’in IMF anlaşmasıyla uygulamaya koyduğu bir defalık vergilerin, Suriye harekâtının finansmanı için de  uygulamaya konulması üzerinde duruluyor.

O dönemde Çiller hükümeti, neredeyse sıfırlanan bütçeyi ayağa kaldırmak, duran çarkları döndürmek, boşalan hazineye kaynak sağlamak için “üç ay vadeli, yüzde 50 net faizli hazine bonosu” ihracı yanında, bir defaya mahsus olarak gelir vergisi mükelleflerine “ek vergi” kurumlar vergisi mükelleflerine de “net aktif vergisi” adı altında yüklü vergiler getirmişti.

Erdoğan hükümetinin de yılbaşından itibaren yürürlüğe girmek üzere kapsamlı bir “tek seferlik vergi” paketi için alternatifler üzerinde durduğu kaydediliyor.

Geçen ay Ankara’da iki hafta boyunca temaslarda bulunan IMF heyeti, hazırladığı raporda, hükümetten KDV başta olmak üzere vergi oranlarında artışa gidilmesini, vergi tahsilatının hızlandırılmasını, vergi reformu yapılmasını istemişti. Bu doğrultuda ilk olarak, Hazine ve Maliye Bakanlığı Ekim başından itibaren vergi ve SGK borçlularına yönelik elektronik haciz (e-haciz) uygulaması başlattı. İki haftadan bu yana yaklaşık 4 milyon kişi ya da kuruma ait banka hesapları bloke edilerek, elektronik haciz uygulanıyor.

Bu sayının daha da artması beklenirken, mevcut koşullarda daralan ekonomi nedeniyle, vergi ve SGK borcunu ödeyemeyen milyonlarca işletme, şahıs şirketleri, küçük esnaf ve KOBİ’ler e-haciz sonrası daha da ciddi darboğaza girdi. Sadece vergi ve SGK borçluları değil, trafik cezası, para cezası, kamu kurumlarına herhangi bir nedenle borcu olan kişi ve kurumların banka hesaplarına da e-haciz uygulanarak, kapsam aşamalı şekilde genişletiliyor. 

Buna ilave olarak, ABD ve AB’den gelen ekonomik yaptırım açıklamaları, ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in, gelişmelere göre Türkiye ekonomisinin fişini çekebileceklerini, Trump’ın bu konuda şimdiye kadarki en geniş yetkileri kendisine verdiğini, banka ve finansal kuruluşları Türkiye’ye yönelik olası yaptırımlar için uyardıklarını ifade etmesi, endişeleri büyütüyor.

Yaptırım tehditlerine ilişkin olarak, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun harekâta başlarken yaptırımlar da dahil her olasılığın göze alındığını söylemesi ise Erdoğan’ın her koşulda geri adım atmayacağı, sonuna kadar gitmekte kararlı olduğunun göstergesi olarak değerlendiriliyor.


© Ahval Türkçe

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.