Nate Schenkkan
Oca 18 2018

Ahval'e özel: 'AİHM için beklentilerinizi azaltın, Türkiye'de değişimci siyasete odaklanın'

Türkiye Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin verdiği kararı alt mahkemenin şoke edici bir şekilde reddetmesi Türkiye'de yargı krizine ilişkin bir tartışma başlattı.

Bu tartışmalar arasında Avrupa Konseyi'nin, özellikle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) buna karşılık ne yapacağı sorusu yer alıyordu.

Türkiye Anayasa Mahkemesi, AİHM'e Türkiye aleyhine başvuruları azaltmak için bireysel başvuruları kabul etmeye 2012'de başlamıştı.

Darbe girişiminden beri AİHM, hem bireysel (AYM'ye) başvuru mekanizması hem de ihraç ve kapatılmalara yönelik başvuruları OHAL Komisyonu görüşeceği için kendini defaatle başvuruları görüşmekten uzak tuttu.

Bireysel başvuru hakkının artık görünüşte yürürlükten kalkmasının ardından, düzinelerce tutuklu gazeteci başvurusunun olduğu bu ortamda AİHM, bireylerin hak ihlallerine ne cevap vereceğine ilişkin acil bir soru ile karşı karşıya.

Bu gelişmelerin Türkiye üzerindeki olası etkilerini anlamak için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin diğer ülkelerde yaşadığı benzer krizlere göz atmak gerekir. Buna en benzeyen olay Ilgar Mammadov Azerbaycan'a karşı davası.

Ocak 2013'te muhalif bir politikacı ve blogger olan Mammadov, protestoların ardından yaşanan gelişmeleri takip etmek için İsmayıllı'ya gitti. Gözlemlerini, ve yetkililere ilişkin eleştirilerini blogunda yayınladıktan kısa süre sonra gözaltına alındı.

Sonuçta yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mammadov'un avukatları Mayıs 2014'te AİHM'e acil başvuru yaptı.

AİHM -mahkemenin standartlarına göre çok kısa bir sürede- Mammadov'un tutuklanmasıyla haklarının ihlal edildiğine, bunun haksız bir tutuklama olduğuna ve Mammadov'u “susturmak ya da cezalandırmak” için uygulandığına karar verdi.

Karara uymak için Mammadov'un tahliye edilmesi gerekiyordu, lakin Azerbaycan bunu yapmadı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin (Konsey'in yürütücü organı) birden fazla kez aldığı resmi kararlar ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'nin Azerbaycan'ın cevapsızlığına karşı başlattığı soruşturmaya rağmen Mammadov bugün hala hapiste.

Geçtiğimiz Aralık ayında, Avrupa Konseyi nihayet karara uymayan Azerbaycan'a karşı resmen “ihlal davası” başlattı. AİHM şimdi Azerbaycan'ın bu tutumuyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal edip etmediğine karar verecek.

Eğer AİHM ihlal tespit ederse, ki öyle olacak gibi görünüyor, Azerbaycan Avrupa Konseyi'nde oy hakkını kaybedebilir ve hatta ihraç edilebilir.

Bu durum, Avrupa Konseyi'nin uyum konusunda bir ülkeyle olan ilişkisinin en düşük seviyeye düştüğü olay, ancak ayrıca Konsey'in hukukun üstünlüğü rolünden kaynaklanan daha geniş bir krizin de belirtisi.

Son yıllarda Rusya'nın Anayasa Mahkemesi, ülkenin artık AİHM kararlarını uygulamasına gerek olmadığına dair bir karar aldı.

Buna ek olarak Venedik Komisyonu -üye devletlere anayasal konularda danışmanlık yapan Avrupa Konseyi'ne bağlı uzman organı- son yargı reformlarına ilişkin eleştirileri nedeniyle AB ülkesi Polonya ve Macaristan'ın sert siyasi saldırılarıyla karşılaştı.

Azerbaycan vakasında, Avrupa Konseyi sonunda sert açıklamalarını daha etkili kılmak için harekete geçti.

Ama gerçekte, Mammadov'un tutuklanmasından bu yana beş yıl geçti -ve Azerbaycan'ın Avrupa Konseyi'ndeki şok edici rüşvet planının ortaya çıkmasıyla- ancak bu seviyeye gelinebilmesi bir ülke mahkemenin otoritesini reddetmeye karar verdiğinde Avrupa Konseyi ve AİHM'in yapabileceklerinin ne kadar sınırlı olduğunu gösterdi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yasal bir anlaşma; ve böylece hukuk sorunu olarak uygulanabilir olsa da pratik açıdan bakıldığında Avrupa Konseyi, bölünmüş yapısıyla hukuki zorunluluklarını uygulatmak için siyasi kararları ancak yıllar içinde alabilen hantal bir örgüt.

Otoriter hükümetler bunun farkında ve istemedikleri zamanda rahatlıkla AİHM kararlarını görmezden gelebiliyorlar.

Hukuk, diğer herhangi bir kuruluş gibi, varoluşsal olarak normlara dayanıyor. Bir kere siyasi bir araca çevrildiğinde, eski haline çevirmenin siyaset dışında bir yolu yok.

Haklarının ihlaline karşı hukuki yardım arayan Türkiye vatandaşları için AİHM takip etmeleri gereken uygun bir alan olmaya devam ediyor.

Ama, AİHM kararlarının hızlanması ya da uygulanması konusundaki beklentilerini azaltmaları ve enerjilerini siyasi dönüşüme yoğunlaştırmaları gerekiyor.

 

Nate Schenkkan, Nations in Transit’in - düşünce kuruluşu Freedom House’ın her yıl gerçekleşen ‘Orta Asya’dan Avrasya’ya Demoktratik Yönetim anketi - proje yöneticisi. Schenkkan, daha önce Freedom House’ın Avrasya programları için program yöneticiliğini üstlenerek Turkiye ve Orta Asya’yı kapsayan çalışmalarda bulundu.