'Uzun vadeli getiride altın açık ara önde'

"Bu on beş yıllık dönem toplamında altın yatırımcısı birikimli olarak yüzde 262’lik bir getiri elde etti."

Bu bilgi Dünya yazarı Alaattin Aktaş'ın bugünkü "Uzun vadeli getiride altın açık ara önde" başlıklı yazısından. Aktaş'ın aktardığına göre, altın, on beş yıllık dönemde yatırımcısını yalnızca üç yıl zarara uğrattı.

TÜİK’in külçe altın bazında izlediği fiyatlar reel olarak 2007'de yüzde 2.30, 2012'de yüzde 7.60, 2013'te ise yüzde 21.92 geriledi. Diğer yılların tümünde reel getiri var. Altın fiyatları geçen yıl da reel olarak yüzde 17’ye yakın artış gösterdi.

Yazıya göre, reel getiride altından sonra ikinci sırada yüzde 55’lik getiri ile devlet iç borçlanma senetleri, üçüncü sırada yüzde 53’lük oranla mevduat geliyor. Aktaş devam ediyor:

"Ancak mevduatın getirisinin ortalama yüzde 15, iç borçlanma senetlerinin getirisinin de yüzde 10 stopaja tabi olduğunu unutmamak gerekiyor. Stopaj dikkate alındığında bu iki finansal aracın reel getirisi kuşkusuz daha düşük kalıyor.

Hisse senedi piyasasında endeks bazında izlenen reel getiri on beş yılda ancak yüzde 21’lik bir orana işaret ediyor. Ancak bu ortalama oran. Elbette hisse bazında çok daha yüksek getiriler elde edilmiştir. Ama aynı şekilde hisse bazında çok büyük reel kayıplar da oluşmuştur.

Tasarruf sahibinin bir türlü vazgeçemediği dövizde ise on beş yıllık dönemin birikimli oranları aslında hayal kırıklığı sayılır. 2005-2019 dönemi toplamında birikimli olarak dolar yalnızca yüzde 8.88, euro ise yüzde 16.61 reel getiri sağlamış durumda. Bankalarda mevduat olarak tutulan dolar ve euro için alınan faiz eklendiğinde bu oranlar bir miktar yukarı çıkacaktır elbette. Ama görülüyor ki yine de dövizden öyle sanıldığı gibi çok yüksek getiriler elde etmek pek de mümkün olmamış. Dövizdeki görünür getiri, yani nominal getiri, enflasyonla eriyip gitmiş.

Ancak şunu kabul etmek gerekir. Bu oranlar aralık-aralık kıyaslamasındaki durumu gösteriyor. Yıl içinde alış satış yapıldığı takdirde daha farklı getirilere ulaşmak tabii ki mümkün olmuştur."

Peki, 2020’de ne olabilir, ne yapmalı?

"Hani “Paran var mı, derdin var” denir ya. Bu söz herhalde en çok içinde bulunduğumuz dönemde anlam kazanıyor"' diyen Alaattin Aktaş'ın önerileri şöyle:
 

"Gerçekten de üç kuruş tasarruf edebilenler ne yapacaklarını bilemez durumdalar. Tasarruf sahibinin en çok tercih ettiği finansal araç olan mevduatta brüt faiz neredeyse yüzde 10’a inmiş durumda...

Dövizde 2018 yılında yaşanan tırmanıştan sonraki düşüş unutulmadı. 2018’in sonbahar aylarındaki rekor fiyatlardan döviz alanlar kurun o düzeye çıkmasını bekliyor. Dövize dokunanın eli gerçekten yandı. Ama ona rağmen yine de dövizden vazgeçilmiyor.

2020 ile birlikte Ortadoğu’da taşları yerinden oynatan ABDİran gerginliği hem dövize, hem altına ilişkin beklentileri artırdı. Altın zaten çoktan tepki verdi rekor üstüne rekor kırıyor. Benzer bir hareket dövizde de olur mu, tahmin yürütmek çok zor. Dövizdeki olası hareket yalnızca yurtdışı etkenlere değil, yurtiçinde ekonomik faaliyetin ne ölçüde toparlanacağı ve dövize gerçek anlamda ihtiyacımız olup olmayacağına da bağlı....

Hisse senedine ise her zaman yatırım yapılabilir tabii ki. Ancak gözü kapalı değil. Öyle de olur da, onun sonuçları biraz can yakar, anaparadan yeme durumu ortaya çıkar. Gelişmeler iyi izlenerek, iyi araştırmalar yapılarak ve belli bir zaman içinde kullanılması gerekmeyecek para ayrılarak tabii ki hisse senedi alınabilir."