Avrupa'dan yargıya 'dik dur' çağrısı!

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği, Osman Kavala örneğinde yaşanan çelişkilere dikkat çekti ve Türkiye yargısını siyasal müdahaleler karşısında dik durmaya ve yargı bağımsızlığına sahip çıkmaya çağırdı.

Türkiye yargısının içinde bulunduğu duruma son örnek Osman Kavala davasında yaşandı. Gezi davasının tek tutuklu sanığı olan Kavala dün yargılama sonucu beraat etti ve hakkında tahliye kararı verildi. 

Gözler Osman Kavala'nın özgürlüğüne kavuşacağı ana çevrilmişken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kavala hakkında 15 Temmuz darbe girişiminde gözaltı kararı verdi.

Bu kararla iş insanı ve aktivist Kavala'nın cezaevinden çıkması engellenmeye çalışılıyor. Yargıda yaşananlar Avrupa'nın da tepkisini çekti. 

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatović, geçen yaz düzenlediği Türkiye gezisi sırasında yaptığı görüşmeler sonucunda hazırladığı raporu bugün açıkladı.

Rapor, Türkiye’deki adalet sistemi ve yargıda insan haklarının korunması ile insan hakları savunucuları ve sivil toplumdaki durumu değerlendiriyor.

Komiser Mijatović, aktüel Türkiye raporunu açıklamadan önce Osman Kavala hakkındaki yeni gözaltı kararına ilişkin tepkisini de dile getirdi.

Mijatović, Gezi Parkı’na ilişkin davada beraat eden Kavala‘nın, 15 Temmuz darbe girişimi ile bağlantılı yeni bir iddiayla gözaltına alınmasını eleştirdi.

Bunun, Türkiye‘de yargının ve insan hakları savunucularının içinde bulunduğu durumu ortaya koyan tipik bir gösterge olduğunu söyleyen Mijatović, Kavala vakasının, Ahmet Altan, Selahattin Demirtaş ve Taner Kılıç davalarıyla da benzerlikler gösterdiğini belirtti.

Bu bağlamda Osman Kavala‘ya yönelik yeni gözaltı kararının inandırıcı olmadığını ve sadece yargının kötüye kullanılması şeklinde nitelenebileceğini vurgulayan Mijatović, Türk yargısı ile Hakimler ve Savcılar Kurulunu, yargının kötüye kullanılmasına hukuki onay sağlamamak suretiyle sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

DW Türkçe'den Elmas Topçu'nun haberine göre, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri'nin mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlerin teminatının erozyona uğradığını, meslekten çıkarma veya mesleğe alım gibi alanlara doğrudan etki eden müdahaleler tespit ettiklerini, ilaveten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son kararlarıyla da iyice ortaya çıkan, yargının siyasi menfaatlere yönelik tarafgir tutumuna işaret eden bulgulara rastladığı da ifade ediliyor.  

Raporda, şu notlar yer aldı:

"Komiser, özellikle terörle ve örgütlü suçlarla ilgili davalarda, Türk yargısı tarafından adil yargılanmanın en temel teminatlarının göz ardı edilmesinin ve hukuka uygun eylemlere ceza kanunlarının gelişigüzel uygulanmasının, hukukun üstünlüğünün özünü tehlikeye sokan bir hukuki güvensizlik ve keyfilik seviyesine ulaştığını tespit eder."

Raporda ayrıca Komiser Mijatović‘in, insan hakları ihlallerine karşı bir iç hukuk yolu olan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun etkililiğini tehlikeye düşüren gelişmeler tespit ettiği, kimi savcılar ile alt mahkemelerin sistematik bir biçimde Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına direnç gösterdikleri bildiriliyor.

Komiser Mijatović, Türk makamlarını, OHAL’den önceki duruma geri dönmeye ve ondan sonra da yargı bağımsızlığına ilişkin teminatları derhal güçlendirmeye çağırıyor. İlaveten ceza mevzuatının da bütünüyle gözden geçirilmesini talep ediyor.

Bugün açıklanan raporda, insan hakları savunucuları ile sivil toplum kuruluşlarına yönelik gelişmeler de geniş yer buluyor. Buna göre Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatović, özellikle OHAL ve sonrasında alınan tedbirlerin, insan hakları savunucularına karşı giderek düşmanca hale gelen bir ortamın yaratılmasına katkıda bulunduğunu belirtiyor.

Komiser, "giderek negatif ve yıkıcı hale gelen, insan hakları savunucularını hedef alan ve terörist olarak yaftalayan siyasi söylemden" duyduğu kaygıyı da vurguluyor.

Avukatların durumuna da değinilen raporda şu ifadeler yer aldı:


"Görevlerini ifayı zorlaştıran kısıtlamalara ek olarak, çok sayıda dava ve yargısal işlem doğrudan doğruya onları hedef almaktadır. Komiser, yetkililere, bu vaziyetin yarattığı tehlikeyi kabul etme ve altta yatan sorunları ele alma çağrısında bulunmaktadır."