Denetimli hayatlar: Hapishane kuralları dışarıda uygulanıyor

“Gerçekten de denetimli serbestlik yoluyla dışarıda ayrı bir hapishane yaşatılıyor. İnsanlar tahliye ediliyor adı altında dışarıdaki hazırlanmış hapishane mekanizmasının içine atılıyor. Bu mekanizmanın içinde siz hiçbir şey yapamıyorsunuz. Dört duvar arasında değilsiniz ama bütün hapishane kuralları geçerli.”

Bu sözler, Türkiye'de yarım milyondan fazla insanın tabi tutulduğu denetimli serbestliği iki haftadır yaşayan gazeteci Sedat Sur'a ait.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı, denetimli serbestliğe ilişkin son istastistiklerini Ekim 2018'de açıkladı.

Buna göre, Türkiye'de 604 bin 942'si yetişkin 19 bin 277’si çocuk olmak üzere toplam 624 bin 219 kişi denetimli serbestliğe tabi.

Denetimli serbestlik müdürlüklerine infaz için gelen karar sayılarının dağılımına göre bu sayı 2006'da 1785'ti.

Türkiye'de birçok insanın hayatını olumsuz yönde etkileyen denetimli serbestlik birden fazla farklı yaptırımla uygulanabiliyor. En çok uygulanandan en az uygulanana göre denetimli serbestlik türleri şöyle sıralanıyor:

- Adli kontrol,

- Tedavi ve denetimli serbestlik,

- Adli para cezası karşılığı kamuya yararlı çalışma,

- Mükerrirlere özgü denetimli serbestlik,

- Seçenek yaptırımlar,

- Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma,

- Hükmün açıklanmasını geri bırakılması,

- Erteleme süresinde denetimli serbestlik,

-Etkin pişmanlık, çocukların denetim altına alınması,

- Konutta infaz,

- Koşullu salıverilme sonrası denetimli serbestlik.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nda düzenlenen denetimli serbestlik hükümlerine ilişkin İstanbul Denetimli Serbestlik Müdürlüğü resmi internet sitesinde şöyle bir tanım yer alıyor:

“Doğrudan doğruya hapis cezası dışında alternatif yaptırıma mahkum edilen kişilerle, koşullu salıverilen, cezası tamamen veya kısmen ertelenen ya da şartlı cezaya mahkum edilen kişilerin, düzenli olarak belirli bir merkezdeki kişilerin denetimi, gözetimi veya tedavisine tabi olarak belirlenen yaptırımlara tabi tutulması.”

Türkiye'de en yaygın denetimli serbestlik türü adli kontrol olarak uygulanıyor. Hükümlü kişilere haftada veya ayda bir veya birkaç kez evine en yakın karakolda imza verme yükümlülüğü, yurtdışına çıkış yasağı veriliyor.

Tutuklu kalınan süredeki ‘işkence travmasının tekrarı’ olarak anılan denetimli serbestliği yaşayanlar hayatın olağan akışını bölen bu süreci Ahval'e anlattı.

33 yaşında gazeteci olan Sedat Sur İzmir'de yaşıyor. Mardin Büyükşehir Belediyesi'ne atanan kayyumla ilgili yaptığı yolsuzluk haberi nedeniyle ‘devletin kurumuna, devlet yöneticisine hakaret ve aşağılama’ suçlamasıyla yargılandı. Dava ilk olarak ‘örgüt propagandasından’ açılmıştı ancak diğer suçlamayla yargılamaya devam edildi.

Bir süre tutuklu kaldıktan sonra denetimli serbestlik şartıyla serbest bırakıldı. İzmir'de yaşayan Sedat Sur, adresine en yakın karakolda haftada dört gün imza veriyor.

“Bizim için hazırlanan dosyalar var. Gittiğimiz saati yazıyoruz, karşısına imza bırakıyoruz” diye uygulamayı tarif eden Sur, iki haftadır denetimli serbestlik şartıyla devam ettirdiği hayatını şu sözlerle anlatıyor:

“Oradaki tutum elbette çok normal değil. Provokatif bir tutum ve aşağılayıcı yaklaşımlar var. Mesela ilk gittiğimde dosyamı bana vermekle görevli olan memur dosyayı bana arattı. 'Sen arayıp bulacaksın' dedi. Düşünün ben karakolda kendi dosyamı arıyorum.

Bu tutumun provakatif bir tutum olduğunu, beni orada provoke etmeye yönelik olduğunu anladığım için karşılık vermedim. Ama aradığım dosyayı bulamadım. Zaten bulmam mümkün değil çünkü ben bilmiyorum orada benim için ne tür bir dosyanın hazırlandığını, nerede durduğunu. Bulamadığımı söyledim. Ama muhtemelen ben en başta 'Dosyayı aramıyorum, bulmak sizin göreviniz' deseydim o polis memuru durumu çok farklı noktalara çekebilirdi.”

Şöyle bir yorum yapıyor Sur:

“Ben orada vereceğim bir tepkinin denetimli serbestlik şartının bitirilmesine yönelik bir girişim olduğunu düşünüyorum. Çünkü denetim sürecinde ağır maddeler var. En ufak bir tutumunuz bile size karşı bir suç unsuru olarak değerlendirilip denetimli serbestlik şartınız ortadan kaldırılıyor ve bu defa kapalı cezaevine gönderiliyorsunuz. Bu yüzden karşılık vermedim ama dosyayı da bulamadım. Sonuçta kendisi bulmak ve bana imza attırmak durumunda kaldı. 'Dosyayı bulamazsan seni burada gelmedi diye tutanağa geçiririm. Denetim hakkın elinden alınır' diyerek beni en başta tehdit etmişti."

Yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor Sur:

“Bunun dışında yine dosyamı imzaladıktan sonra kapatırken başka bir polis memurunun 'Böyle dosya mı kapatılır' gibi yine saldırgan tutumuna maruz kaldım. Genel olarak zaten karakol, polis merkezleri demokratik ortamlar değil, baskı ortamları. Bir de siz oraya 'suçu sabit görülmüş, kesinleşmiş' insanlar gibi gidiyorsunuz. Orada size yaklaşım elbette çok normal ya da hukuki olmuyor. Bunun baskısını, olumsuz etkilerini yaşıyoruz oraya gidince. Karakola imza atmaya gitmek sadece gidip ıslak imza atmak değil. Yaklaşımların genel anlamda çok iyi olmadığını belirtebilirim.”

Denetimli serbestlikte olmak elbette cezaevinde olmak kadar kötü değil ama normal hayatınızın dışında yarı tutsak gibi yaşandığını da ekleyen Sur şöyle devam ediyor:

“Hayatınızı sizin için belirlenmiş imza saatleri, denetimli serbestlik memurlarının çağırdıkları kişisel görüşmeler, psikolojik terapiler, seminerler gibi başkaları tarafından sizin için belirlenmiş aktivitelere gitmek, görüşmek, uymak zorundasınız. Bu da hayatınızı neredeyse tamamen bir kıskaca alıyor. Kendiniz hayatınıza dair hiçbir plan, program yapamıyorsunuz. Bu, en başta yaşam ilişkilerinizi ciddi anlamda değiştiriyor.

Haftada dört gün imzaya gidiyorum ve o günler yaşamımı istediğim gibi planlayamıyorum. Hatta imza olmadığında da... O yüzden başta mesleğimi icra edemiyorum. Haber yapacağım saatleri buna göre ayarlamak zorunda kalıyorum ve bu çoğu zaman kaynaklarım açısından sorun oluyor. Konsantre olamıyorum işe. Aklımız çünkü sürekli imza saatlerinde ya da diğer aktivitelerde. Çünkü kaçırıp gidemezsek kapalı cezaevine gönderilme tehdidi var.”

Zorunlulukların aile ve sosyal ilişkilere de yansıdığını ekliyor:

“Arkadaşınızla görüşüyorsunuz ama imzaya gideceksiniz zaman geçirip sohbet edemiyorsunuz. Mesleği icra edemeyince ekonomik açıdan da zorlanmaya başlıyorsunuz.

Gerçekten de denetimli serbestlik yoluyla dışarıda ayrı bir hapishane yaşatılıyor. İnsanlar tahliye ediliyor adı altında dışarıdaki hazırlanmış hapishane mekanizmasının içine atılıyor. Bu mekanizmanın içinde siz hiçbir şey yapamıyorsunuz. Dört duvar arasında değilsiniz ama bütün hapishane kuralları geçerli. Psikolojik baskı yaratıyor üzerimizde, seyahat edemiyoruz, şehir dışına gidemiyoruz ve bunun etkilerini çok yoğun bir biçimde zorlanarak yaşıyoruz.”

34 yaşındaki Ümmühan Özdemir profesyonel olarak siyasetle uğraşıyor. Aynı zamanda Suruç gazilerinden biri olan Özdemir, katliam sonrasında işinden kovulmuş. ‘Örgüt üyeliği’ suçlamasıyla altı ay tutuklu kaldıktan sonra 28 Eylül'de denetimli serbestlik şartıyla tahliye edilen Özdemir'in İstanbul dışına çıkması yasak.

Herhangi bir imza yükümlülüğü yok veya bir kontrole tabi değil ancak İstanbul dışına çıkarsa yapılan ilk GBT sorgusunda bu bilgi çıkıyor ve onun tekrar kapalı cezaevine gönderilme sebebi oluyor.

Özdemir yaklaşık iki buçuk aydır denetimli serbestlikle geçen sürecini şu sözlerle anlatıyor:

“Denetimli serbestlik şartı hareket marjını tamamen engelleyen bir durum oldu. Ailemin şehir dışında olmasından dolayı ziyaret etme durumum olmuyor. Bununla beraber siyasi çalışmaları sadece dar bir alanda yapma hatta yaptırmama koşulu oluşturuyor. Başka türlü söylemek gerekirse eğer, bu yargılamanın ya da uygulanan adli kontrol şartının hukuki olmadığı çok net söyleyebilirim.

Bugün devlet şunu söylüyor, kelepçe ya da imza yok ama herhangi bir yere gidersen kamera ya da GBT ile bunu tespit edersem daha büyük hapishaneden daha küçük hapishaneye geri gidersin. Bu bir gözdağı verme çabasıdır. Geniş alanlar içinde olsanız da bizim çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkamazsınız mesajıdır.”

Özlem E. hem avukat hem de İstanbul Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrencisi. Dört günlük bir gözaltı sürecinin ardından yurtdışına çıkış yasağı ile serbest bırakılmış. İki yıl boyunca bu yasağın kaldırılması için her şeyi yapsa da ancak bir ay önce sonuç alabilmiş. Süreci tekrar hatırlattığı için anlatmakta epey güçlük çekiyor:

“Özellikle psikolojik olarak kendimi hapsedilmiş gibi hissettim. Eğitim fırsatlarından faydalanamadım. Kazandığım bursları kullanamadım. Mesleğimle alakalı davetlere gidemedim. İki yıl boyunca bununla uğraştım ve ciddi anlamda travmatik bir mesele olduğu için benim için konuşmak çok kolay değil.

Hareket edemediğimi, kıstırıldığımı hissediyordum. Tutukluluk süreci yaşamadım ancak burada kapanıp kalmış olmak gerçekten fazlasıyla kötü hissettirdi. Kaldırılması için çok fazla uğraştım, gerekli belgeleri, bilgileri sundum ancak iki yıl boyunca başka bir işin peşinden koşamayacak kadar bu işe saplanıp kaldım.

Ekonomik olarak da çok zorlandım çünkü dediğim gibi öyle yoğun bir etkisi vardı ki üzerimde başka hiçbir şeye odaklanamıyordum. Aynı zamanda yüksek lisans eğitimim de devam ediyordu fakat kazandığım birçok burs bu nedenle heba oldu. Bir ay önce yasağı kaldırdılar. Ama etkisi ve korkusu geçmiş değil.”