Yargıtay Nişanyan'ın cezasını onadı: Düşünce özgürlüğüne ‘ihtimal’ sınırı

Yargıtay, yazar Sevan Nişanyan’ın Muhammed peygambere yönelik aşağılama içeren ifadeleri nedeniyle yerel mahkemenin verdiği 13 buçuk ay hapis cezasını onadı.

Yargıtay 8’inci Ceza Dairesi’nin onama kararında kanunun bu suçtan ceza verilmesi için aradığı ‘kamu barışını bozmaya elverişli olma’ kriteri için “Kamu barışının bozulma ihtimali suçun işlenmesi için yeterlidir, kamu barışını bozmak için açık ve yetkin bir tehlike olması gerekmez” dendi.

Diken'den Kemal Göktaş'ın haberine göre buna karşın, onama kararına muhalif kalan bir Yargıtay üyesi ise yazdığı karşı oyda ‘ihtimal’ kriterine itiraz ederek şu ifadeleri kullandı:

“Bir konunun medyada tartışılmasını kamu barışını bozmaya elverişli kabul etmek, toplumun bilgi sahibi olmasını ve ilerlemesini sağlayan her tartışmayı suç haline getirmek demektir."

Sevan Nişanyan, 29 Eylül 2012’de blogunda yazdığı ‘Nefret suçlarıyla mücadele etmeli’ başlıklı yazısında “Bundan yüzlerce yıl önce Allah’la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir. ‘İfade özgürlüğü’ denilen şeyin, adeta anaokulu seviyesindeki bir test örneğidir” ifadelerine yer verdi.
Nişanyan, bu sözler nedeniyle hakkında açılan davada 13 buçuk ay hapis cezasına mahkum edildi. 

Kararın temyiz incelemesini yapan 8’inci Ceza Dairesi’nin kararında, Nişanyan hakkında ‘halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak’ suçundan verilen mahkumiyetin yasaya uygun olduğu savunularak şöyle dendi: 

“Sanık, kamuoyunda infiale yol açabilecek tarzda, İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sav.) hakkında kamuya açık bir şekilde dini toplumda saygınlığını aşağılayacak şekilde ifadeler kullanmıştır. Bu ifadelerle sanık Hazreti Muhammed’i (sav.) itibarsızlaştırmayı hedeflemiş, İslam Peygamberinin saygı ve hayranlık duyulan kişi olmaktan çıkarmayı amaçlar şekilde kullanmıştır. Bu durum İslam dinine inananlar bakımından haklı bir öfke uyandırmıştır. Nitekim sanığın blogunda birçok kişinin sanığa karşı ifade ettiği gibi kamuoyunda ve basın yayın organlarında sanığa karşı bir öfke oluşmuştur. AİHM’e göre, dinsel görüşler ve inançlar söz konusu olduğunda, kamusal bir tartışmaya hiçbir katkısı olmayan başkaları için ucuz saldırı olarak görülebilecek ifadelerden kaçınmak gereklidir.”

Karara karşı çıkan bir Yargıtay üyesi ise karşı oy yazısında, sanığın halkın benimsediği dini değerlerin alenen aşağıladığı ancak yazıların kamu barışını bozmaya elverişli nitelikte olmadığı için yasaya göre ceza verilemeyeceği savunuldu.

Üye, davada uygulanan Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 maddesine göre suçun oluşması eylemin ‘kamu barışını bozmaya elverişli’ olması gerektiğinin altını çizdi. 

Nişanyan’ın yazısı nedeniyle ‘toplum kesimleri arasında bir infialin ve taşkınlığın saptanmadığı ve kamu barışını bozan herhangi bir somut olgunun da meydana gelmediği’ vurgulanan karşı oy yazısında şöyle denildi:

“Sanığın eylemine karşı sosyal ve yazılı medyada bazı tartışmaların yaşanmasının kamu barışını bozmaya elverişli olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bir konunun medyada tartışılmasını kamu barışını bozmaya elverişli kabul etmek, toplumun bilgi sahibi olmasını ve ilerlemesini sağlayan her tartışmayı suç haline getirmek demektir. Bu nedenle sanığın eyleminde yasada sanığın cezalandırılması için aranan kamu barışını bozmaya elverişlilik şartı gerçekleşmemiştir. 

Sanığın kendisine ait bir sosyal paylaşım sitesinde yazdığı yazılarla halkın benimsediği dini değerlerin alenen aşağılandığı, ve bu yazıların ifade özgürlüğü kapsamında kalmadığı, ancak yazıların kamu barışını bozmaya elverişli nitelikte olmadığı, bu nedenle suçun objektif cezalandırma koşulunun oluşmaması nedeniyle sanığın cezalandırılmasının bu yasal düzenleme karşısında mümkün olmadığı kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına ve gerekçesine katılmıyorum.”