Eski HSYK Daire Başkanı İbrahim Okur'a 10 yıl hapis cezası

Yeni parti hazırlığında olan Ali Babacan ekibinin önemli isimlerinden olan eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in tanık olarak ifade verdiği Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Daire Başkanı İbrahim Okur'un "FETÖ yöneticiliği" iddiasıyla yargılandığı davada karar açıklandı.

Duvar'ın haberine göre Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılamada İbrahim Okur’a “silahlı terör örgütü yöneticiliği”nden 12 yıl hapis cezası verdi. Terör suçlarında cezanın yarı oranında artırılmasını öngören 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1 maddesi uyarınca ceza 18 yıla çıkarıldı.

Okur’a verilen ceza “etkin pişmanlık”tan 12 yıl hapse çevrildi. Okur’un duruşmalardaki iyi hali nedeniyle indirim uygulayan heyet, cezayı 10 yıla indirdi. Mahkeme heyeti, verilen ceza miktarını dikkate alarak, İbrahim okur’un tutukluluk halinin devamına hükmetti.

Yeni parti hazırlığında olan Ali Babacan ekibinin önemli isimlerinden olan eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İbrahim Okur'un "FETÖ yöneticiliği" iddiasıyla yargılandığı dava kapsamında tanık olarak ifade vermişti.

Ergin tanıklık kapsamında “Tek adaya tek oy şartı getirilmiş olsaydı hiçbir siyasi, cemaat ve ideolojik grup, yargının idari tepesi olan HSYK’yı ele geçiremeyecekti. Fakat o dönemlerde vesayet denilen anlayışın hakim olduğu Anayasa Mahkemesi bu maddeyi iptal etti” şeklinde ifade vermişti.

İfadelerin büyük kısmı ortaya çıkan Sadullah Ergin, şunları söylemişti:

7 Şubat 2012'de kamuoyunun ‘MİT krizi' diye bildiği hadisede MİT yöneticilerinin ifadeye çağrılması olayında benimle birlikte İbrahim Okur da İstanbul'a geldi. O gece ve bu soruşturmanın bağlı olduğu Başsavcıvekili ile yapılan görüşmelerde soruşturma savcılarının hukuka aykırı uygulamaları tek tek önlerine konuldu ve MİT Yasası ile Ceza Muhakemesi Kanununa uygun davranmalarını temin etmek için gayret sarf ettik. Bu çalışmaya rağmen soruşturma savcıları Ankara Başsavcılığı'na talimat yazarak ertesi gün sabah, MİT yöneticilerinin ifadesinin talimatla Ankara'da alınması girişiminde bulundu. Bunun üzerine tarafımızdan, MİT Kanunu'nu değiştiren kanun teklifini Meclis Başkanlığı'na ulaştırdık. Değişiklik Resmi Gazete'de yayımlanana kadar, savcılık talimatının işleme konulmaması için İbrahim Okur'un gayretleri oldu.

17-25 Aralık 2013 operasyonundan altı ay önce, Yargıtay ve Danıştay'ın örgüt mensubu olmadığını düşündüğümüz, bu yapıya mensup olmadığını düşündüğümüz üyeleri ile Müsteşarımız Birol Erdem ve İbrahim Okur yemekli toplantılar yaparak bu örgüt mensuplarına karşı güç birliği oluşturma çalışmasını yaptılar. Bu toplantıların bir kısmına ben de katıldım.

Toplantıların tek gündemi bu yapının nasıl etkisiz hale getirileceği, gerekli olan yasal değişikliklerin neler olduğu ve mücadelenin hangi enstrümanlarla yapılması gerektiğiydi. 100'ün üzerinde yüksek yargıç bu toplantılara katıldı. Görüş alınan yüksek yargıçların bugün itibariyle tamamına yakını Yargıtay'da ve Danıştay'da üyeliğe devam ediyor.

O zaman belli bir kesim o yapının tehlikeli olduğunu açıklıyordu. O gün bu yapıyı tehdit olarak ya da suç örgütü olarak tanımlayan kaç kişi vardı veya kaç tane kurum vardı? O gün bu tür şeyleri söyleyenlere baktığınız zaman Refah Partisi'ne de, Fazilet Partisi'ne de, hatta AK Parti'ye de suç örgütü muamelesi yapıyorlardı. Yani burada sapla sapan birbirine karıştırılıyor ve bunların hepsini beraber servis ettikleri zaman bu tür tespitlerinin bir kıymeti kalmıyordu. Onun için o günkü şartlara göre değerlendirme yapılırsa sağlıklı sonuca vardır diye düşünüyorum.

Adalet Bakanlığı'nda kişisel olarak yaptığım iki tasarruf vardır. Biri Enis Yavuz Yıldırım'ın Manisa Başsavcılığı'ndan bakanlığa getirilmesi, ikincisi de Aytekin Bey'i Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcılığı'na getirmemdir.

17 Aralık günü ben Hatay'dayım ve büyükşehir belediye başkan adayı olarak seçim kampanyasındayım. Aynı gün Ankara'ya döndüm. İmzam olan Adli Kolluk Yönetmeliği yayınlandıktan sonra HSYK'dan beni aradılar ve bu yönetmeliğe karşı yargı camiasından bir tepki olduğunu, buna karşı bir açıklama yapmak istediklerini ifade ettiler. Açıklamayı bana gönderdiler. Ben inceledim ve ona ben böyle bir açıklamaya müsaade etmediğimi söyledim.

Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanmasıyla ilgili olarak da benim de paylaşılmış görüşlerim vardır. Yani birtakım kitaplara da konu olmuştur ama İbrahim Okur, genel itibariyle tutuklu yargılamalara ve aşırı uygulamalara karşı çıkan hukukun kanırtıldığı işlerde pozisyon alıp tepki koyan bir yapıya sahipti. Bu manada biraz önce bahsettiğim Rixos Otel'de yapılan Özel Yetkili Savcı ve Hakimlerin toplantısı da bu hassasiyetin bir göstergesi olarak teklif edildi. Biz de iyi olacağını söyledik ve yapıldı.

Doğrusu 17-25 Aralık sürecine kadar sağa sola bu kadar sirayet ettiklerini, bu kadar kök saldıklarını da bu hadiseler esnasında muttali olduk ama silahlı terör örgütü dediğiniz zaman ta 15 Temmuz 2016'ya gider. Öyle. Çünkü böyle bir şeyi Türkiye'de kaç kişi bekliyordu? Doğrusu bu soruyu sormak lazım.”