Oca 31 2018

'Korku, hukuk sisteminin özgürlüğünü bitirdi'

 

Yargı bağımsızlığı, adil yargılama hakkı ve hukukun üstünlüğü gibi bir devlete ait temel ilkelerin zedelendiği durumlarda ortaya çıkan tabloda, hakların da geriletildiği aşikar.

Son yıllarda Türkiye'de de hukuk sisteminin adilliği ve bağımsızlığı hayli tartışmalı bir konuya dönüşmüş vaziyette. Siyasi iradenin etkisi altında kararlar vermekle itham edilen yargı, bireylerin hak arayışlarının sonuçsuz kalmasına neden olabiliyor.

Bu durum hem ülkede hem de dışarıda çokça eleştirileri de beraberinde getiriyor. 

DW Türkçe'den Aydın Üstünel'in haberine göre, Alman Avukatlar Derneği Başkanı Ulrich Schellenberg, Türkiye'de bir korku atmosferinin hakim olduğunu ve bunun da hukuk sisteminin özgürlüğünü neredeyse sona erdirdiğini belirtiyor.

Schellenberg'e göre, bu korku atmosferinin müsebbibi de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın izlediği politikalar. 

Türkiye'yi hukuk devleti standartlarına uymamakla suçlayan Schellenberg, ülkede etkin bir şekilde işleyen hukuk sistemi bulunmadığını bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvurularının bir hak olduğunu belirtiyor. 

Türkiye ziyaretleri sırasında, gözlemlediği korku atmosferi ile ilgili Schellenberg şu yorumu yapıyor:

"Korku yayılmaya başladığı anda, insanlar temkinli olmaya, söylediklerinde yaptıklarında ürkek davranmaya başladığında, işte tam o anda özgür bir hukuk sistemi, özgür olmaktan çıkıyor. Türkiye’de olan da bu. Erdoğan, korku yaymayı başardı. Bu aslında yavaş yavaş ilerleyen bir süreç ama sonunda bir şeyler ölüyor ve bunu hayata döndürmek çok zor oluyor. Sanki bu korku ile tüm hukuk sistemi zehirleniyor.

Bir yanda korkan, bir nevi kış uykusuna yatan hukukçular var ama diğer yanda da durumun iyiye gideceği yönünde büyük umut besleyen avukatlarla, yargıçlarla konuşuyoruz. Olumsuz gelişmelere razı olmaya yanaşmayan, mücadele etmeye kararlı bu insanların cesareti beni çok etkiliyor."

Türkiye'de avukatların karşı karşıya kaldığı tehlikelerle ilgili Schellenberg, pek çok alandaki keyfi tutuma dikkat çekiyor ve kimin hapse atılacağına, avukatlar da dahil, güvenlik makamlarının karar verdiğini bunun da bir keyfiliği beraberinde getirdiğini kaydediyor.

Hukuk sistemine yönelik eleştirilerini şöyle sürdürüyor Schellenberg:

"Terör şüphesi, terörist suçlaması o kadar yaygın ki, en ufak bir gerekçe bile yetiyor. Örneğin ByLock uygulamasını kullanan birine telefon açmış olmanız bile, yetkililerin gözünde şüpheli durumuna düşmenize yetiyor. Avukatların, şüpheli durumuna düşmeden en ağır suçluyu bile savunabilmesi gerekiyor.

Aynı, gazetecilerin herkes ile söyleşi yapabilmesi gerektiği gibi. Ama görüyoruz işte, Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel neredeyse bir yıldır hapiste ve Türkiye tarafından rehin olarak tutuluyor."

AİHM'in Türkiye'den giden çok sayıda başvuruyu, 'iç hukuk yolları tüketilmediği' gerekçesiyle reddettiğinin hatırlatılması üzerine Schellenberg şu yanıtı veriyor:

"Önce iç hukuk yollarının tüketilmesi şeklindeki uygulama genelde mantıklı. Ancak hemen ardından gelen paragrafta bu hukuk yollarının etkili bir işleyişe sahip olması gerektiği vurgulanıyor. Kanımca, şu anda Türkiye'de bu mevcut değil ve AİHM'ye başvuru yolu açık. Yaptığımız yayınlarda da bunu vurguladık.

Geçen Haziran ayında Türkiye'de konuya ilişkin bir sempozyum yaptık ve o günden bu yana yavaş da olsa bir değişim var. Avukatlar artık, hazırladıkları gerekçeli başvurularda, bu hukuk yollarının neden işlemediğini daha detaylı bir şekilde belirtiyor ve bu hukuk yollarının sadece kâğıt üzerinde olduğunu gözler önüne seriyor."