Tiny Url
http://tinyurl.com/ya8c74x2
Doğan Özgüden
Eyl 08 2018

Kimsenin haberi yok: Bir 'Güneş' battı!

Bir yıl arayla iki can dostumuzu, iki usta meslektaşımızı yitirmek gerçekten son derece acı verici. Hele kendileriyle ta 1967'de başlayıp İstanbul, Paris, Stockholm ve Albisola'da hep ortak mücadelelerle pekişmiş 50 yıllık bir beraberliğiniz varsa…

Yurt dışındaki gazetecilik başarılarını yıllardır izlediğimiz Barbro ve Güneş Karabuda'yı şahsen tanımak, ABD beslemeli militarizmin bizim Ant Dergisi'ne ilk saldırısı sırasında mümkün olmuştu.

1967'nin Nisan'ıydı… Ant Dergisi'nde Pentagon'la yapılan gizli bir anlaşma uyarınca ABD Ordusu tarafından Türkiye'nin Sovyet sınırına yakın doğu bölgelerine nükleer mayınlar yerleştirileceğini açıklamıştık.

Zamanın genelkurmay başkanı Orgeneral Cemal Tural, bu haber üzerine İstanbul 1. Ordu Askeri Mahkemesi Savcılığı'na gönderdiği çift aylı bir yazıda beni "vatan hainliği" ve Ant Dergisi'ni de "Bizim Radyo'nun Türkiye'deki basın organı gibi neşriyat yapmak"la suçlayarak yargılanmamı emretmişti.

17 Mayıs 1967 günü yargılanmak üzere Selimiye Kışlası'na gittiğimde bana refakat etmek üzere avukatım Müşir Kaya Canpolat, Ant'ın yazarlarından Yaşar Kemal ve Hüseyin Baş'la birlikte Güneş de gelerek beni yalnız bırakmamış, mahkeme kapısında fotoğraflarımızı çekmişti.

Olayın üzerinden iki ay geçmişti ki, bu kez rollerimiz değişmiş, 21 Temmuz'da Karabuda'lar sanık sandalyesine oturtulmuşlardı. On yıl önce yazdıkları "Fırat'ın Doğusunda" adlı kitapta Kürtçülük propagandası yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınmışlardı.

Dönemin Türk medyası olay karşısında suspus kesilirken, bu skandalı Fonsy'ye gebe olan Barbro'nun savcılık kapısında sorgulanmayı beklerken yere uzanmış fotoğrafıyla yansıtmış, protesto etmiştik.

Paris'teki 1968 Direnişi'ni yakından izleyen Karabuda'lar Abidin Dino'nun desteğiyle bir de belgesel hazırlamışlardı.

Bu belgeselin ilk gösterimini de devrimci öğrenci liderlerine bizim Kazancı Yokuşu'ndaki dairemizde yaptılar.

Karabuda'lar İstanbul'da geçirdikleri kısa tatiller dışında dünyanın üç kıtasında antifaşist direnişler ve ulusal kurtuluş hareketleri üzerine sayısız röportaj gerçekleştirdiler.

Türk medyasında hiç yer verilmeyen ve sözü edilmeyen bu röportajları Ant Dergisi'nde yayınladık. Özellikle Türkiye'de islamcı hareketin Kanlı Pazar'da olduğu gibi kan dökme sürecine girdiği bir dönemde, Endonezya'daki komünist katliamı üzerine gerçekleştirdikleri röportajı 10 Haziran 1969 tarihli Ant'ta kapaktan anons ederek yayınlamamız büyük olay olmuştu.

15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişinden sonra darbenin ayak sesleri de duyulmaya başlamıştı.

Ant'ın yayılarından dolayı davalarımın iyice yoğunlaştığı günlerde Güneş ve Barbro ile birlikte Beyoğlu'nda Rusların işlettiği Rejans Lokantası'nda buluşmuştuk. Sofrada Türkiye'ye röportaj için gelmiş İsveçli gazeteci Peter Curman ve İsveç'in o zamanki İstanbul Başkonsolosu da vardı.

Hakkımdaki davalardan dehşete kapılan Peter Curman'ın benimle yaptığı bir röportaj İsveç medyasında yayınlanmıştı. Başkonsolos da o geceki konuşmalarımızdan çok etkilenmiş olmalı ki, "Burada da Yunanistan'daki gibi bir darbe falan olursa hiç düşünmeden doğruca konsolosluğa gelin, biz sizleri güvenceye alırız" demişti.

12 Mart 1971 darbesini izleyen sıkıyönetim günlerinde dergimiz kapatılıp hakkımızda "Teslim Ol!" çagrısı yapıldığında yurt dışına çıkmak zorundaydık. Ancak bize güvence veren İsveç konsolosu o sırada Türkiye'den ayrılmıştı, yerine geleni de tanımıyorduk.

Sahte pasaportla Türkiye'yi terkederek cuntaya karşı demokratik direnişin örgütlenmesine katkıda bulunmak üzere Avrupa'ya gelince Karabuda'lar ilk temas kuracağımız dostlarımızdandı.

Belçika'da ilk temasları kurup Paris'e geçtiğimizde Barbro hemen bize iyi bir fırça çekmişti:

"Kaç gündür Avrupa’da sürtüyorsunuz, ne diye Türkiye’den çıkar çıkmaz buraya gelmediniz?"

O Mayıs günlerinde Karabuda’lar yeni bir büyük göçün hazırlığı içindeydiler… Stockholm’e dönüp bir süre hazırlık yaptıktan sonra İsveç televizyonu adına röportajlar yapmak üzere uzun bir süre için Allende yönetimindeki Şili’ye gideceklerdi.

Tüm bu mesleki telaşlarına rağmen yürekleri o sırada Türkiye’deki direniş için çarpıyordu. Bizleri mücadelemize destek olabileceğini düşündükleri birçok gazeteci, sanatçı, siyaset adamıyla, hattâ diğer ülkelerdeki direniş ve ulusal kurtuluş hareketlerinin Paris’teki temsilcileriyle tanıştırdılar.

9 Haziran akşamı Güneş’in emektar Volvo’suyla “küçük bir göçebe ailesi” olarak Paris’ten Stockholm’e doğru hareket ettik. Direksiyonda Güneş, yanında Barbro, arka koltukta ise ben ve İnci’yle birlikte Ayperi ve iki kardeşi… Arabanın bagajı ve tepesi, koltuk altları bavullar, paketler, torbalarla tıklım tıklım dolu. Ağırlıktan egzoz borusu nerdeyse yere sürtecek. Bu yüzden Almanya'nın Sittensen kasabasında polis yüklerin büyük kısmını boşalttırıp trenle Stockholm'e gönderinceye kadar bizi alıkoyuyor.

Stockholm’e vardığımızda Karabuda’lar bizi Gärdet semtinde fotoğraf stüdyosu olarak kullandıkları küçük bir daireye yerleştiriyorlar. Cuntaya karşı çeşitli dillerdeki ilk resimli afişleri onların da yardımıyla burada hazırlayıp dört bir yana postalıyoruz.

Karabuda'lar bir süre Stockholm'de kaldıktan sonra Şili'ye giderek orada iki yıl kadar kaldılar... Başta Cumhurbaşkanı Allende olmak üzere sol iktidarın yöneticileriyle, ülkenin aydınları, sanatçılarıyla çok sıkı ilişkiler kurdular, röportajlar yaptılar.

Biz de bir süre Berlin'de kaldıktan sonra Deniz'ler idama mahkum edilince Demokratik Direniş Hareketi'ni örgütlemek üzere Paris'e geçtik.

Karabuda'lar tekrar İsveç'e döndüklerinde biz Paris'te Avrupa Konseyi'ne ve uluslararası insan hakları kurumlarına sunulmak üzere File On Turkey'i (Türkiye Dosyası) hazırlamaktaydık.

Kitabın fotoğraf içeren ofset sayfalarının basımı İsveç'te yapılmıştı. Onların Paris'e ulaştırılmasını Karabuda'lar üstlenmişti.

Güneş basılı sayfaları birkaç bavula yüklemiş, Stockholm’den Paris’e ilgisiz bir turist gibi geliyordu. Paris’in Le Bourget Hava Alanında sabırsızlıkla Güneş’i bekliyorduk. İllegal olduğumuz için de ortalıkta pek görünmüyor, bir kenarda pusuya yatmış, olayı uzaktan izliyorduk.

Uçak indikten sonra yolcular pasaport kontrolundan geçmeye başladılar. Sevgili Güneş üstlendiği misyonun heyecanıyla son derece sinirli, sigara üstüne sigara yakıyordu. Ve de olan oldu. Bagaj kontrolunda hayli ağır çeken bavulların basılı sayfalarla dolu olduğu görülünce Fransız polisi tüm bagaja elkoydu.

Neyse ki kimliğini tesbit ederek Güneş’i serbest bıraktılar, biz de basılı sayfaları ancak ertesi gün insan hakları savunucusu ünlü Avukat Lafue Verone’un müdahalesi sayesinde geri alabildik.

Bir kaç hafta sonra da File On Turkey ciltten çıktı ve tüm hedef kurum ve kişilere ulaştırıldı.

Bu kitap sayesindedir ki 1973 yılında cunta rejimi altındaki Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden çıkartılması gündeme geldi.

Türk delegasyonu başkanı Turhan Feyzioğlu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde İnci'yle benim Avrupa'da illegal faaliyet yürüttüğümüzü açıklayıp hakkımızda önlem alınmasını isteyince, bu mücadeleye yakından tanık olan ve katkıda bulunan Avrupa Parlamentosu'nun müstakbel başkanı Piet Dankert ve Karabuda'ların bizimle tanıştırdığı Amnesty International'in müstakbel genel sekreteri Thomas Hammarberg'in tanıklığıyla Hollanda'da ikimize de iltica hakkı tanınmış ve seyahat belgesi verilmişti.. Böylece sahte pasaportla seyahat etmenin risklerinden kurtulmuştuk...

O yaz Karabuda'lar İtalya'nın Albisola kentinde Küba'nın ünlü ressamı Wifredo Lam üzerine bir belgeselin çekimlerini yapacaklardı.

Barbro "Yahu, Iki senedir illegalde hiç dinlenmeden çalıştınız. Artık legale de çıktınız. Albisola'ya gelin, biraz dinlenin" dedi.

Albisola'da tatile gelmiş olan Şili Komünist Partisi militanı gençlerle de sık sık beraber olduk... O günlerin ağırlıklı konularından biri Türkiye'deki askeri yönetime karşı mücadele gibi, Şili'de bir faşist darbe gerçekleşirse Avrupa'da neler yapılabileceği idi.

İsveç'e dönüşlerinden birkaç gün sonra 11 Eylül 1973 akşamı Barbro ağlamaklı bir sesle telefon etti:

''İhtiyar’ı katlettiler.''

Evet, aylardır üzerinde konuştuğumuz kötü ihtimal gerçekleşmiş, Şili’de Amerikancı darbe yapılarak Allende öldürülmüş, kitlesel tutuklamalar başlamıştı.

Karabuda'lar, tıpkı iki buçuk yıl önce bize nasıl kucak açtılarsa, artık Şili’deki dostlarını kurtarmaya, kurtulabilenlere Avrupa’da kalma olanakları sağlamaya çalışacaklardı.

Karabuda'larla en son birkaç yıl önce Paris'ten bir günlüğüne Brüksel'e geldiklerinde doya doya görüşmüş, kah gülerek, kah hüzünle eski günleri anmıştık.

Ancak dördümüz de artık adamakıllı yaşlanmıştık… Yaşlılığın getirdiği sağlık sorunları yakamızı bırakmıyordu.

Geçen yılın ortalarına kadar Brüksel-Stockholm arası sık sık telefonla görüşüyorduk. Barbro hastalığından dolayı derin acılar içindeydi. 7 Ekim 2017'de ölümü her daim hayat dolu Barbro'nun kendisi için bir kurtuluş oldu.

Sonra bir başka hain hastalık Güneş'i dostlarıyla telefonda görüşmekten dahi men etti…

Bu yıl 24 Ağustos'taki ölümü o koca yürekli dostumuz Güneş için de bir başka kurtuluştu.

İkisini de hep özleyeceğiz.