Maaz
Tem 02 2018

Cenaze ağlayıcıları: Kiralık gözyaşları

Yıllar evveldi, bir köşe yazısı okumuştum. Çinliler birine beddua ederken “İlginç zamanlarda yaşayasın!” derlermiş...

Doğrusu o kimlerin bedduasıysa atalarımızdan birilerine canı gönülden etmiş olmalılar ki kabul olmuş. Zira bugün yeni nesiller olarak gayet ilginç zamanlarda yaşıyoruz.

Modern mi yoksa postmodern zaman mı ona siz karar verin ancak yeterince ilginç zamanlar olduğuna sanırım kimse itiraz edemez. İşte günümüzde yaşanan o ilginç şeylerden biri de cenazelerde oluyor: cenaze ağlayıcıları!

Duydunuz mu, cenaze ağlayıcılığı diye bir meslek var artık. Hem de oturmuş, kurumsal tarafı da olan bir meslek… Binbir Gece Masalları’nda para karşılığıyla bağrını döven, üstünü başını yırtanları zaten okumuştuk ama doğrusu bin yıl sonra yanıbaşımızda bu mesleğin tekrar ortaya çıktığını, ilerlediğini görmek ne olursa olsun insana tuhaf geliyor.

Araştırmalar Ortaasya ve Ortadoğu’da cenaze ağlayıcılığının eski bir gelenek olduğunu gösteriyor. Ancak yıllar sonra işler biraz değişmiş. Evvela İstanbul’da cenaze törenlerinde feryat ve figan isteyenler genellikle Doğu’dan İstanbul’a göç etmiş kimseler…

Peki cenaze ağlayıcıları kimler? Neden ağlıyorlar? Birinin arkasından ağlamanın mantığı nedir? Bu ağlayıcılar cenazelerde ağlayarak para kazanmak için ne tür bir çaba ve gayret sarf ediyorlar? Bu soruları cenaze ağlayıcılarına sorduk.

Cenaze ağlayıcılarından olan N.K isimli bir kadın anlatıyor önce, cenaze törenlerinde kendi ismini değil Leyla ismini kullandığını belirtiyor. Kendisi 45 yaşında ve yaklaşık 6 yıldır cenazelerde ağlayıcı olma mesleğini icra ediyor. Onun dışında bir temizlik firmasında çalışıyor.

 

asa

 

Neden iki işi bir arada yapıyorsun sorusuna ise “Abi memlekette her alanda işler kesat. Tamam, Azrail yine kaderin gerektiği şekilde can almaya devam ediyor. Ancak her ölünün arkasında da bizi parayla tutup ağla demiyorlar. Evvela ölülerin çoğu zaten arkasında normal bir ağlayıcı kitlesi buluyor. Bu normal ağlayıcılar merhumun arkadaşları ve akrabaları olarak ağlıyor. Üstelik onlar bedava ağlıyor. O yüzden öncelikle tercih onlardan yana oluyor.” diyor.

Sonra cenaze ağlayıcısı olmak için ne gerekli diye sorduğumda Leyla Hanım bu işin anlatıldığı kadar kolay olmadığını söylüyor ve başlıyor anlatmaya: “Evvela siyah elbiselerin olmalı, yoksa gidip satın almalısın. Bu elbiseler cenaze ve matem havasına uygun olacak. Kapalı olacak. İkincisi merhumun ailesi sana bilgi verecek. Merhumun bir fotoğrafı bile gösterilir. Onun yaptığı iyilikler anlatılır. Tüm bu bilgileri cenaze ağlayıcıları hafızasında tutmalıdır ve ağıt yakarken bunları dile getirmelidir. Yani merhumun akrabaları ve varisleri ağıtta söylenilmesi gerekli olan bilgileri cenaze ağlayıcısına bir güzel anlatır. Ağlayıcı da ağıtta bunları uygun bir makamda terennüm eder” diyor.

Ağlayıcılar eğer merhum hakkında yeteri kadar bilgi sahibi değilse bazen sorunlar çıkabilirmiş. Mesela adam bekâr biriyse cenaze ağlayıcısı “Oy çocuklarına kim bakacak!” deyip ağıt yakarsa komik duruma düşeceğinden bu tarz bilgiler önceden verilirmiş.

Leyla Hanım’ın bu mesleğe başlama şekli de ilginç… Altı yıl evvel Leyla Hanım’ın bir arkadaşının eşi ölür. Ancak arkadaşı, eşinin yalnız olmadığını göstermek için Leyla Hanım’a gelir: “Kocam öldü. Kocamın değerli bir adam olduğunu tüm sülalem ve çevrem görmeli. Ona görkemli bir cenaze hazırlayacağım. Ama çevremde dediğimi yapacak insan sayısı az. Sen bana yardım et. Sana ve getirdiğin her insana bir miktar para vereceğim. Senden yalnız iki saatini istiyorum. Merhumu gömdükten sonra herkes dağılır zaten.” der.

Leyla Hanım kendisi dahil kırk beş civarında insanı alır ve o cenazeye götürür. Herkes ölen merhumun ne kadar muteber bir insan olduğunu haykırır. Cenazeye gelen insanların ağzı açık kalır. Merhumun ardından bu kadar ağlayan ve kendini paralayan kalabalığı gören diğer taziyeciler şaşar kalır.

Leyla Hanım iki gün sonra kocası ölen arkadaşıyla buluşur. Olaydaki şaşkınlığını ifade eder. Arkadaşı ona şu cevabı verir: “Bak canım, cenazeye yemek yapsın diye aşçı tuttuk para verdik. Kimse yadırgamadı. Cenazeye ağlasın diye birilerini parayla tuttuk diye neden bu yadırganıyor?” diye sorar.

O soru Leyla Hanımın tam da bu mesleği seçmesinde adeta bir işaret fişeği olur. Ondan sonra cenazelerde görev almaya gayret eder. Şuana kadar dokuz tane cenazede gözyaşı hizmeti verdiğini söyleyen Leyla Hanım, gözyaşlarının sahici olduğunu ve ağlarken pek çok acıklı şeyi aklına getirdiğini söylüyor.

Leyla Hanım’ın cenazelerde ağlamak için bazı şartları da var. Evvela karısına şiddet uygulamış erkeklerin cenazesinde ağlamak istemediğini ve o tarz insanların cenazesine katılmadığını söylüyor. Kaynanasının kendisine çok zulüm ettiğini ifade eden Leyla Hanım, gelinlere kötü davranan “gudubet kaynanaların” arkasından da ağlamayacağını, onların ölüm haberini aldığında ise içten içe sevindiğini anlatıyor. Bunun yanında, insan öldürmüş kişilerin yani katillerin cenazesine de katılmayacağını söylüyor.

Cenaze ağlayıcıları, cenazelere katılan ağlayıcıların ve ağıtçıların, merhumun meziyetlerini övdüğünü söylüyor. Peki cenaze ağlayıcıları taziye evinde mevtanın meziyetlerini neden sıralar?

Cenaze ağlayıcıları bunun pek çok nedeni olduğunu söylüyor. Evvela mevta şanı şöhreti yerinde bir adam olarak toprağa defin ediliyor. Diğer bir nedense cenazelerin getirdiği zorluklar, yani matem evindeki akrabalar acı çektikleri için kendilerini doğru ifade edecek halde olamıyorlar veya ölünün mirasına konmak için herkes ayrı bir yerden ağıt yakarak ölüye ne kadar yakın olduğunu ve onu ne kadar sevdiğini gösteriyor.

Cenaze ağlayıcıları bu mesleğin şuan dünyanın pek çok yerinde popüler olduğuna da dikkat çekiyor. İngiltere, Gana gibi ülkelerde para verip ağıtçı tutmak şu günlerde popülermiş. İngiltere’de bulunan cenaze ağlayıcıları için hizmet veren internet sitesi, ölülere ve ölü sahiplerine gözyaşı hizmetini esirgemiyor. Yani Kiralık Ağlayıcılar adına hizmet veriyor.

Ancak Türkiye’de hizmet verenler de var. Cenaze Ağlayıcıları Derneği ve Cenaze Ağlayıcıları Grubu cenazelerde ağlama ve gözyaşı hizmeti vermek için kurulmuş yapılardan.

Sosyal medya hesabından hizmet veren Cenaze Ağlayıcıları Grubu’nun sloganı ise “Biz düğününüzde halay başı, cenazenizde gözyaşıyız!” şeklinde belirlenmiş.

 

as

 

Sloganları bana Sıla’nın Reverans isimli şarkısında geçen “Düğün evi tefçisi/ Ölüm evi yasçısı/Halin beni gasp ediyor!” sözlerini hatırlatıyor. Grubun sosyal medya hesabının linki ise burada...

Cenaze ağlayıcılarının işleri sadece bunlarla sınırlı değil. Cenaze ağlayıcılarına göre Türkiye’de ve dünyada en ciddi olaylardan biri ölümdür. Bu nedenle en deneyimli ve soğukkanlı insan bile bir ölüm anında ne diyeceğini bilemez duruma gelir.

Hele ağzından çıkanı pek duymayan bizim gibi toplumlarda ise cenaze seremonisinde büyük sıkıntılar yaşanıyor. Leyla Hanım’a göre insanlarımız yas evi kültürünü bilmiyor. Tek bildikleri şey helva ve pilav...

Ancak cenazede insanlarla konuşmak ve onları düzgünce ağırlamak da önemlidir. Cenaze ağlayıcıları bu konuda hem gerekli tecrübeye hem de gerekli eğitime sahipler. Ölünün dayısı, amcası, babası, çocuğu kendini kaybedip bir tarafta acısıyla hemhal olurken o ara kiralık cenaze ağlayıcıları hem ortamı idare ediyor hem de taziyeye gelenleri iyi bir şekilde karşılıyor ve dozunda gözyaşıyla hizmet veriyor.

Cenaze ağlayıcıları bu işin ücret kısmının biraz da şans işi olduğunu söylüyor. Üç saat için 100 TL alan da var,  üç saat için 500 TL alan da var. Bu, ölen kişinin ve akrabalarının maddi durumuna bağlıymış. Düğünde oynamak parayla olunca cenazede ağlamanın parasının anormal bir durum olmadığını söylüyor Leyla Hanım.

 

as

 

Ölü ağlayıcılarının yüzlerini göstermesi halinde mesleklerinin sonunun geleceğini söyleyen cenaze ağlayıcıları bunu şöyle gerekçelendiriyor, “Evvela cenazede kendini en çok paralayan biz olduğumuz için tüm gözler bizde oluyor. İkincisi bizi teselli etmeye geliyorlar. Çünkü acıyı çok sahici yaşıyoruz. Üçüncüsü sosyal medya çağındayız. Gittiğimiz cenaze evlerinde bile herkes kamerasını açıyor ve video çekiyor. Yemeği, matem odasını, camiyi hatta ölünün mezarının bile fotoğrafını çekip yayınlıyorlar. Bizim ifşa olmamamız lazım. Çünkü mevtanın yakını olarak oradayız.”

Cenaze ağlayıcıları zaman zaman para alamadıkları cenazelere de gidiyorlar. Cenaze ağlayıcısı Salih. Ü., şu ana kadar sadece üç cenazeden para aldığını ama camilerde ne zaman cenaze görse derhal oraya gidip ağlamaya başladığını söylüyor. Meslekten ziyade gözyaşı dökerek ve dua ederek ölülerin ruhlarının arınmasına vesile olmak istediğini belirtiyor.

Gözyaşıyla alınan her kuruşun helal olduğunu ifade eden Salih Ü., “Hoca Yasin okur, para alır. Gassal ölü yıkar, para alır, g.te pamuk tıkar, para alır. Hoca Diyanet’ten parasını alır. Aşçı ölü evinde helva ve yemek yapar, para alır. Şoför araba sürer, para alır. Levazım işlerini yapanlar da para alır. Hepsi normal. Bir tek ağlayıcılar para alınca mı garipseniyor… Bir kere biz orada gözyaşı döküyoruz. Dua ediyoruz. Ağıt yakıyoruz. Ölünün ruhu ve bizim ruhumuz birlikte arınıyor. Bu çok önemli bir hizmet bence. Keşke ben öldüğümde arkamda benim ölülere yaptığımı bana da yapan birileri olsa... İnşallah olur.” diyor.

Gerek Cenaze Ağlayıcıları Derneği’nin gerekse de Cenaze Ağlayıcıları Grubunun hem gülerek hem ağlayarak para kazanması dikkatimi çekiyor. Kahkahası da gözyaşı da para eden bu insanların ruhlarını hakikaten merak ediyorum. Cenaze Ağlayıcıları Derneği Başkanı Ali Öztürk diğer adıyla Oflu Ali…

Kendisi cenazelere ağlayıcı sağlama işini organize ettiği gibi fıkra anlatarak da para kazanan bir adam. Hatta fıkralar kitabı bile var.

Yani Öztürk hem ağlamayla hem güldürmeyle para kazanıyor. Aynı şekilde Cenaze Ağlayıcıları Grubu da kah mendil sallayıp halay çekerek para kazanıyor kah cenazelerde aynı mendille döktükleri gözyaşlarını kurulayarak aynı parayı kazanıyor. Bunu cenaze ağlayıcılarına sorduğumuzda ise cevapları “Hayat iki ezan arası. Biri doğarken okunur, diğeri ölürken. Şimdi bu dünyada gülme ve ağlama birbirinin zıttı olarak kabul ediliyor…

Peki hayatımız zıtlıklarla örülü değil mi? Babam yaşlı, yürüyemiyor ve ben haline üzülüyorum. Evladım zıpır zıpır koşuyor seviniyorum. İkisi bir arada üstelik… En büyük çelişki hayattır, insandır. İnsan denen varlık çelişki değil midir?” şeklinde oluyor. Salih Ü., göre herkesin cenazesi aynı ama herkesin dirisi farklıdır.

Kendisi Müslüman olmayanların da cenazesine katıldığını ve para almadan ağladığını söylüyor. Ona göre Hz. Muhammed, müşrik ve mümin cenazesinin ikisi karşısında ayağa kalkardı. Çünkü ölüden ve deliden hüküm kalkar diye belirtiyor.

En çok neye ağlıyorsunuz dediğimde Leyla Hanım, en çok kendisine, yaşadıklarına ağladığını söylüyor. “Düğünlerde oynama, cenazelerde ağlama hizmeti” veren Salih Ü., ise “Gülecek halimize ağlıyoruz, ağlanacak halimize gülüyoruz. Bu Allah’ın insanoğluna verdiği dünyadır. Bazen öldürür, bazen güldürür.” diyor.