Neden bazı müslüman ülkelerde dinden çıkmanın cezası idam?

Siyaset bilimci Ahmet Kuru, kıtalararasi.com sitesinde yayımlanan yazısında, müslüman ülkelerde dinden çıkmanın cezası olarak uygulanan idamı değerlendirdi. Kuru, İslam’dan çıkanın öldürülmesi görüşüne Kur’an’dan bir delil olmadığını ve Kur’anın 100’den fazla ayetinde barış, sabır, hoşgörü ve vicdan özgürlüğünü teşvik edildiğini söyledi.

Kuru'nun yazısı şöyle:

Pakistanlı akademisyen Cüneyt Hafız altı yıl hapis yattıktan sonra geçtiğimiz Aralık ayında Facebook’da Hz. Muhammed’e hakaret ettiği iddiası ile ölüme mahkum edildi. Pakistan dine hakareti cezalandırma konusunda İran’dan sonra dünyanın en sert kanunlarının olduğu ikinci ülke. Son otuz yılda Pakistan’da İslam’a hakaret suçlamasıyla yargılananların sayısı 1.500’e ulaşmış durumda.

Pakistan’da şu ana kadar İslam’a hakaretten dolayı idamı gerçekleşen kimse olmasa da, 1990’dan günümüze 70 kişi bu suçlama ile linç edilerek öldürüldü. Dahası suçlananları korumaya çalışanların bir kısmı bile cinayete kurban gitti. Öldürülenler arasında Hafız’ın avukatlarından biri yer almakta. En çok bilinenler örnekler ise Hz. Muhammed’e hakaret suçlaması ile idama mahkum olan Hristiyan bir bayanı savundukları için 2011’de öldürülen azınlıklardan sorumlu bakan ile Pencap bölge valisidir.

Dünyada dine hakareti suç sayan ve değişik şekillerde cezalandıran 71 ülkeden 32 tanesi (nüfusunun çoğunluğu) Müslüman ülkeler. Bu  ülkeler içinde idam cezası öngörenlerin hepsi Müslüman: İran, Pakistan, Afganistan, Bruney, Moritanya ve Suudi Arabistan. Müslüman olmayanlar arasında cezalar çok daha hafif; en sert ceza üç yıla kadar hapis cezası veren İtalya’da.

Dünyadaki 49 Müslüman ülkenin yarısında İslam dininden çıkmayı yasaklayan kanunlar ve idama varan cezalar da bulunmakta. Müslüman ülkeler dışında dinden çıkmayı yasaklayan tek örnek Hindistan. Bir Müslümanın İslam’a hakaret etmesi genelde dinden çıkma olarak görüldüğü için birçok ülkede İslam’a hakaret ve İslam’dan çıkma cezaları beraber uygulanabiliyor.

Bu cezalar bazı Müslüman ülkelerde güçlü toplumsal desteğe sahip. Pew Araştırma Kurumu’nun 2013 yılında yaptığı küresel ankete Güneydoğu Asya, Orta Doğu ile Kuzey Afrika ve Güney Asya’daki Müslüman ülkelerden katılanların yaklaşık %75’i şeriata dayalı bir hukuk sistemini desteklemekte ve bu destekçiler arasında “İslam dininden çıkanın öldürülmesini” savunanlar Güneydoğu Asya’da yaklaşık %25, Orta Doğu ile Kuzey Afrika’da %50, Güney Asya’da ise %75 oranında.

Müslüman ülkelerde dine hakaret ve dinden çıkma konularındaki yaygın cezaların tarihi kökenlerini İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık başlıklı kitabımda ayrıntılı olarak inceledim. Bu kitapta ifade ettiğim gibi sorunun kökeninde din alimleri (ulema) ile devlet arasındaki ittifak yer almakta. On birinci asır ortasına kadar önde gelen birçok alim devlet yöneticileri ile aralarına mesafe koyarken, bu tarihten sonra ulema ile devlet arasında bir ittifak kuruldu. İttifakın temelinde Sünni ortodoksiye aykırı görüşleri olan Müslüman filozofların, bir kısım Şiilerin ve rasyonalist kelamcıların (Mutezile’nin) kafir ilan edilmesi yatıyordu.

Müslüman filozoflar dokuz ile on birinci yüzyıllar arasında matematik, fizik ve tıp gibi birçok bilim dalına önemli katkılarda bulunmuşlardı. Evrensel katkıları arasında onluk sayı sisteminin geliştirilmesi, kameraların atası sayılan karanlık odanın keşfi ile çiçek ve kızamık hastalıklarının tanımlanması vardı.

Fakat muhafazakar ulema için Müslüman filozofların bilime katkılarından daha çok metafiziğe dair görüşleri önemliydi. 1050 yılı sonrasında etkin hale gelen ulema-devlet ittifakı tarafından filozoflar Yunan felsefesinin İslam’a aykırı görüşlerini savunmakla suçlandılar ve dahası kafir ilan edildiler.

Sünni ortodoksinin ve ulema-devlet ittifakının yerleşmesinde en önemli katkıyı dahi bir alim olan Gazali (ö. 1111) yaptı. Günümüzde bile etkisini koruyan kitaplarında önde gelen iki Müslüman filozof olan Farabi (ö. 950) ve İbn-i Sina (ö. 1037)’yı  kafir ilan etti. Gazali’ye göre filozoflar ve takipçileri üç temel fikri –a) kainat (veya başka bir deyişle madde) ezelidir, b) Allah’ın ilmi küçük şeylerin bilgisiyle ilgilenmez, c) öldükten sonra diriliş fiziki değil, ruhani olacaktır– savundukları için kafir olmuşlar ve öldürülmeyi hak etmişlerdi.

Günümüz tarihçilerinden Omid Safi, Frank Griffel ve daha pek çokları Gazali’nin bu fetvasının etkisini yüzyıllar boyu sürdürdüğünü ve yöneticilerin iktidarlarına tehdit gördükleri düşünürleri dinden çıkmış ilan ederek idam etmelerine zemin oluşturduğunu yazmaktadırlar.

Kısacası, “ulema-devlet ittifakı” olarak adlandırdığım bu güç ilişkileri modeli on birinci yüzyıl ortasında Orta Asya, İran ve Irak’ta ortaya çıktı ve bir asır sonra Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika’da etkili hale geldi. Bu ittifak muhalif düşünceleri dine hakaret ve dinden çıkma ithamı ile ezerek iktidarını yüzyıllar boyu devam ettirdi.

Batı Avrupa tarihi de benzer bir şekilde kilise-devlet ittifakının serbest düşünceyi baskı altına aldığı ve dinden çıkmayı yasakladığı örneklerle doludur. Mesela on altı ile on sekizinci yüzyıllar arasında İspanya’da Katolik Kilisesi ve krallığın uyguladığı Engizisyon’da binlerce insan gerçek Hristiyan olmadığı suçlamasıyla işkenceye maruz kalmış ve öldürülmüştür. 

Fakat Batı Avrupa dinden çıkanın cezalandırılmaması konusunda 1700’lerden günümüze önemli mesafeler kat etmiştir. Bazı Batı Avrupa ülkelerinde dine hakareti yasaklayan kanunlar günümüze kadar ulaşmış olsa da, bu kanunlar yüzyıla yakın bir süredir uygulanmamaktadır. Dahası son yıllarda Danimarka, İrlanda ve Malta gibi ülkeler bu kanunları tamamen iptal etmişlerdir.

Ne yazık ki bu konuda Müslüman ülkeler yanlış bir istikamette gitmeyi tercih ettiler. Birçok Müslüman ülke, son kırk yılda, dinden çıkma ve dine hakaret konularında yeni cezalar getiren kanunlar çıkarttı.

Örneğin Pakistan’ı 1978 ile 1988 arasında (ulema ile ittifak halinde) yöneten askeri diktatör Ziya ül Hakdine hakareti çok sert cezalandıran kanunlar yaptı. Ziya ül Hak İngiliz sömürge yönetiminin dinler-arası çatışmayı engellemek için çıkardığı venadiren uyguladığı dine hakareti cezalandıran kanunları değiştirerek onları sadece İslam’ı korur hale getirdi ve idam cezasını ekledi.

Pakistan’ın yanı sıra İran ve Mısır gibi başka Müslüman ülkeler de son 40 yılda benzer süreçlerden geçerek dine hakareti ve dinden çıkmayı çok sert bir şekilde cezalandırmaya başladılar.

İslam’dan çıkmanın (irtidat) ölümle cezalandırılmasını savunan muhafazakar ulemanın bu görüşlerini dayandırdıkları birkaç hadisin en yaygın bilineni şudur: “Dinini değiştireni öldürün.” Günümüzde birçok İslam alimi ve Müslüman entelektüel bu radikal görüşü reddetmektedirler. Bu alim ve entelektüellere göre Hz. Muhammed dinini değiştirdi diye kimseyiöldürtmemiştir.

İslam’dan çıkanın öldürülmesi görüşüne Kur’an’dan bir delil yoktur. Aksine, Kur’an 100’den fazla ayetinde barış, sabır, hoşgörü ve vicdan özgürlüğünü teşvik etmektedir. Bu ayetlerden biri şudur: “Dinde zorlama yoktur” (2: 256). Diğer bir ayet (4: 140) ise Müslümanların İslam’a hakaret edenlere sadece yanlarından ayrılmak ile tavır göstermelerini istemektedir: “Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onların alaya alındığını işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze geçmedikçe kendileriyle beraber oturmayın.”

Muhafazakar ulema tüm bu ayetleri görmezden gelmekte, radikal görüşü savunmakta, devletle olan ittifakını ve toplum nezdindeki itibarını kullanarak ılımlı yorumların önünü kesmektedir.

Müslümanlar arasında dine hakaret ve dinden çıkma konusundaki tartışmalar küresel şartlardan da etkilenmektedir. İsrail işgalindeki Filistinlilerden Rusya’daki Çeçenlere, Hindistan idaresindeki Keşmirlilerden Myanmar’daki Arakanlılara ve Çin’deki Uygurlara kadar birçok Müslüman azınlık zulüm görmektedir.

Bu zulümlerin yanı sıra değişik Batı ülkelerinde de Müslümanlara ayrımcılık içeren başörtüsü yasağı ve vize kısıtlaması gibi politikalar izlenmektedir. Bu İslamofobik politikalar Müslümanlar arasında kuşatılmışlık algısına katkıda bulunmakta ve dine hakareti cezalandırmak isteyenlerin kullandığı bir bahaneye dönüşmektedir. Halbuki, Müslüman ülkeler dışında dünyanın başka yerinde kalmayan dine hakarete idam gibi kurallar Müslümanlara karşı önyargıları daha da güçlendirmektedir.

İnsanları kafir ilan eden ve ölümlerine fetva çıkaranlar, kendi iktidarlarını sağlamlaştırma dışında bir şeye hizmet etmediler. Kur’an ayetlerini yok sayarak yüzyıllardır savunulan bu tekfirci anlayış Müslümanların bilim ve düşünce hayatını öldürdü. Müslümanların yeniden fikri canlılığa ulaşabilmesi için dine hakaret edeni ve dinden çıkanı öldüren anlayışın ortadan kalkması gerekiyor.

Ahmet Kuru'nun yazısı Kıtalararasi.com sitesinden alınmıştır