Demirtaş’ın avukatı: ‘Müvekkilim iddianameyi inceliyor ama bu kadar boş bir dosya beklemiyordu'

Geçtiğimiz günlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçlarını Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan  ve kamuoyunda "Kobani olayları"  olarak bilinen eylemleri konu alan iddianame hazırlandı. İddianame Ankara 22'nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 

Tutuklu eski HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın da bulunduğu 108 kişinin adı şüpheli olarak yer alıyor. Bu isimler hakkında 38'er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680'er yıl hapis isteniyor.

3530 sayfa uzunluğundaki iddianamede legal-illegal ayrımı yapılmadan neredeyse her Kürt kurum ve kuruluşu yer alıyor. İddianamede olaylarda hayatını kaybeden kişi sayısı 37 ve mağdur sayısı da 2 bin 676  şeklinde kaydedilmiş. Yine Çözüm Süreci döneminde hem devlet yetkililerinin kullandığı hem de HDP’lilerin kullandığı ifadeler o dönemde suç olarak görülmezken, şimdi HDP’lilerin o söylemleri iddianamede delil olarak yer alıyor. 

Biz de iddianameyi ve suçlamaları Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir ile konuştuk. Avukat Demir, bunun bir Google iddianamesi olduğunu belirterek sözlerine başlıyor. Google’a Kürt kelimesinin yazılıp çıkan her şeyin iddianameye koyulduğunu ve iddianamenin böyle bir şekilde hazırlandığını söylüyor:

“Biz aslında kendi aramızda buna Google iddianamesi dedik. Çünkü Google’a Kürt kelimesini yazıp Kürt sorunuyla ve Kürtlerle ilgili çıkan tüm haberleri, yapılan tüm açıklamaları, siyasetçi olsun ya da olmasın her şeyi koymuşlar. İddianameyi şişirmek için… İlk olarak söyleyeceğim şey; bu belgenin CMK anlamında herhangi hukuki niteliğinin olmadığıdır. CMK 160. ve devamı maddeleri anlamında bir iddianame niteliği taşımıyor. Çünkü suçun ne olduğu, kim tarafından ve nasıl işlendiği yönünde kişide somutlaştırılmış, vasıflandırılmış suçlar yok iddianamede. Olabildiğince doldurup şişirmeye çalışmışlar. Bu şekilde sayfa sayısını artırarak suçun niteliğini büyüttüklerini düşünüyorlar.”

Sayfa sayısını artırmanın bir algı yönetmek üzerine kurulu olduğunu aktaran Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Örneğin siz kamuoyunda ‘Selahattin Demirtaş 150 yılla yargılanıyor’ dediğiniz zaman sanki çok büyük bir suç işlemiş algısı yaratmak istiyorsunuz. Bu tür dosyalarda özellikle iddianameleri şişirme amacı budur. Çünkü insanlar diyecek ki ‘Demek ki çok şey yapmış ki bu büyüklükte iddianame yazılmış.’ Bir de örneğin Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk ve diğer bir çok sanık insan öldürmekten, yağmadan, yaralamaktan, çocuk düşürmekten suçlanıyor.

Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ölüme azmettirmekten, yaralamaya, yağmaya azmettirmekten, hırsızlığı azmettirmekten yargılanıyorlar. Ceza hukuku teorisi açısından bakıldığında ithamların insan mantığına uygun olması gerekir. Siz mantıksız ve imkansız bir ceza veremez ya da isteyemezsiniz. İtham ve hükmü insanın mantığının alması gerekiyor. Görüyoruz, 50 tane ağırlaştırılmış müebbet veriyorlar insanlara…

Bu fiziken ve mantıken imkansız bir durum.  İnsanların 50 defa ölüp dirilmesi lazım. Bu isnat edilen eylemlere baktığımızda bir mantığı yok. Ceza kanunu açısından zaten bir karşılığı yok.”

İddianamedeki bir diğer noktaysa Kürtlerle ilişkili olarak bilinen HDP, DTK, DBP, KJA, Rosa Kadın gibi her kurumun yer alması.  PKK hakkında da sayfalarca bilgi var. Bunun açıklamasını yapan Demir, “İddianamenin 2000 sayfası PKK tarihi sadece. Şimdi bu dosyada PKK tarihinin ne alakası var? İşte algı bu. Kürtlerin bütün kurumlarını ve kişilerini, hesaplarını bir potada kriminalize etmek. PKK’yi savunsun savunmasın, legal siyaseti savunsun savunmasın fark etmez. Herhangi bir şekilde Kürtlerle ilişkilendirilebilecek her kişi, durum ve olay bu iddianamenin konusu olabilir. Bu bir halkı ve kurumlarını bütünen kriminalize etmektir. İddianame dediğimiz belge maddi hakikati arar, ortaya çıkarmaya çalışır. Bu iddianamenin böyle bir derdi olmadığı gibi, iyi niyetli ve devletin kontrolünde birçok faaliyeti de suçlama konusu yapmış” diye anlatıyor.  Genç avukat sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu iddianameyi yazanların da, bu iddianameyi besleyen siyasetçilerin de, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere hakikat derdi yok. Bakıyorsunuz, ilk zamanlarda Cumhurbaşkanı 55 ölü diyordu. Sonra 50’ye indi. Bir ara 49 dediler sonra 43 oldu. En son iddianamede 37 kişi görünüyor. Her açıklamada ölü sayısı farklı verildi. Çünkü onlar da gerçekten kaç kişinin öldüğünü bilmiyordu ve tek dertleri toplum algısını yönetmekti. ‘Demirtaş şu kadar kişinin ölümünden sorumludur’ diyorlar.

Zaten ölenlerin çoğu HDP’li. O insanların ölümleriyle ilgili dosyalarda etkili soruşturmalar yapılmadı. Nasıl öldükleri araştırılmadı. O yüzden hakikati ortaya çıkarma gibi bir derdiniz yoksa iddianame ve mahkeme olarak, IŞİD'in işlediğini de yüklersiniz, Kolombiya’da işlenen cinayeti de HDP’ye yüklersiniz. Kimse de size bir şey demez. Çünkü savcının yaptığı işi denetleyen bir hukuk kurumu yok. Bu iddianameyi bu haliyle kabul eden mahkeme görüşünü baştan açıklamış oldu. Tensip zaptında tutuklamaların devamı gerekçesi yaptığı dayanaklar ile esasında gerekçeli mahkumiyet kararını da yazmış oldu. Bu saatten sonra bu mahkemenin adil yargılama imkanı kalmamıştır.” 

Selahattin Demirtaş’ın iddianameye yönelik düşüncelerini aktarıyor. Demirtaş da şu an iddianameyi inceliyor.  Demirtaş’ın, Çözüm Süreci’nde yapılan faaliyetlerin kriminalize edilmesine üzüldüğünü belirten Demir, “İddianameyi o da daha inceliyor. Ancak o da bu kadar boş bir iddianameyi beklemiyordu açıkçası. Hani hamle diyorlardı ya... ‘AİHM kararına karşı da hamlemizi yaparız, işi bitiririz’ dediler. Bu kadar boş, temelsiz, çelişkili iddianame beklemiyordu. Onun da söyleyeceği şeyler var. Çözüm Süreci faaliyetlerinin bu şekilde kriminalize edilmesine üzülmüştü” diye anlatıyor. 

Çözüm Süreci döneminde yapılan faaliyetlerin delil olarak iddianameye koyulmasının, övünülen bin yıllık devlet geleneği ile bağdaşmadığını belirtiyor. Bir yerde barışın sağlanması için araya giren elçilere zeval verilmemesi gerektiğini belirten avukat, “Bu aslında bin yıllık gelenekleri hiçe saymaktır. Siz orda bir barış süreci tesis ediyorsunuz, bir şey çözmeye çalışıyorsunuz. Bunun için elçiler var. Elçiler yolluyorsunuz. Devletin bütün kademeleri olarak işin içindesiniz. Cumhurbaşkanı, başbakan, müsteşar... Herkes uğraşıyor. Bu insanları korumak için yasa çıkarmışsınız. Ama işte altı yıl sonra bu elçilik faaliyetini çıkardığınız yasaya rağmen kalkıp kriminalize edebiliyorsunuz. Bu çok ağır bir durum. Bu iddianameyi her kim hazırladıysa amacının sadece HDP’lileri yargılamak olmadığı söylenebilir. Çözüm süreci ve onun aktörlerini de yargılayacak hukuki olmayan değerlendirmeler var. 6551 sayılı Çözüm Süreci yasası olarak da bilinen kanun bu süreçte aktör olanları korumak için çıkarıldı ancak iddianamede bu yasayı görmemiş. HDP’liler Kandil’e ve İmralı’ya devletin isteği ile gitti. Cumhurbaşkanı ve hükümetin talebi ve oluru ile yapılmış işlerdi. HDPliler için suç olan herkes için olacaktır. Giden HDP’liler kadar onları gönderenler de aynı şekilde hukuki sorumluluk taşır. Bu süreçte yer alan herkes ilerde bir gün vatana ihanetle suçlanabilir” diyor ve şöyle devam ediyor: 

“Bu neden çok kötü bir durum? Bir daha kimse sizi inanmaz. Devlet olarak da, insan olarak da kimse inanıp yeni bir inisiyatif başlatmaz. Siz bir şeyi çözmeye çalıştığınızda temel insani kabuller vardır. Bir insan elçidir. Devletin mesajlarını götürdüler. 6-8 Ekim’de bile İmralı’dan mesajı getirip okumadılar mı? Okuttular. Demirtaş’ın kendisi de savunmalarında bunu açıkladı. Siyaset başka, hukuk başkadır ama bu aynı zamanda toplumsal bir değerdir. Siz inanmak istersiniz ki o müzakereyi, o ilişkiyi koruyabilesiniz. Burada hukuku, siyaseti bir kenara bırakalım. İnsani değerler de hiçe sayıldı.”

Demir, geçmişte suç teşkil etmeyen fiillere bugünden geriye gidip suç muamelesi yapmanın yanlış olduğunu aktarıyor. Geriye dönük suç kapsamının hukuk dışında daha çok siyasi pratikler üzerinde işlenen bir durum olduğunu aktaran avukat, şöyle devam ediyor:

“Olay altı yıl önce olmuş, o gün suç değilmiş. Bunu AİHM’in kendisi de söylüyor. ‘Söylendiği günlerde ve koşullarda suç olmayan bir şeyi’ siz kalkıp sırf kullanmak için, siyasi ikbaliniz için altı yıl sonra suç sayıyorsunuz…  Mahkemenin, o gün suç sayılmayan fiilleri bugün suç olarak kabul etmemesi lazım. Süreç zamanında örgüt propagandası diye suç mu vardı? Örgüt üyeliği diye suç mu vardı? Örgüt üyeleri şehirden geçiyordu çekilme zamanında. Bir tanesinin gözaltına alınıp yargılandığını gördünüz mü? Yok, çünkü barış süreci böyle bir şeydir. Karşılıklı güven ve iyi niyet adımları ile yürür. Bu iddianamede olduğu gibi tuzak kurarak yıllar sonra yargılamak için yapılmaz.

Bu haliyle neyin, nasıl, ne zaman ve ne kadar suç olacağına bir kişi ya da bir grup karar veriyor. Neyin suç olduğuna siyaset kurumu karar veremez. Mesela burada bugün Çözüm Süreci’nde Öcalan’ın nasıl bir aktör olduğu konusunda Cumhurbaşkanının açıklamaları var. Ahmet Davutoğlu’nun, Yalçın Akdoğan’ın, Efkan Ala’nın var... Aynısını Selahattin Demirtaş söyleyince suç oluyorsa bu kişiye veya gruba hukuk üretmektir. Bu aslında teknik anlamda bir yargının olmadığı anlamına gelir. AİHM’in söylediği de budur. Bu siyasi müdahalelerle şekillenen yargısal süreçleri biz artık yargılama faaliyetleri olarak kabul edemeyiz. Senin söylediğin suç, benimki değilse bu artık yargı değildir. Bu kişiye göre hukuk düzenidir.”

Hatırlanacağı üzere KCK operasyonları Çözüm Süreci’nden önce yapıldı. Çözüm süreci başlatıldığında HDP cenahına, KCK iddianamesi ve tutuklu siyasiler gösterildi. Tutsakları salıvermek de sürecin bir parçası olarak yaşandı. Şimdi Kobani Olayları üzerinden önümüzdeki zamanlarda olası çözüm süreçlerinin başlatma ihtimaline karşı hazırlanmış bir iddianame olabilir mi diye sorduğumda da avukat Demir, “Bu spekülatif aslında ama yanlış da değil. Bu ve benzeri süreçlerde herkes masaya en güçlü şekilde oturmak ister. Eşiği ne kadar yüksekten açarsanız pazarlık gücü olarak o kadar iyi durumdasınızdır. Bunu yaptılar. Örneğin infaz kanununa neden siyasileri dahil etmediler? Açıkça ‘eşitlik ilkesine’ aykırı değil mi? İnsani değerleri, hakları ve özgürlükleri pazarlık unsuru kullanmak etik değil fakat en çok yapılan budur. KCK zamanı da 10 bin insanı tutuklayıp sonra peyderpey tahliye ettiler sürecin gidişatına göre... Ya da örneğin Kavala’yı serbest bırakmayıp Avrupa’ya karşı bir koz olarak kullanmak. Yani insan hayatı üzerinden baya şantajla yürütülen süreçler bunlar. Hukuk devleti olmak elbette ki bu değil, olmaması lazım ama Türkiye’de bununla gurur duyar noktaya gelinmiş ve sanki normalimiz buymuş gibi davranıyor herkes” yanıtını veriyor.

Bu iddianamenin HDP’yi kapatmak için kullanılabileceğini aktaran Demir, Devlet Bahçeli’nin de sözlerini aynı kanaldan değerlendiriyor. Demir, “Bence bu iddianame HDP’yi kapatma iddianamesi. Zaten Bahçeli’nin açıklamalarından anlaşılan bu. Bakın diyor, iddianame de var. 6-8 Ekim bağlantısı da var. Bir bütün olarak baktığımızda da dediğim gibi Kürtlerin her kurumunu, her düşüncesini ve hareketini bir şekilde şiddetle ilintili gösterme çabasının hukuki olarak formüle edilmiş hali bu. İşin kötüsü formüle de edilememiş. O kadar başarısız, zayıf ve sadece kendilerinin olmasını istediği şekilde bir belge niteliği taşıyor. Bu her gün televizyonda bağırdıklarının ötesine geçmeyen bir belge. Oysa hukuk böyle değil.  Burada birkaç hakim savcı ile bu işi yürütürsün ama ondan sonra AİHM gibi bir mahkeme çıkar ve haddinizi bildirir. Türkiye’de bu şekilde at koşturabilirsiniz ama dünyaya bu haliyle bir şey anlatamazsınız. Anlatamadılar da. Selahattin Demirtaş’ın olmayan bir çağrısını alıp 6-8 Ekim’e bağlarsan, AİHM de çıkar seni rezil eder. AİHM diyor ‘barışçıl ve dayanışma çağrısı.’ O yüzden suç atfedilemez” şeklinde konuşuyor. 

Demir’e göre söz konusu iddianameyi ve günümüzdeki cari hukuku günün egemenleri kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanıyor.  Bu iddianame de benzeri bir işleve sahip. Ancak sonraki nesiller bu temelsiz iddianameye bakarak hukukun nasıl araçsallaştırıldığını görebilecek. Fakat 100 yıl geçse de AİHM kararlarının geçerli olduğunu söylüyor. 

Son olarak AİHM’in tavrını konuşuyoruz. AİHM kararıyla Demirtaş’ın kesinlikle tahliye edilmesini gerektiğini vurguluyor:

“Demirtaş kararında AİHM hiç yapmadığı bir şeyi yaptı. İkinci dosyasını da kapsar şekilde karar verdi. Birinci tutukluluk ile ikinci tutukluluk delillerini inceledi. 2016 tarihli birinci tutukluluk delillerini inceledi ve çürüttü onları sağlam gerekçelerle. Sonra baktı aynı delillerle tekrar tutuklamış. Sen bu adamı sadece hukuku dolanarak suçun vasfını ve nitelemesini değiştirmişsin ve tekrar tutuklamışsın dedi. O yüzden halihazırdaki tutuklamayı da kabul etmiyorum ve serbest bırakmak zorundasın diyor. Bu AİHM tarihinde ilk kez oldu.

AİHM kararıyla iddianame çökmüştür. Bu iddianame elçiye nasıl zeval verilir’in belgesidir. Er ya da geç Demirtaş ve arkadaşlarını serbest bırakmak zorunda kalacaklar. Çünkü AİHM kararının esnetilebilir yada açık kapı bıraktığı bir şey yok. Çok net. Tüm iddialar çürütüldü. Demirtaş’ın tahliye edilmediği her saniye yeni bir suç ve ihlalin konusu. AİHM’in siyasi müdahalelerle hukuki süreç yürütüldü dediği de tam olarak bugünlerde yaşadığımız şeyler aslında. Bu kararı Türkiye’nin uygulamama gibi bir şansı yok. Sadece geciktiriyor. Eninde sonunda uygulamak zorunda kalacak. “


@Ahval Türkçe