Dicle Eşiyok
Kas 02 2019

1500 yıllık kilisede yalnız bir rahibe taciz ve tehditlere rağmen köyü terk etmiyor

Verde Gökmen, 63 yaşında bir Süryani rahibe. Yaklaşık 19 yıldır, Midyat’ın (İzbırak) Zaz köyünde sonradan restore edilen bin 500 yıllık Mor Dimet Kilisesi’nde görev yapıyor.

2000’li yılların başında ailecek yaşadıkları İsveç’ten gelerek, ilçeye 20 kilometre uzaklığındaki terk edilmiş Zaz köyüne yerleşmiş ve Rahip Abuna Yakup ile birlikte kilisede gönüllü olarak çalışmaya başlamış. Süryanilerin köylerini terk etmesinden sonra, köylülerinin izinsiz kullandıkları, azizlerin mezarlarına zarar verdikleri kiliseyi temizleyerek yeniden yaşanır hale getirmişler.

Rahibe Gökmen, Mor Dimet Kilisesi’ne geliş öyküsünü şöyle anlatıyor:

“Ben buralı değilim Hah köylüyüm. Annemin ismi Nebite, babamınki İsa. 1981’de babam öldü. Bizi köyden çıkartıp dünyaya saldılar. Sonra biz İsveç’e göç ettik, beş kardeş ve annemle birlikte. Avrupa’daki hayatı sevmedim. Tekrar topraklarıma döneceğim dedim. İsveç’te beş yıl kaldım. Dönmeye ve rahibe olmaya karar verdim.

Hayatımı kiliselere adadım. 2001’de Zaz’lı rahip Yakup ile birlikte döndüm. Geldiğimizde zeytin ve incir ağaçlarının altını tuvalet olarak kullanıyorlardı. Azizlerin mezarına kanalizasyon suyu akıyordu. Şapelin içine de tuvalet sularını dökmüşler. İnziva odası atık sularla doluydu.”

Rahibe Gökmen; 2014’te rahip Yakup’un vefatından sonra kilisede tek başına yaşamaya başlamış. Hayatı da bundan sonra tamamen değişmiş. Değişimin nedeni, yaklaşık beş yıldır yaşadığı tehditler, köyü ve kiliseyi terk etmesi yönündeki baskılar. Şöyle anlatıyor:

“Feyzullah Aslan, uzun yıllardır burada muhtar. Muhtar ile kardeşi dört defa Abuna Yakup’a saldırdılar. Muhtarın amcası Cazım Aslan kiliseye yakın yerde rahibin yolunu kesti. Rahip hastaydı. Hastaneden geliyordu. Muhtarın amcası rahibi göğsünden tutup “seni yerlerde sürükleyeceğim” dedi. Dövmeye kalktılar, bastonla ve yumrukla.”

İHD’den Ayşe Günaysu, Rahibe Verde ile yaşadıkları üzerinden üç kez görüşmüş ve bunu raporlaştırmış olmasına rağmen, rahibenin hayatında değişen bir şey olmadığını, tersine tehditlerin giderek arttığını söylüyor.

Rahibe yaşadığı bir tehdidi şöyle anlatıyor:

“Hayat kalmadı. Artık bundan sonra işim plakaları yazmak olacak. Geçen hafta yine bir araba geldi. 1 Temmuz’du. Beyaz bir Doblo. 2 kişi vardı. Kapıya vurdular. “İmansız niye kapıyı açmıyorsun?” Açmadım. Gelenler muhtarı arayıp “bu kadın kapıyı açmıyor” dediler. Muhtardan benim telefon numaramı istediler. 15 dakika sonra muhtar da geldi. Bana seslendi, cevap vermedim. Gelenler benim için “genç mi, yaşlı mı?” diye sordular. Muhtar “boş ver, o belâdır” dedi. “Muhtarsın istesen bunu hemen kovarsın” dediler. Yaşları 50-55 gibiydi.”

af

 

Günaysu’nun belirttiğine göre tehditlerin arkasındaki isimlerden biri rahibenin bahsettiği muhtar, diğerleri ise kilisenin boşalmasını umup define aramak isteyenler. Günaysu bunu şöyle ifade ediyor:

“Taciz ve tehditlerin bir bölümü kimliği belirlenemeyen kişiler iken, bir bölümü de Zazlı olmamasına rağmen hukuka aykırı bir şekilde atamayla Zaz’a muhtar yapılan eski bir korucu, silahı adli bir olaya karıştığı için geri alınan Feyzullah Aslan. Süryaniler tacizcilerin bir kısmının defineci, bir kısmının Muhtar’ın “yancısı” olduğunu söylediler. IŞİD’in yükselme döneminde İslami grupların da geldiğini, Rahibe’yi “kafanı keseriz” diye tehdit ettiğini anlattılar.”

Rahibin ölümünden sonra artan tehditlere dair ise şu bilgileri veriyor, rahibe Verde Gökmen:

“Ölümünden bir hafta sonra 6-7 kişi kapıya gelip taşladılar, küfür ettiler. “Gavur oğlu gavur, buradan defol” dediler. Komutana telefon ettim, telefonda duydu “bu küfürler sana mı ediliyor?” diye sordu. Rahip ölmeden bir ay önce bir akşam bir pikap, bir Doblo araba ve bir taksi kilise kapısına park ettiler. Rahip yerinden kalkamadı. Hastaydı. Ben bahçeden izliyordum. İki gruba ayrıldılar, bir grup kilisenin sağından, diğeri solundan dolandılar. Sol tarafa gidenler köpekten korkup ilerleyemediler.

Gelen kişiler Türkçe, Kürtçe, Arapça konuşuyorlardı. Sonra gelenlerden birkaç kişi yukarıda beni görüp seslendi “gavuroğlu gâvurlar hâlâ neden burada duruyorsunuz?” Ben, “burası bizim toprağımız, bizim kilisemiz” dedim. Elime taş alıp savurdum, siyah taksiye geldi. Gelenler muhtarın oğlu, Dargeçit belediye başkanının oğlu, Dargeçit eşrafından İsmail Kasap’ın oğluydu.”

k

 

Midyat’a savcılığa ifade vermeye gittiğini, savcıların koruma ve kamera takılması gerektiğini söylediğini belirten Gökmen; saldırganların kilisenin köpeklerini dahi öldürdüğünü anlatıyor:

“Bütün bunları organize eden muhtar sürekli telefon açıyor. Bir akşam tam 18 kez aradı. Numarasını bildiğim için cevap vermedim. Adamlar iki köpeğimi silahla vurarak öldürmüşlerdi. Karakola gitmiştim “nasıl bir silah?” diye sordular, “Keleş midir, av tüfeği midir, ben ne bileyim?” dedim. Muhtar da geldi. “Kim yaptı?” dedi, ben “Sen yaptın” dedim. Karakol dedi ki, “boş kovanları topla gel”. Ben, “bu benim işim midir?” dedim.”

Ayşe Günaysu, ilk olarak 2017’de gittikleri Mor Dimet Manastırı’na, 2018 sonlarında İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ile birlikte yeniden gittiklerini, rahibenin dışında, muhtar Feyzullah Aslan ve Anıtlı Karakol Komutanı Kadir Altuntaş ile de görüştüklerini anlatıyor.

Günaysu, rahibenin anlattıklarını şöyle naklediyor:

“Temmuz 15’inde iki taksi [sedan tipi araç] ile geldiler. 9 - 10 kişi. Uzun tespihleri vardı, sakallı ve şalvarlıydılar. Köpeğin tarafına gittiler, “köpeği öldürülmüştü, yeni köpek mi almış?” diye konuştular. Kapıyı vurdular. Ben sessizce bakıyorum. Yüksek sesle, “Burada Ermeniler yaşıyor” dediler, “Evvelden Ermenilere ne yaptıysak aynısını yaparız”. Sonra gittiler. Üç gün sonra Pazar günü 7 - 8 kişi transport tipi siyah araba ile geldiler. “Bu köyü eskisinden beter yapmamız lazım” dediler. Sonra Dargeçit tarafına gittiler. 25 Ağustos’ta, saat 15:30 gibiydi, kilisenin kapısını açtım, bir taksi [sedan tipi araç] ile karşılaştım. İçinde bir kişiyi gördüm. Hemen kapının dibindeydi. Beni kaçıracaklar diye çok korktum, içeri kaçtım.”

Ayşe Günaysu; Kürtçe konuşabilen rahibenin tercümanlığını yapan Süryani’nin; rahibeye yönelik yeni bir aleyhte propaganda, bir çeşit kampanya başlatıldığını, kilisede şarap yaptığına ve içeri erkek aldığına dair iftiraların atıldığının da kendileriyle paylaşıldığını belirtiyor.

Muhtar ile de görüştüklerini belirten Günaysu şu bilgiyi paylaşıyor:

“Bir yandan rahibeye karşı hiçbir düşmanlığı olmadığını, tersine yardım etmeye çalıştığını söylerken, bir yandan da erkek toplumunun cinsiyetçi zihniyetine uygun, rahibenin kadın kimliğini hedef alan çirkin söylentileri birer gerçekmiş gibi aktardı. Ona göre rahibenin bütün iddiaları, taciz, tehdit, kilise kapısına gelip park eden esrarengiz araçlar yalandı.”

Günaysu ayrıca, muhtarın düzmece bir aforoz belgesini de kendilerine gösterdiğine belirtiyor:

“Hamburg’daki Zaz Köyü Derneği’nin resmi antetli kağıdına yazılmıştı, 2009 tarihliydi ve Rahibe Verde Gökmen’e hitaben, kendisinin kilise tarafından aforoz edilmiş olduğunu, yasadışı bir şekilde kilisede ikamet ettiğini belirtiyor, köyün de dışlanmasına neden olduğu için kiliseyi ve köyü derhal terk etmesini talep ediyordu. Mektuba göre bu karar dernek yönetim kurulunda alınmıştı, mektup da yönetim kurulu üyeleri tarafından imzalanmıştı. Ayrıca köyün ruhanileri ve sivil halktan kişilerin de adları yazının altında yer alıyordu.

Daha sonra Midyat’ta görüştüğümüz, bölgenin Süryani kanaat önderlerinden iki kişi, bu yazının “düzmece” olduğunu, nitekim aynı kişiler tarafından yalanlandığını belirterek 2018 yılında bu doğrultuda yazılıp imzalanmış bir belgenin fotoğrafını bize aktardılar.”

Aynı gün karakol komutanı Kıdemli Başçavuş Kadir Altıntaş’la görüştüklerini anlatan Günaysu, bu görüşme hakkında da şu bilgileri veriyor:

“Komutan rahibeyi çok iyi tanıdığını, şikâyetlerinden haberdar olduğunu, dosyasının da kendisinde olduğunu, onu arada mutlaka ziyarete gittiğini, rahibenin onu görünce sevindiğini anlattı. Muhtar ve diğerlerinden farklı olarak şikâyetlerinin asılsız olduğunu iddia etmedi. “Yalnız, zor durumda, mağdur durumda, yardıma ihtiyacı olan” bir kadın olduğunu, bu nedenle bazen korkularını aşırı yaşayabileceğini, bunu anlamak gerektiğini söyledi.”

Komutana rahibeye koruma verilmesi ve kilisenin dört bir yanının izlenmesini mümkün kılacak bir kamera sisteminin kurulması gerektiğini anlattıklarını belirten Günaysu; “Komutan, karakolun kamera sistemini kuracak olan şirketten kilisenin kamera sistemini de kurmalarını isteyeceğini söyledi. Bu konuda söz verdi. Bu raporun yazıldığı tarihte, yani aradan geçen bir yıla yakın zaman içinde bu söz yerine getirilmedi. Ancak sonra komutanın tehdit ve tacizlere engel olmak üzere hiçbir şey yapmadığını, rahibeye koruma sağlamadığını öğrendik” diyor.

Günaysu’nun verdiği bir bilgi de, komutanın ‘Beni arama, ihtiyaç olduğu zaman korucubaşını ara’ dediği şeklinde: “Rahibe ise bahsedilen korucubaşının zaten sorunlarının kaynaklarından biri olduğunu söylüyor.”

Ayşe Günaysu; tehdit ve tacizlerin rahibe Verde Gökmen’in susuz kalmasına kadar vardığını dikkat çekiyor:

“Son ziyaretimizde kilisede en temel ihtiyaçlarının güçlükle karşılandığı, yalnız bırakıldığı yönünde izlenim ve gözlemimiz pekişti. Örneğin rahibe su temininde güçlük çekiyor. Köyde su olmadığı için belediyenin belirli aralıklarla su temin etmesi gerekiyor. Oysa sık sık tanker gelmediği için rahibe defalarca uzun süreler susuz kalıyor.”

Rahibenin kendisini çevreleyen düşman bir dünyanın ortasında yalnız ve sahipsiz kaldığını belirten Günaysu, İHD adına kaleme aldığı Turabdin raporunda, bir an önce can güvenliğinin sağlanması gerektiğine vurgu yapıyor:

“Bölgenin özellikleri, köyün terkedilmiş görünümü, kilisenin bir tepe üzerinde yükselmesi, en yakın ilçenin 20 km uzaklıkta olması, her şey zaten tek başına korkutucu. Buna ek olarak gördüğü düşmanlık, aldığı tehditler, yaşadığı tacizler, kendisinin orada istenmediğinin çeşitli şekillerde açıkça ifade edilmesi rahibeyi can güvenliğinden yoksunluk duygusu içinde, korkulu bir yalnızlığa mahkûm ediyor.

Bu durumda yetkili makamların, Valiliğin, Kaymakamlığın, ilgili bakanlıkların, güvenlik yetkililerinin ve diğer mercilerin ele ele vererek rahibenin terk etmemeye yeminli olduğu, yıllardır sahip çıktığı kilisede korkmadan, can güvenliğinden emin bir şekilde yaşaması sağlanmalıdır. İstanbul’da saldırılar sonrasında sinagogların önünde polis korumasının sağlandığı gibi Zaz köyündeki Mor Dimet Kilisesi’ne de koruma sağlanmalı; kilisenin dört bir yanı izlenecek şekilde kamera sistemi kurulmalıdır.”


© Ahval Türkçe