Şub 10 2018

Netflix izleyip yeteri kadar rahatlamamak: Amerikalılar neden daha az seks yapmaya başladı?

W. Bradford Wilcox & Samuel Sturgeon

Sevgililer Günü'nüz şimdiden kutlu olsun! Cinsel devrimden 50 yıl sonra Amerika'da seks düşüşte. Amerikalılar artık daha az seks yapıyor, geçtiğimiz yıl hiç seks yapmadığını söyleyen Amerikalıların sayısı arttı ve -belki de en şaşırtıcı olanı- cinsel davranıştaki bu devrimin başını gençler çekiyor. Her ne kadar bu cinselliğin karşı devrimi, Harvey Weinstein'den Bill O'Reilly'e kadar çok sayıda erkeğin duyarsızlığı, cinsel taciz ve cinsel istismarına karşı gerçekleştirilen #MeToo (#BenDe) hareketinin yükselmesinden önce başlamış olsa da, erkeklerin kötü muamelelerine karşı öfke daha çok bu trend ile ivme kazandı.

Psikolog Jean Twenge'nin liderliğindeki akademisyenlere göre Amerikalı yetişkinler, 1990'ların sonlarındaki yetişkinlere kıyasla, 2010'da yılda dokuz kez daha az seks yaptı. Bu cinsel sıklıkta yüzde 14'lük bir düşüş anlamına geliyor. Aynı şekilde, General Social Survey'in araştırmasına göre geçtiğimiz sene "hiç" cinsel ilişkide bulunmadığını bildiren yetişkinlerin oranı, 1990'ların sonunda yüzde 18 iken 2014'ten 2016'ya kadar yüzde 22'ye yükseldi. (İki yılda bir Chicago Üniversitesi'nin direktörlüğünde gerçekleştirilen GSS, Amerikalı yetişkinlerin çeşitli tavır ve davranışları kapsayan, ulusal olarak temsilci ve federal olarak finanse edilen büyük, bir araştırmadır.)

Benzer trendler genç erkek ve kadınlar arasında da yaygın görünüyor. 2000'lerin başında 18 ile 30 yaş arası yetişkinlerin yüzde 73'ü ayda en az iki defa seks yapıyordu. GSS analizine göre bu oran 2014'ten 2016'ya yüzde 66'ya düştü.

Diğer 18-30 yaş arasındakilerse hiç seks yapmıyor. Bunların yüzde 12'si 2002'den 2004'e hiç seks yapmadıklarını bildirdi. 10 yıl sonra, 2014-2016 yılları arasında bu oran yüzde 18'e yükseldi. 

Seks ergenler arasında da düşüşte. Bu senenin başında Centers for Disease Control and Prevention (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) lise öğrencileri arasında seks yaptığını beyan edenlerin oranının 2005'te yüzde 47 iken 2015'te yüzde 41'e düştüğünü açıkladı. Ergenler arasındaki cinsel aktivitede düşüş en çok 2013-2015 arasında görüldü, aynı dönemde seks 18-30 yaş arasındaki yetşikinlerde de en aşağı oranları gördü. 

***

Cinselliğin karşı devrimini ne yönlendiriyor? Belirli bir cevap verebilmek için henüz çok erken ama birkaç hipotez özellikle akla yatkın. 

İlk olarak, sosyal olarak muhafazakar olmasalar da milenyum çağının üyeleri (1980 ile 1990'ların ortası arasında doğanlar) ve iGen nesli (1990'lar ortasından itibaren doğanlar- Ben Nesli) önceki nesillere göre çok daha dikkatli ve dolayısıyla seksin sevincinden ziyade duygusal ve fiziksel risklerine odaklanma eğilimindeler. Helikopter ebeveynler (aşırı derecede koruyucu ebeveynler) tarafından büyütülen bu genç yetişkinler daha az risk alıyorlar. Grup olarak daha az içki içiyor, daha az araba kullanıyor ve ayrıca birbirlerini yatağa da daha az atıyorlar. Bugünün genç yetişkinleri mesajı aldı – MTV'nin 16 and Pregnant (16 ve Hamile) programını düşünün-, seks ve hamilelik hem onlar hem de gelecekleri için bir tehdit olabilir. 20 yaşında bir erkek olan Tyrone, Twenge'in iGen kitabı için bunu şu şekilde tarif ediyor: Kendi jenerasyonu daha az seks yapıyor “çünkü hamile kalmaktan ve hastalıklardan korkuyorlar”. Ve ekliyor: “Size bir şeyler öğretmeye çalışan bir sürü reklam ve televizyon programı var.”

İkincisi, istenmeyen ya da saldırgan cinselliğin tehlikesi, ahlaki açıdan kabul edilemezliği ve özellikle kadınlar için eğitim ve işyerinde ilerlemenin önünde bir engel olduğuna yönelik endişeler de artıyor.  engellerin yol açtığı endişeleri giderek artıyor. Örneğin, Obama yönetimi, 2011 yılından başlayarak Title IX'dan (ABD'nin eğitim yasası) ilham alan önlemlerle kolej ve üniversiteleri cinsel şiddet ve tacizi azaltmaya teşvik etti. Bu önlemlerle altlarını çizdikleri endişeler, kampüslerdeki binlerce olmasa da yüzlerce erkeğin cinsel saldırı iddiasıyla ihraç edilmesine yol açtı. Kolejler kampüslerindeki cinsel saldırıya yönelik artan ilgi ülke çapındaki öğrencilerin flört ve ilişki alışkanlıklarında da muhtemelen iz bırakmıştır. Vanessa Grigoriadis “Blurred Lines: Rethinking Sex, Power and Consent on Campus” kitabında “Önceki nesillerin 'Korkunç Kolej Deneyimleri' diye niteleyeceği her gün daha fazla cinsel eylem, fildişi kuleden kovulmaya neden olabilecek suçlar arasına katılıyor” diyor.

The Economist'te yakın zamanda yapılan bir anket, genç yetişkinlerin artık cinsel saldırı konusunda kendilerinden önceki akranlarından daha fazla endişe duyduğunu ve muhtemelen seks ve flört ile ilgili davranışları rahatsız edici olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Birleşik Devletler'de, genç bir kadının çekiciliği hakkında yorumda bulunmanın cinsel taciz olduğunu düşünen genç yetişkinler, 64 ve üstü Amerikalıların iki katını oluşturuyor. Douglas Murray, The Spectator kitabında bu durumu “cinselliğin karşı devrimi” olarak değerlendiriyor ve “1960'lar cinselliği bir özgürleşme olarak görür sınırları zorlarken bu karşı salınımın, cinsel özgürlüğü cinsel korkuya ve neredeyse tüm cinsel fırsatları yasal bir mayın tarlasına dönüştürdüğünü” tartışıyor. 

Cinselliğin kadınların refahı üzerindeki etkisine dair bu endişe ortamında, iGen'de yer alan 23 yaşındaki kadın Amelia gibi seks yapmamış çok sayıda genç yetişkin “çok fazla riskin” olduğunu düşünüyor ve “özellikle kadınlar bir yabancıyla eve gitmenin tehlikelerinin farkında” diyor. 

Üçüncüsü, çağdaş ekonominin güvensiz karakteri, genç yetişkinlerin gittikçe kendi başlarına ya da evlilik içine girmekten ziyade anne ve/veya baba ile birlikte yaşamalarını sağladı. Büyük Durgunluk'tan önce 2007'de 18-34 yaş arası erkeklerin adece yüzde 30'u ebeveyni ile yaşıyordu. Bugün bu sayı yüzde 34. Aynı durumdaki 18-34 yaş arası kadınların oranı 2007'de yüzde 24 iken 2017'de yüzde 27'ye yükseldi. 28 yaşındaki bir kadın yakın zamanda CBS New York'a verdiği demeçte anne ve babasıyla yaşadığını söyledi: “Bir apartman dairesi çok pahalı”. Bağımsız yaşamdan veya evliliktense aile bodrumunda yaşamaya dönüşen bu kayma kuşkusuz bugünün genç erkek ve kadınlarının aktif cinsel yaşamana da ket vuruyor. Aslında şimdi, bir yüzyıldan fazladır ilk defa, genç yetişkenler, evlenmek ya da bir partnerle yaşamaktansa aileleri ile birlikte yaşamaya daha yatkın.

Genç yetişkinler arasındaki evlilikteki azalma da hikayenin bir parçası. Evlenmemiş genç erkek ve kadınlar, evli olan akranlarından daha az seks yapıyor, özellikle de son birkaç yıldır. 2014'ten 2016'ya kadar 18-30 yaş arası genç evlilerin yüzde 89'u ayda en az iki defa seks yaptı. Evlenmemiş akranlarının sadece yüzde 60'ı o kadar seks yapabildi. Dahası, evlenmemiş genç yetişkinlerin yüzde 22'si, 2014'ten 2016'ya kadar önceki 12 ayda cinsel ilişkiye girmedi, genç evlilerde ise bu oran 0,5 gibi çok küçük bir orandı. Genç yetişkinler arasındaki evliliğin son yıllardaki düşüşü seksteki düşüşü de açıklayabilir gibi görünüyor.

Ama bu uzun vadeli kültürel ve ekonomik trendler, seksin son birkaç yılda ergenler ve genç yetişkinler arasında neden böyle dramatik bir şekilde düşüş yaşadığını açıklamıyor. Örneğin, son bir yılda seks yapmadığını beyan eden genç yetişkinlerin sayısı ikiye arttı, 2010-2012 arasında yüzde 7 iken 2014-2016 arasında yüzde 18 oldu. Cinsellikteki bu son düşüşün sebebi ekonomik güçlükler gibi görünmüyor çünkü ekonomi ve genç yetişkinlerin istihdamı son yıllarda arttı.

Bu düşüşün zamanlaması bize yeni teknolojinin genç yetişkinler arasında cinsel kopuşta anahtar rol oynadığı hipotezini düşündürtüyor. Twenge'in iGen'de tartıştığı gibi akıllı telefonların ve ekranların çoğalması, bugünün genç yetişkinleri arasındaki cinsellik dahil olmak üzere sanal olmayan ilişkilerin oluşumunu ve kalitesini azaltıyor gibi görünüyor. Bu bir etki olabilir çünkü Twenge'in de yazdığı gibi, yeni teknoloji genç yetişkinleri zamanlarını daha fazla sosyal medyaya, video oyunlarına ve diğer sanal dikkat dağıtıcı aktivitelere adamaları “akranları ile kişisel olarak daha az zaman geçirmeleri” için cesaretlendiriyor.

Kesinlikle genç yetişkinlerdeki akıllı telefonlardaki artışı ile fiziksel cinselliğin düşüşü arasında bir korelasyon var. Genç yetişkinlerde akıllı telefon oranı 2011'de yüzde 50 iken bugün neredeyse hepsi bir akıllı telefon sahibi. Akıllı telefon sahipliğinde yaşanan artış, genç yetişkinler ve gençler arasındaki cinsellikteki belirgin düşüşüyle benzer oranda. Eğlendirici ve ayrıştırıcı teknolojinin birebir sosyalleşmeden -ve bizce- em temel sosyalleşme formu olan sekten de caydırıyor. 

Randevulaşma son yıllarda, en azından ergenler arasında, akıllı telefonlar ve ekranlar popüler hale geldikçe dik bir şekilde düşüşe geçti. Son 10 yılda randevulaşan lise son sınıf öğrencilerinin oranı yüzde 70'ten yüzde 55'e düştü. Yetişkinler için elimizde buna benzer bir veri yok, ama “çevrimdışı sosyalleşme” onlar arasında da düşüşte. Genç yetişkinler için “Neftlix ve rahatlama”  (Netflix ve seks) laflarına rağmen, genç erkek ve kadınlar günün sonunda sadece Netflix izlemiş oluyor. 

Porno da bir etken. Genç erkeklerin büyük bir bölümünün ekran zamanı ve dikkati gerçeğindense sanal sekse odaklanmış durumda. Ekonomist Joseph Price liderliğindeki araştırma ekibine göre, “Genç yetişkinler arasındaki 1973- 2012 yılları arasındaki porno izleme konusundaki tutum ve davranışlarındaki değişim önemli ölçüde arttı”. Twenge, bu pornoya adanmış genç yetişkinler hakkında “Yatak odasının mahremiyetinde porno izleyip işini kendi yolundan halledecekken biri neden reddedilme, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, ilişki kavgaları ya da biriyle buluşma riskini göze alsın ki” diye soruyor. Birleşik Devletler'deki porno endüstrisinin lideri olan Pornhub'ın görüntülenmesi 2009'da günde 10 milyon iken 2012'de 25 milyona, 2017'de 75 milyona çıktı. 

Cinselliğin karşı-devriminin yükselişi yaygınlaşıyor. Bunun sonuçlarından biri olarak-özellikle de #MeToo hareketinin uyanışıyla- kadınlar ve erkekler cinsellikle ilgili her konuda daha düşünceli, taahhütlü ve uzlaşmacı olmaya teşvik ediliyor. Bu karşı devrim belki seksi, cinsellikle ilgili konuşmaları, istenmeyen, garip ve istismarcı davranışları, ve muhtemelen de sırada seksi azaltıyor. The Washington Post'tan Christine Emba “Şimdi ihtiyat, erdem, saygı ve hatta sevgi gibi erdemleri yeniden başlatma zamanı olabilir” diye yazıyor, “Cinsellik yalnızca yeniden yaratıdan daha önemli olduğu ve -ince ve oynanabilir bir sınır olan- “rıza”ın saygı duymamız gereken tek ahlaki duyarlılık olmayabileceği teorisine bakmalıyız”.

netflix

Bu kısmen iyi olabilir, çünkü kadınlar genellikle günlük olanlardan ziyade bağlandıkları ilişkilerde daha fazla cinsel tatmin yaşıyorlar. Sosyologlar Jedie Ford ve Paula England kolejli kadınlar arasında yaptıkları araştırmayla kadınların bağlandıkları ilişkilerde, bir gecelik ilişkilere kıyasla daha çok orgazm yaşadığını, ve kolejli erkek ve kadınların tek gecelik ilişkilere kıyasla bağlandıkları ilişkilerde orgazm yaşamadaki cinsiyet uçurumunun çok az olduğunu ortaya koydu. Cinselliğin karşı devrimi ile, özellikle kadınlar bağlılığın, karşılıklı cinsel tatminin zevkini daha çok çıkartacağı, erkeğin doyumu için zevksiz bir gecelik ilişkilere – diğer bir deyişle daha az Aziz Ansari tarzı sekse (en azından Babe.net'te belirtildiği üzere) daha az tahammül edeceği anlamına geliyor.

Diğer bir belirti de ergenlerde ve evlenmemiş annelerde doğumun da büyük oranda düşüşü. 15-19 yaş arası doğum 2007'den bu yana yüzde 51'e düştü. Evlilik dışı doğan bebek oranı 2008'de en yüksek rekor olan yüzde 40.6 iken o zamandan beri düşüyor (2016'da 39.8 idi) düşüyor ve genç yetişkinler seksi ertelemeye ve daha az partnerle birlikte oldukları sürece önümüzdeki yıllarda daha da düşecek. Bu düşüş 1960'lardan beri ilk defa yaşanıyor. Bu aslında iyi bir haber çünkü evli çiftlerden doğan çocuklar çoğunlukla yoksulluktan uzak kalabiliyorlar, dengeli ailelerde hem ekonomik hem de eğitim anlamında daha iyi koşullarda büyüyebiliyorlar.

Ama cinselliğin karşı devriminin kendi dezavantajları var, özellikle de #MeToo hareketinin uyanışı nedeniyle.

Birincisi, cinsel rıza ile ilgili endişelerin giderek belirginleştiği bir dönemde cinsel saldırı veya tecavüz üzerine yanlış iddiaların çoğalması olasılığı daha yüksektir; bu kısmen, buluşmalar belirsiz ve alkollü olduğunda cinsel yakınlaşmalardaki rızanın tam olarak tanımlanamamasından kaynaklanıyor. Rolling Stone'un geri çektiği Virginia Üniversitesi'ndeki toplu tecavüzle suçlanan öğrenci birliği hikayesini düşünün. Ya da Columbia Üniversitesi'nin “yataklı kızı” Emma Sulkowicz'in eski arkadaşı ve sevgilisi Paul Nungesser'e karşı yaptığı acayip suçlamaları hatırlayın. Ya da birden fazla tanığın kendisini suçlayan kişiyle rızaya dayalı birliktelik yaşadığına dair ifadelerine rağmen Alphonso Baity'nin Findlay Üniversitesi'nden kovulmasına yol açan cinsel saldırı suçlamalarını düşünün. Ya da cinsel saldırı iddialarıyla kolejden atılan erkekleri... Bu tür iddialar birçok tarafın itibarında ve hayatında tarifi olmaz hasarlar bırakabilir, özellikle de kendilerinin rızaya dayalı olduğunu sandığı erkeklerin hayatında.

Cinsiyete ve ilişkilere yönelik tutumlardaki devam eden kültürel değişimlerin bazıları, erkeklerin ilişki ya da evliliğe karşı belirgin bir ilgi göstermede tereddüt etmesine sebep olabilir. Roman yazarı Lionel Shriver “Flörtün karmaşık dansında, biri ilk hareketi yapmak zorundadır. Ve o kişi cazibesinin olup olmadığını geleneksel olarak keşfetmek için biraz nazikçe fiziksel temasa cesaret etmeli ve belki de terslenmeyi kabul etmelidir” diyor ve ekliyor: “Tüm erkekleri suçlamıyorsak bile şeytanlaştırma yolunda olduğumuzdan endişeliyim.” Diğer bir deyişle, gelişmekte olan cinselliğin karşı devrimi fazla ileri götürüldüğünde romantizmden, ilişkilerden ve evlilikten soğutabilir, bekar erkeklerin büyük bir bölümü kadınlarla ilişkiye girmekten kaçınabilir.

Belki de en az şaşırtıcı olan ama en çok zarar veren şey ise cinsellikte düşüşün bir sonucu olarak ulusun doğum oranlarının rekor seviyede gerilemesi. Büyük Durgunluk'un başında Birleşik Devletler'deki doğumlar da düşmüştü. Ama ekonomi düzelse de 30 yaşın altındaki kadınların doğurma oranı 2014'ten beri düşüyor. Genç kadınlar arasındaki bu doğum düşüşleri, 30 yaş ve üstü kadınlar arasında mütevazi doğum artışlarını da geride bırakmıştı.

Bu, Amerika Birleşik Devletleri'nde öngörülen toplam doğurganlık oranını 38 yılın en düşük seviyesine getirdi: 2017 yılı için kadın başına 1.77 çocuk.

Diğer bir sonuçsa, cinselliğin karşı devriminin Amerikan doğumlarının oranlarını düşürmeye devam ederken uzun vadeli iş gücünün sağlığını ve veri mükellefleri tabanını zorunlu hale getiriyor. Zamanla, göç artışının azalması, doğum rakamlarındaki düşüşlerin devam etmesi, daha az işçi ve tüketiciye dönüşecek; bu da ekonomik büyümenin azalması, daha az girişimci faaliyeti ve vergi mükelleflerinin emeklilere oranının düşüşü anlamına geliyor.

SEx addiction

Dürüst olmak gerekirse seks düşüşünün devam edeceğinden emin değiliz. Cinsel sarkaç farklı bir yönde sallanmaya da başlayabilir. Ama eğer yapmazsa, eğer insanların gerçek seks yapma oranı düşmeye devam ederse, eğer cinsel suistimallere ilişkin endişeler romantizmi söndürürse, eğer ekranlarımızla olan ilişkimiz gerçek insanlarla olan ilişkimizi bozarsa, tüm bu büyük “eğer”lerin sonunda Amerika Birleşik Devletleri, Japonya'nın zaten öncülüğünü yaptığı bir ilişkisel ve ekonomik yolu izleme tehlikesine düşebilir. 

Japonya'da cinsellik, ilişkiler ve evlilik son on yıllarda genç yetişkinler arasında çok sert düşüşe geçti, bunun bir nedeni birçok genç kadın ve erkeğin romantik ilişkileri yürütmede giderek zorlanması bir nedeni de zamanlarını animeden ülkenin önde gelen sosyal medya ağı Line'a kadar Japonya'nın yükselen çevrimiçi eğlence sektörlerine git gitgide daha fazla asaması. “Otçul” denen bu erkeklerin cinselliğe ilgisinin azalması devam ediyor. BBC'nin yakın zamanda profilini çıkardığı 26 yaşındaki Ano Matsui, bir kadın tarafından reddedildikten sonra kadınlara randevu teklifi konusunda “kendisine hiç güvenmediğini” itiraf etti. Ano Matsui çekincesinde yalnız değil: “Kadınları benim gibi korkutucu bulan daha çok erkek var.” Aslında 18 ila 34 yaş arasındaki genç Japon yetişkinlerin şaşırtıcı bir oranı -üçte birden fazlası- bakire olduğunu beyan ediyor.

Bunun ne önemi var? Japonyada daha az seks ve daha az evlilik daha küçük ve daha güçsüz ailelere dönüşüyor. Japonya dünyadaki en düşük doğum oranlarına sahip – bir kadın başına 1.41 çocuk düşüyor, ve bu nüfus 2010'dan beri 1 milyon insan azaldı. Japon şirketler işçi bulmakta zorlanıyor ve Phillip Longman ve meslektaşlarının sözleriyle hükümet “çalışma yaşındaki nüfusun azalması ve ileri yaşlı nüfusun artması” nedeniyle kamu emeklilik paylarını ödemede zorlanıyor. Japonya dünyada en çok kamu borcu olan ülke. Bunun temelinde Japon tarzı denen tek başına yaşama yatıyor. Örneğin, kısa süre önce New York Times gazetesinde yayımlanan korkutucu bir hikaye, Japon ailelerinin gerilemesinin nasıl "yaşlı Japon neslinin yalnız başına ölmesi", "aşırı izolasyon" içinde yaşaması ve öldüklerinde bile çoğunlukla haftalarca kendi başına bırakılmaları anlamına geldiğini açıklıyor.

Birleşik Devletler henüz seyrek seks, minimum evlilik ve ölümden çok daha düşük doğum oranında Japonları henüz yakalayamadı. #MeToo hareketiyle gelen tehlike, ekranlarımıza olan bağlılığımız ve bağlanma korkusu ile uyumlu olarak çalışarak, bizi böyle bir yola itebilir. Alternatif olaraksa #MeToo hareketi düşünceli, bağlı ve rızaya dayalı cinselliği artırmaya başlarsa, yalnızca iyi seks değil, evlilik ve ebeveynlik konusunda da yenilenmiş bir güven duygusuna sahip olabiliriz.  Seks için sıkça olduğu gibi, Amerika'nın seçteceği yol muazzam sonuçlar doğuracaktır.

* W. Bradford Wilcox Amerikan Girişim Enstitüsü'nde ziyaretçi akademisyen ve Virginia Üniversitesi'nde Ulusal Evlilik Projesi'nin direktörü, aynı zamanda Soul Mates: Religion, Sex, Love and Marriage Among African Americans and Latinos'un eş yazarı. 

 

https://www.politico.com/magazine/story/2018/02/08/why-young-americans-having-less-sex-216953