Montreal’in kırmızı Uber bisikletleri

Yaz geç geldi Montreal’e… Sert ve uzun bir kışın ardından güneş yüzünü gösterdi. Serin bir Mayıs ve Haziran başlangıcı geçirdik. Ama şimdi gerçek yaz ve şehir cıvıl cıvıl. Yazı bir başka güzel bu kentin, festivalleri, sokaklara masa atan bar ve restoranları, nehir kıyısı ile keyif veren bir şehir…

Bu yaz sokaklarda bizi bir sürpriz karşıladı, Uber’ın elektrikli kırmızı bisikletleri… Türkiye Uber’i yasaklarken şirket dünyada kendisine yeni alanlar açıyor. Bunlardan biri de elektrikli bisikletler. “Uber Bisiklet”, Montreal ile birlikte New York, San Francisco ve Berlin’de hizmete sokuldu, zamanla tüm dünyaya yayılması planlanıyor.

Elektrikli bisikletler saatte 32 kilometre hıza ulaşabiliyor ama kentte yıllardır kullanımda olan Bixi bisikletlere oranla bayağı pahalı. Bisikletler şehrin çeşitli yerlerine bırakılmış durumda. Kiralamak için cep telefonu app’i gerekiyor. Kiraladığınız anda bisikletin kiliti açılıyor ve dakikası 0,30 Kanada dolarından bisikletin keyfini çıkarabiliyorsunuz.

 

 

Her bisikletin önündeki sepette plastik bir başlık var. Şehri gezip işiniz bittiğinde belediyenin bisikletler için yaptığı bisiklet parklarından birine bırakıp telefonunuz ile bisiklet kirala sürenizi noktalıyorsunuz. Bisikleti yanlış bir yere bırakmanın da cezası var elbette.

 

 

Paris’te de bisikletle birlikte elektrikli scooter’lar kiralayıp şarjı bitince olduğu yere bırakıyorsunuz. Aracın içindeki bir çip sayesinde şirket kamyonetleri olduğu yeri belirleyip toparlıyor. Montreal; Amsterdam, Berlin ve Paris gibi kentler gibi bisiklet sevenler için bir cennet.

 

 

Düz bir şehir ve özellikle nehir ve Lachine kanal kıyısı bisiklet turları için mükemmel. Ancak bisiklet keyfinin süresi kısıtlı çünkü ilk karın düşüp kalkmasına kadar geçen sürede bisiklet keyfi yapmak imkansız gibi ama deneyen çılgınlar yok değil.

15 Temmuz sonrası dünyanı dört bir yanına dağılan meslektaşlarımız Berlin’de, Paris’te, Stockholm’de, Selanik’te, Köln’de veya Oslo’da başka bir yaşamın mümkün olduğunu görüyor.

Daha neşeli, keyifli, yaşadığı kentin tadını çıkarma ilkesi üzerine kurulu bir yaşamın. Elbette bir bedeli var, bu kentlerde yaşamak ucuz değil, vergileri yüksek, kiralar Türk Lirası üzerinden düşününce pahalı…

 

 

Ama bir kent nasıl yaşanır, yerel yönetimler yurttaşlarına nasıl hizmet veriri buralarda görüyorsunuz. Rousseau’nun deyişiyle, “Köyü, kasabayı evler oluşturur, kenti ise yurttaşlar.” Kentte yaşayan insanların seçtiği yönetimler de bu insanları mutlu etmekle yükümlüler.

Batı’da bunu görüyorsunuz. Nejat Eczacıbaşı’nın olağanüstü çabalarıyla gittikçe büyüyen İstanbul Festivali, AKP’nin ilkel kafası sayesinde giderek sönük hale geldi. Son dönemde Aya İrini’deki konserlere gittiğimde o güzel bahçede içki satışının yasaklandığını hayretle görmüştüm.

Şimdi Montreal’in Caz Festivali zamanı… Konserlerin bir kısmı bedava ve “Place Des Arts”da yapılıyor. Evime beş dakika mesafedeki bu Sanat Merkezi, seyyar barlarla kaplanmış durumda.

 

 

Bir yerden taco’nuzu veya istakozlu sandviçinizi alıp Portekiz’in Duro şarapları eşliğinde yiyebiliyorsunuz. Veya yandaki bardan cin-tonik siparişinizi verip bir birinden güzel şarkıları dinleyebiliyorsunuz. Bu arada hatırlatalım, araştırmalara göre Kanada dünyanın en mutlu ülkesi, Montreal de Kanada’nın en mutlu kenti.

AKP’nin ve Erdoğan’ın Türkiye’ye yaptığı en büyük kötülüklerden biri, kenti özellikle Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’u gayri-medeni hale getirmek, kültürsüzleştirmek oldu. Erdoğan’ın Saray’da “sanatçı” diye ağırladığı güruha bakmak bile geldiğimiz noktayı göstermesi açısından önemli.

Genelde İslam mı, yoksa Siyasi İslam mı bu neşe ve eğlence düşmanlığını nedeni bilmiyorum ama dünyanın en renksiz-kültürsüz kentlerinin İslam ülkelerinde olduğunu görüyorum.

Kenti köyleştiren AKP’ye en büyük isyan kentlerden geldi son seçimde. Türkiye nüfusunun ağırlıklı bölümünü oluşturan kentleri kaybetti AKP. Ekonomiye olduğu kadar belki de renksizliğe, zevksizliğe ve taşralılığa isyandı son seçim sonuçları. Umalım öyle olsun...

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.