Turhan Kayaoğlu
Eki 05 2019

Nietzsche-Wagner: Önce hayran sonra düşman

Wagner ile genç Nietzsche 1868’de karşılaşıp çok yakın dost oldular. Wagner’e hayran olan Nietzsche on yıl sonra ondan nefret edecektir. 

Nietzsche (1844-1900) ömrü boyunca hastalıklarla boğuştu ve bunaldı durdu. 56 yaşında delirerek öldü.

Wilhelm Richard Wagner (1813-1883) müthiş sevimsiz, ahlaksız, çıkarcı bir insandı. Yalancıydı, sahtekârdı, nankördü. Dostlarına ihanet etti, onların karılarını ayarttı. Müzik dünyasının gelmiş geçmiş egosu en şişkin insanıydı.

Bir mektubunda şöyle yazıyordu: “Ben başkaları gibi yaratılmadım. Bana pırıltı, güzellik ve ışık gerek. Dünya istediğim şeyleri bana vermek zorunda. Senin ustan Bach’ın yaptığı gibi sefil bir maaşla org çalarak yaşayamam ben”.  

Beethoven’in dokuzuncu senfonisini ideal müzik olarak görüyordu. Bu senfoninin, müziği “evrensel sanatın ülkesine” soktuğunu söyler ve devam eder: “Bunun dışında atılacak başka adım kalmamıştır. Geleceğin mükemmelleşmiş sanatına eklenecek tek şey, Beethoven’in anahtarını verdiği evrensel dramadır”. 

Elbette ki, bu evrensel dramanın yaratıcısı olarak kendisini görüyordu. 

Ancak bütün şişinmeleri ve itici karakteri bir yana, müthiş bir müzikal dahi olduğu kabul edilir. “Ondan hoşlanmak ne kadar olanaksızsa müziğini reddetmek de o kadar olanaksızdır” derler. 

Başta Bach olmak üzere Beethoven ve Mozart müziğin üç büyük devi olarak kabul edilir. Ancak Wagner hastaları bugün hâlâ onu en büyük ilah olarak görürüler.

Wagner yarattığı “müzik dramaları” ile opera dünyasında özel bir yer edindi. Geleneksel operalarda ses (aryalar) ön plandayken onun operalarında orkestranın rolü olaylar dokusundan ve kahramanlardan daha önemlidir.

Onun yarattığı dramaya dayalı opera biçimi 1850’lerden itibaren Avrupa’daki müzik dünyasını ikiye bölmüştür. Bir yanda muhafazakârlar ve Schumann gibi bestecilerin yücelttiği Brahms’ın klasik ve mutlak müziği ve öte yanda Liszt ve çevresinin silahşörlüğünü yaptığı Wagner’in renk cümbüşü ve dramatik abartılarla yüklü müziği.

Wagner daha çocukluk yıllarında dramaya ilgi duydu. Shakespeare, Goethe, Dante ve Yunan klasiklerini okudu. 14 yaşında şiddet, aşk, hortlaklar ve cadılarla dolu bir drama yazdı. Daha sonra felsefe okudu.

1836 yılında ilk karısı olacak olan tiyatro oyuncusu Minna Planer’le evlendi. 

İlk opera denemeleri olan Die Feen-Periler (1834) ve Das Liebesverbot-Aşk Yasağı’nı (1836) Weber’den etkilenerek yazdı. Paris’te Meyerbeer’in çevresine girdi.

Meyerbeer’in desteğiyle Dresden’de sahnelenen Rienzi operasıyla (1842) ünlendi. Bir yıl sonra Uçan Hollandalı operasıyla ününü artırdı. 1845’te Tannhäuser ve 1848’de Lohengrin adlı romantik operalarını besteledi. Ancak opera yönetimi Wagner’in Fransa’daki Şubat Devrimi’ni desteklemesi nedeniyle Lohengrin’in sahnelenmesine izin vermedi.

Hakkında tutuklama emri çıktı. Dostu Franz Liszt’in de yardımıyla İsviçre’ye kaçtı. Daha sonra Paris ve Venedik’te sürgün yaşadı (1849-57). Bu yıllar onun devrimcilikten ırkçılığa savrulduğu yıllar olacaktır.

Artık romantizmi terk edecek ve müzik dramaları diye tanımladığı Tristan ve İsolde (1859), Die Meistersinger von Nürnberg- Nürnberg’in UstaŞarkıcıları (1867) ve Parsifal’ı (1882) besteleyecektir. 18 yıl boyunca dört operadan oluşan (Das Rheingold-1854, Die Walküre-1856, Siegfried-1871 ve Götterdämmerung-1874) ve icrası dört gün süren ünlü opera dizisi Der Ring des Nibelungen- Nibelungen Yüzüğü’nü besteler. 

Hiçbir bestecinin operası Wagner’in operalarındaki etki gücüne ve yoğunluğa ulaşamaz. Yalnızca ciddi dramatiğin opera formuyla da verilebileceğini ileri sürmekle kalmadı, müziğin bu dramatiği daha da yüksek oylumlara yükselteceğini gösterdi.

Richard Strauss, Bruckner ve Mahler onun öğrencileri oldular. Büyük piyanist ve orkestra şefi Hans von Bülow ve Nietzsche de öğrencileri arasına girecekti. Buna karşılık Debussy ve Ravel gibi birçok besteci onun büyük nüfuzunu reddederek başka alanları seçtiler. Daha sonraları Stravinsky de onun müziğini değersiz bulacaktı. 

Operalarının librettolarını hep kendi yazdı. Bununla yetinmedi ve Über deutsches Musikwesen-Alman Müziği Üzerine (1840), Oper und Drama-Opera ve Drama (1851), Religion und Kunst-Din ve sanat (1880) gibi müzik ve politikayla ilgili toplam 10 cildi bulan kitap, denemeler, eleştiriler, vb. de yazdı.

Wagner büyük bir Yahudi düşmanı oldu. 1850 yılında yayımlanan “Das Judenthum in der Musik-Müzikte Yahudiler” adlı kitabında eski hocası Giacomo Meyerbeer ve Felix Mendelssohn gibi bestecilere saldırdı. Wagner Hitler’in 1933’te iktidara gelmesiyle ölümünün ellinci yılında kült figür düzeyine yüceltilecek ve Mendelssohn’un eserleri yasaklanacaktı. 

Naziler onun kişiliğinde en sevdikleri şeyleri buldular: teatrallik, abartı, anıtsallık, Cermen mitolojisinin idealize edilmesi ve hedonizm-nasyonalizm-rasizim karışımı. “Almanya Wagner’in örnek alınmasıyla duyguların soğutulduğu ve algılamanın uyuşturulduğu devasa bir tiyatro sahnesine dönüştürüldü”.

18 yaşında Bavyera kralı olan II. Ludvig Wagner’in hayranıydı, onu Münih’te himayesi altına aldı ve onun için Bayreuth şehrinde bugün de Wagner festivalleri düzenlenen opera binasını yaptırdı. Bina Wagnerin düşünce, istekleri ve müzik dramalarına uygun olarak tasarlandı. Açılışı 1876’da II. Ludvig, kayser Vilhelm ve Brezilya kralı II. Pedro’nun huzurunda ”Yüzük”le yapıldı.

Wagner en yakın dostlarından olan Hans von Bülow’un karısını ayarttı. Liszt’in kızı olan Cosima  kocasını terk edip 1870’de Wagner’le evlendi.   

Nietzsche de daha sonra gizliden gizliye Cosima’ya aşık olacaktı. Aldığı Protestan ve muhafazakâr terbiye gereğince piyano çalmayı öğrenmişti. On yaşındayken ilk bestelerini yaptı. Eş dost toplantılarında piyano çalarak takdir topladı. 

Wagner 1868’de Cosima’yla birlikte Leipzig’e geldiğinde Nietzsche’nin yeteneğini duydu, buluştular ve aralarında çok yakın bir dostluk başladı. 

Nietzsche yeteneksiz bir besteciydi. Bülow kendisine gönderdiği piyano müziği Manfred-Meditation için şöyle yazacaktı Nietzsche’ye: “Müthiş aşırı bir abartıyla nota kâğıdına yazılmış, en anlaşılması mümkün olmayan, en antimüzikal karamalar”. 

Nietzsche çok genç yaşta (1869) İsviçre’deki Basel üniversitesinde klasik fililoji profesörü oldu. Hayranı olduğu Wagner’e şöyle yazacaktı: “Hayatımdaki en iyi anları senin adınla anıyorum”. 

O yıllarda İsviçre’nin Luzern şehrinde yaşayan Wagner ile Cosima’yı sık sık ziyaret etti,Wagner’in müsvettelerini temize çekti, ayak işlerini gördü.

Wagner’in müziğini “Ruhtaki Dionisos örneği bir görkemin ifadesi” olarak tanımlıyordu: “Zamanın başlangıcından bu yana hayatın içsel gücünün toplandığı bir depremin boşalıverdiğini dinlediğimi sanıyordum”.

İlk kitabı “Trajedinin Doğuşu”nu (1872) Wagner’e ithaf etti. Wagner’le  birlikte trajediye dayanarak dünya devrimi yapacaklarına inanıyordu. 

İkisi de hayatın trajik olduğunu düşünüyorlardı ve Schopenhauer’in pesimizminden etkilenmişlerdi. Wagner’in ölümün ve özlemin anlamsızlığını anlatan “Tristan ve Isolde” operasında Schopenhauer’in derin izleri vardır.

Ancak Nietzsche zamanla Schopenhauer ve Wagner’den uzaklaşacaktır: “Onlar hayatı reddediyorlar, aleyhine konuşuyorlar. Bu nedenle benim karşıtımdırlar”. Nietzsche’ye göre hayat trajiktir ama tam da bu yüzden daha çok sevmek gerekir.   

Nietzsche Hıristiyan ahlakının temellerini oluşturduğu dünyaya karşıdır. Ona göre zayıf insan dünyaya anlam kazandırma becerisinden yoksundur. Zayıf olanlar bir şeye dayanmak için birleştiler ve görünürdeki anlamsızlığın ardında bir anlam olduğunu garanti eden toparlayıcı Tanrı mitini yarattılar. Böylece cinsel ve entelektüel tutuculuğu, yoksulluğu empoze eden Hıristiyan ahlakının değerleri hayata egemen oldu. 

Nietzsche “Neşeli Bilim” adlı kitabında (1883) “Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!” der. “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabında (1883-85) Tanrı’nın yerini insanın kendisinin alacağını söyler. Ancak bu var olan zayıf insan değil, “üstinsan”dır. Nietzsche eşitliğe inanmaz. Hayatı anlamlı kılacak olan üstinsandır, Tanrı’ya değil kendine inanır. 

Wagner’in operalarındaki Hıristiyan sembolizmi ve dünyasal zevkleri reddediş Nietzsche’yi rahatsız etmeye başlar. 1876’de Bayreuth’da Nibelungen Yüzüğü’nün ilk perdesinde operayı terk eder. Oyunun nasyonalist teması onu iğrendirmiştir: “Daha 1878 yazında içimden Wagner’e elveda, dedim. Nefret ettiğim her şeye adım adım yaklaşıyordu”. O yıl “Richard Wagner Bayreuth’da” kitabını yazdı.

Son buluşmaları Wagner’in ona Parsifal’i anlattığı gün oldu. Nietzsche ateist olan bu büyük bestecinin Hıristiyan ve antisemitist propagandasını hazmedememişti. Wagner müzisyenden başka bir şeydi, karaktersiz, mimikçi, teatral bir dahi!

“Wagner hiçbir zaman müzisyen olmamıştı” der Nietzsche. “Müziği effekt dolu, evet, yalnızca effekt peşinde koştuğu bir tür tiyatro retoriğine dönüştürdü”.

Ona göre Wagner’in büyük yanlışı, “hayattan nefret duygusunun onu yönetmesiydi”. Onu nasyonalizme çeken, ölümü idealize eden, tasasız hayatı –Hıristiyan gökyüzü cenneti- özleten bu nefretti.

Nietzsche daha sonra Wagner’in karanlık ve ağır müziğinin karşıtı olan Bizet, Rossini ve Chopen’in sıcak, taşkın ve tutkulu müziğini sevecektir.

Beyin kanaması geçirmeden bir yıl önce 1888’de yayımladığı “Wagner Olayı” ve “Nietzsche Wagner’e Karşı” kitaplarında Wagner için “yalnızca hastalıklarımdan biriydi” diye yazar.

Gençlik yılarından itibaren migren ağrıları, göz bozukluğu ve diğer hastalıklar Nietzsche’nin yakasını bırakmadı. Sağlık sorunları onun okul yönetimiyle ve kadınlarla ilişkisini de olumsuz etkiledi. Birçok kadına aşık oldu, evlenme teklif etti. Fahişelerle yattı, frengiye yakalandı. Frenginin çıldırmasına giden yolda tetikleyici olduğu söylenir. Thomas Mann’ın “Doktor Faustus” romanındaki (1947) frengili sanatçı Adrian Leverkühn’ü Nietzsche’yi örnek alarak yarattığı bilinir.

Naziler Nietzsche’nin üstinsan tezini “ari ırk” propagandalarında kullandılar. Ancak biliyoruz ki, Nietzsche nasyonalizme kesin karşıydı.

Nietzsche son on yılını otellerde, han odalarında yalnızlık içinde geçirdi.  

Sanat onun felsefesinin merkezini oluşturuyordu. Sanat hayatın dayanılmazlığını estetize ve dramatize eder, sanatçının yarattığı yokoluş estetiğiyle bireyin kendine ve hayatına aynı anda hem önemsiz hem de şahaser bir şey olarak bakmasını sağlar.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.