Sıra Avrasyacılarda (mı)?

Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı'nın Saray'ın emir-komutasına alınmasına tepki olarak istifa etmesi ardından rivayetler de muhtelif, spekülasyonlar da. Su yüzüne vuran ihale ihtilafı gibi sebepleri bir yana bırakırsak, Yaycı'nın emrinde çalıştığı - Mavi Vatan doktrininin isim babası Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz'in OdaTV'ye verdiği mülakat, hadisenin arka planını ve muhtemel sonuçlarını anlamak için yeterli tüm kodları içeriyor.

Ordudaki Gülenci ve NATO'cu kanadın sert tasfiyesiyle sonuçlanan - zaten amacının da bu olduğu anlaşılan - 15 Temmuz darbe teşebbüsü ardından Saray etrafında kümelenmiş Ülkücü-Milliyetçi-Avrasyacı-Katı Kemalist kanatların içinde önemli bir isim olarak temayüz eden Gürdeniz, bu mülakatta üstü kapalı olarak Erdoğan-Akar-Güler kanadına olan güvensizliğini seslendiriyor ve bu kanadın ABD ile seçimler sonrasında yeniden - çaresizlik sonucu olarak - yakınlaşmasını 'okuduğunu' ima ediyor. 

Temsil ettiği iktidar müttefiki kanadın zayıf bir noktaya savrulduğunu gördüğünü anlamak zor değil.

Neresinden bakılırsa bakılsın, güçlü görünse de kendi içinde kopuşkan bağlarla birbirine tutunmuş bir devlet koalisyonundan söz ediyoruz. 

Türkiye'de iktidar oluşumları hep partizan atamalar ve biri öbürüne devredilen kadrolaşmalarla ayakta durmaya çalıştı. Soğuk Savaş sonrasında işler karmaşık bir hal alınca, bu iktidarların tahkim süreçleri de hep kavgalı gürültülü oldu, şu veya bu şekilde bir istikrar sağlanamadı. 

Ülkedeki siyasi kültür, iktidarın uzlaşmayla paylaşımına sadece belli sürelerde izin veriyor, paydaşlar bir müddet sonra iktidarı tekelleştirme ve öteki paydaşları safdışı etme niyetinden vazgeçmedikleri için ülke yönetimi binbir türlü entrika ve şark oyununun kurbanı oluyor.

2000'lerin başından beri bu amansız iktidar oyununun baş oyuncusu Erdoğan'dır. Ve maalesef, onun oyununa ortak veya paydaş olmayı seçen hiçbir grup, nüfuz savaşından galip çıkamadı. 

Erdoğan, başını Gülen Hareketi'nin çektiği iktidar ittifakında, devlet içinde hayli nüfuz kazanmış ve ona hizmet için kanunsuzluklara bulaşmaktan çekinmemiş bu grubu kararlı ve başarılı bir şekilde, onlara düşman tüm iç ve dış çevreleri yanına çekerek, 180 derece yön değiştirerek imha etmişti. 

Demokrasi destekçisi çevrelerde de - buna Kürt Siyasi Hareketi de dahil - ne kadar sivil-reformist destek kümesi varsa, hepsini kandırdı ve yarı yolda bıraktı. 

Şimdi, Yaycı olayında - ilk işaretlerini Zekai Aksakallı ve Metin Temel tasfiyelerinde almıştık - Erdoğan'ın bir kez daha inisiyatif aldığı ve muhtemelen sonucu belli yeni bir durumla karşı karşıyayız.  Krizin sıkıştırdığı, gidecek yeni yol arayan Erdoğan için Yaycı'nın simgelediği Milliyetçi-Avrasyacı 'müttefik' tasfiye veya hizaya sokma sırasına girmiş görünüyor.

Esasen, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında şekillenmeye başlayan bu Islamcı-Avrasyacı-Ülkücü ittifakı, hiçbir zaman stratejik bir kenetlenmeyi işaret etmiyordu ve etmiyor. Çoğu Ergenekon-Balyoz 'mağduru' olan Avrasyacı kanat, ideolojik genetiği itibarıyla hiçbir zaman Erdoğan ve İslamcılarıyla kan uyuşması içinde olmadı, olamazdı. Onlar için bu ittifak, zamanı gelince yeni bir hesaplaşma durumuna tam teyakkuz haline  olmayı ifade eden taktiksel bir beraberlikti. 

İşin özü taktik tavır olunca, ve mesele 'devlete tek başına sahip çıkma'ya indirgenince, ve iki tarafın da ortak düşman gördüğü Gülen Grubu ve Kürt Siyasal Hareketi büyük ölçüde etkisiz hale getirilince elbette diyalektik gene devreye girecek, ve yeni bir güçler çatışması ortaya çıkacaktı.

Erken bir aşamasında olabiliriz, ama Yaycı olayının anlatması gereken hikaye budur. 

Avrasyacılar, Erdoğan ve ekibine göre çok kullanışlı idiler: 15 Temmuz darbe teşebbüsü ardından OHAL'de Gülen ve Kürt tabanının, ayrıca reformist sivil tabanın tepelenmesinde kilit rol oynadılar. Başta Fetömetre gibi icatlar, 'iç düşman' alanının sürekli geliştirilip kavramsallaştırılmasında, aslında Erdoğan'dan nefret eden seküler şehirli Türk tabanın bu düşmanlara karşı endoktrinasyonunda (beyninin yıkanmasında) da katkıları hayati oldu.

Gürdeniz ve Yaycı'nın temsil ettiği kanat, kendilerine açılan alanı yine Erdoğan'ın işine yarayacak şekilde kullandı: Mavi Vatan doktrini ile ülkede muazzam bir milliyetçilik-yayılmacılık rüzgarı estirildi, 'yedi düvel düşman' mefhumu hortlatıldı. 

Rusya'ya kucak açıldı, ayrıca Kıbrıs, Ege, Suriye ve Libya üzerinden militarist bir dış politika şekillendirildi. Avrasyacı kanat dış politikada aktif bir yol arkadaşlığının gönüllü aktörü oldu.

Yaycı olayını tam bu çerçeveye oturtabiliriz. Taktik üzerine geliştiği ve sadakat boyutu netleşmediği sürece Erdoğan için her ittifak geçici, her türlü değişim mübahtır. Yaycı ve arkadaşları Gülenciler, Kürtler ve Amerika ile mücadelede eşit ölçüde paydaş ve vazgeçilmez oldukları; devlet içindeki nüfuz alanlarını günü gelince genişletecekleri fikrinde idiyseler, şimdi bu rüyadan yavaş yavaş uyanıyorlar.  

Mavi Vatan üzerinden Ege ve Akdeniz'de Yunanistan ve Kıbıs'ı karşılarına alarak Türkiye'nin AB yolunu tıkamaları da, gene Mavi Vatan üzerinden Saray'ın Libya'ya binlerce cihatçı milis göndererek o ülkeyi İhvancılığa teslim etme hizmeti de, aslında Yaycı ve arkadaşlarının yol arkadaşlığının sonucudur. 

Erdoğan için Ege ve Doğu Akdeniz'in de, Libya'nın da kendi çizdiği siyaset çerçevesinde kalması lazım: Çünkü Erdoğan,  Avrasyacıların aksine pragmatizmini önemseyen, koruyabilen bir lider. Kaba tabirle bir yere kadar dolduruşa gelir; azami kazanımı sağladığı noktada ya içindekileri hizaya getirir ya da ittifakı  bozar. 

Yaycı olayı ardından Aydınlık grubu ile Avrasyacı kanat arasında çıkan kavga da Erdoğan'ın kartlarını doğru oynadığını göstermiyor mu?

Anlaşılması gereken ikinci husus, Erdoğan ile Savunma Bakanı Hulusi Akar arasındaki, taktik sınırlarını çok aşan, varoluşsal olan işbirliği. 

Cumhurbaşkanı, eski TSK komutanının kendisiyle Pentagon arasındaki en önemli hayati köprü olduğunu biliyor. Akar'ın ABD genelkurmayıyla arası hep iyi kaldı. Ve Erdoğan, Avrasyacıların iteklemesiyle her ne kadar ABD ile papaz olma noktasına gelse de krizi hep tolere etti, ama yumurtalarını Trump'ın sepetinden hiç almadı. 

O şimdi Trump'ın seçimleri kazanmasını umuyor ve Akar üzerinden - kriz nedeniyle sıkışmış olduğu için - Washington ile ilişkilerin sürmesinin önemini de biliyor. 

Yaycı tasfiyesi Akar'ın marifeti ise, o halde sebebi açık: Erdoğan, TSK içinde Avrasyacıların nüfuz alanını genişleteceği, Akar'ı ve Güler'i zora sokacağı hiçbir manevraya izin vermeyeceğini göstermiş oluyor. 

Onun hedefi, kontrolü dışına asla çıkmayacak bir TSK yapılanmasıdır. 

Hal böyle ise, 'darbe' söylentileri eşliğinde ve korku iklimi içinde Yüksek Askeri Şura'ya doğru Akar'ın kontrolünde gidilecek. 

Eğer Avrasyacılar algı bozukluğu ve aşırı özgüvenle direnirse, benzer tasfiyeler de kuvvetle muhtemel.

Minder kuruludur. Bundan sonrasında, MHP'nin desteğindeki Erdoğan ekibi ile, Erdoğan'ın büyük olasılıkla ileride 'kullanışlı aptallar' diyeceği Avrasyacılar arasındaki güreşi izleyeceğiz. Bahis açılmıştır.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.