'1921 Anayasası ruhu' ile ne planlanıyor?

Cumhuriyeti de kuran ilk Meclis’ten bu yana çok sayıda anayasa yazıldı; o yetmedi, zaman içerisinde sonuca ulaşılamasa bile yeni anayasa yazılması yolunda dilek ve temennilerde de bulunuldu. Ülkemiz bu alanda dünya şampiyonu sayılsa yeridir.

Kimseleri memnun etmeyen anayasalara sahip olma ve yeni anayasalar yazma arzusunda bulunma şampiyonu…

Ali yazar, Veli bozar bizde anayasaları…

Ve bu durum da iyi bir şey gibi kabul edildiği için, her dönem yeni anayasa tartışması ile karşılaşılır.

Keşke adını ‘anayasa’ koyacağımıza ‘kurucu metin’ anlamına gelecek daha nötr bir sözcük tercih edilseydi.

Devlet-vatandaş ilişkilerini, devlet yapılanması içerisinde yer alan kurumlar ile o kurumları temsil eden kişilerin hak ve sorumluluklarını belirler anayasalar, temel hak ve özgürlükleri garanti altına alır. Sözün kısası, her ülkede herkesi bağlamak üzere kaleme alınmış metin, bir yasa -anayasa- olmaktan ziyade, devlet denilen aygıtın ‘kullanma kılavuzu’ gibi bir şeydir.

Toplum sözleşmesi…

Ona ‘anayasa’ denildiğinde yasa muamelesi yapılmasının ve her dönemeçte değiştirmeye kalkışmanın da önü açılmış oluyor.

Dün adalet bakanı Abdülhamit Gül arzulanan yeni anayasa konusunda bir açıklama yaptı. O açıklamadan şu bölümü birlikte okuyalım:

“Bugün 1921 Anayasasının ruhuyla, cumhuriyetimiz ikinci yüz yılına girerken yeni bir toplumsal sözleşmeyi yine Gazi Meclisimizin iradesiyle yeni anayasayla taçlandıracağına olan inancımız tamdır.”

Yeni anayasa için yapılan atıf 1921 anayasasına…

1921’de, henüz daha ortada Cumhuriyet yok ve İstiklal Savaşı bütün cephelerde devam ediyor iken, savaşı da yürüten Büyük Millet Meclisi nasıl bir yönetim tarzının benimseneceğini belirleme amacıyla bir ön hazırlık olarak ‘Teşkilat- Esasiye Kanunu’ adıyla bir metin üzerinde mutabakat sağlamıştı.

İlk anayasa 1921’den önce, henüz padişahlık döneminde oluşmuş ilk Meclisin iradesini yansıtan 1876 tarihli ‘Kanun-u Esasi’dir.

Kanun-u Esasi, esas kanun, yani anayasa…

Hatalı ilk adım isimlendirmede o zaman atılmış oldu.

Cumhuriyet kurulduktan sonra, Cumhuriyet’i ilan eden Meclis kalıcı olması beklentisiyle Cumhuriyet’in ilk anayasasını 1924 yılında kaleme aldı. 1950 sonrasında dilinde oynamalar yapılsa bile, o anayasa 1960 askeri müdahalesine kadar geçerliliğini korudu.

Müdahaleyi yapan askerler yeni baştan bir anayasa hazırlattılar.

O da 1980 darbesine kadar varlığını sürdürdü.

1980 darbesini yapan askerler de yine sil baştan bir anayasa yazımı işine giriştiler.

Myanmar’da (Burma) geçen hafta darbe yapan askerler de ilk iş olarak ülkenin anayasasını yenileyecekleri vaadinde bulundular.

Askerler, dünyanın dört bir tarafında söz sahibi haline geldikleri ülkelerde, toplumu biçimlendirmeyi yeni anayasalarla gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

Avrupa ülkelerinin anayasaları ikinci büyük savaş sonrası (1945) şartlarını yansıtacak biçimde kaleme alındı. Almanya’da, Fransa’da 1946’da kabul edilmiş anayasalar bugün hala varlıklarını sürdürüyorlar.

Dünyanın en eski anayasa metni ABD’ye ait. 1787 yılında yürürlüğe giren ABD anayasası bugün de geçerliliğini koruyor. Zamanın zorladığı değişiklikler, ilk metne dokunulmadan, sonradan yapılan eklerle ana metne ilave edilmiş bulunuyor.

Batılı ülkelerin toplum sözleşmesi mahiyetindeki metinleri ‘constitution’ adını taşıyor; yani kurucu metin…

Kurucu metin demek veya aynı anlama gelecek bir sözcük kullanmak yerine anayasa -veya kanun-u esasi- denildiğinde, metne istenildiğinde müdahale edilebileceği, yasalar nasıl değiştiriliyorsa anayasanın da değiştirilebileceği en baştan kabul edilmiş oluyor

Halbuki Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet sonrasında ilk anayasayı 1924’te oluştururken ona ‘teşkilat-ı esasiye kanunu’ adını vermek yerine kalıcı bir metin olacağını düşündüren bir adı uygun görseydi, sonraki zahmetlere girmek gerekmeyebilirdi.

Daha da önemlisi, toplum sözleşmesini yaz-boz tahtasına döndürülebilecek bir metin muamelesine muhatap etmekten belki de kaçınılırdı. Tam iki kez (1960 ve 1980 darbeleri sonrasında) askerler günün hassasiyetlerini yansıtan anayasalar yazdırma girişiminde bu yüzden bulunabildiler.

Askerlerin 20 yıl arayla yazdırdığı iki anayasa (1961 ve 1982 anayasaları) birbirinden çok farklı hassasiyetleri yansıtır.

Şimdi, sivil dönemde, 1921 ruhunu yansıtacak bir yeni anayasa arayışı içerisine girildi. Böyle bir işe kalkışanlar, hazırlanacak metne, hiç kuşkusuz, bugünün siyasi endişelerini yansıtmak isteyeceklerdir. Bir partinin veya dar bir koalisyonun siyasi endişelerine cevap vermek amacıyla hazırlanmış bir anayasa…

Bir sonraki değişikliğe kadar idare edecek bir anayasamız olacak…

Toplumsal sözleşme mahiyetinde olması gerektiği için toplumun en geniş kesitlerinin üzerinde birleşebileceği türden bir metni askerlerin hazırlatması yanlıştı. Sivilleri araya soksalar bile yapılan yanlıştı.

Yanlış girişimler doğru metinler üretemedi.

Peki bugün?

Herkesi bağlayacak bir toplum sözleşmesi metni için günümüzün ortamı hiç müsait değil.


Bu yazı, Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.