Yeni partiler oyları nasıl etkiler?

2020 yılı siyasi açıdan hayli hareketli geçecek görünüyor. AK Parti’den kopan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın kuracakları partilerin siyaseten yaratacağı yeni siyasi denklem, erken seçim dâhil olmak üzere tüm seçenekleri yeniden masana üzerine konulacağı yıl olacak.

Elbette bu gelişmelerin en çok etkileyeceği parti de iktidar partisi olacak.

Siyasi iktidar, Davutoğlu ve Babacan’ın kuracakları partilerin kendi tabanlarında yaratacağı etkiyi bildiği için, bu hareketlerin partileşmesini önlemek için pek çok yolu deniyor ve önümüzdeki günlerde de denemeye devam edecek.

Geçtiğimiz haftaya kadar yapılan ikna girişimleri başarılı olmamış olacak ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan Davutoğlu ve Babacan’ı açıktan hedef aldı.

Ancak o konuşmanın satır aralarında okuduğunda, Erdoğan için Davutoğlu ve Babacan’ın farklı farklı okunduğunu görmek gerekiyor.

Bu da son derece normal. Normal çünkü Davutoğlu ve Babacan’ın şimdiye kadar izledikleri yol, siyasal hedefleri, siyasal muhatapları ve siyasal yapmak istedikleri tabanlar birbirinden farklı.

***

Eski Dışişleri Bakanı, Erdoğan’dan sonra AK Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık yapmış olan Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telkini ile AK Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık görevlerinden istifa etti. O günlerde karşı karşıya kaldığı “haksızlığa” sessiz kalan Davutoğlu, son bir yıldır il il gezerek parti politikalarını, partiyi ve parti içindeki bazı odakları eleştiriyor.

Nisan ayı içinde yayınladığı 15 sayfalık metinle de, bu eleştirilerini yedi başlıkta ortaya koydu.

Davutoğlu’nun o açıklaması bir yandan kamuoyuna seslenirken diğer yandan hedefi, bu düşüncelerin parti içinde tartışılmasıydı. Bu açıdan hedefi, parti içinde kalarak partiyi Erdoğan’a rağmen içerden dönüştürmekti.

O metinde görülen gerçek, Davutoğlu, ideolojik olarak AK Parti’ye mesafe almakta zorlandığıydı. Nitekim o metinde, AK Parti’nin siyaseten sürdürdüğü genel politikayı “dava” olarak tanımlayıp, sahiplenmektedir. Onun eleştirisi, davanın kendisi değil, davaya hizmetin yanlış yollarla yapıldığıdır.

Oysa sorun, bizatihi bu “dava” anlayışının kendisidir.

Nitekim metinde; “şimdi yapmamız gereken... zihinlerimizi özgürleştirmek, psikolojilerimizi yenilemek, toplumsal bağlarımızı güçlendirmek ve ortak geleceğimiz konusunda atılması gereken adımları atmaktır” şeklindeki sözleri bu açıdan okunmalıdır. Davutoğlu’nun AK Parti ile kurduğu aidiyet ilişkisi bir özgürleşmeyi değil açık biçimde ele geçirmeyi hedeflemektedir. Bu açıdan son tahlilde hedefi Erdoğan’sız AK Parti’dir.

Ahmet Davutoğlu AK Parti’den ihraç edildiği için zorunlu olarak ayrı bir parti kuruyor. Ama aklı hep AK Parti’de kalarak.

O yüzden kuracağı partinin siyasi hedefi AK Parti ve Erdoğan, seçmen tabanı AK Parti tabanı. Bugüne kadar olan söylemi de bunu ortaya koyuyor.

***

Ahmet Davutoğlu’ndan farklı olarak Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de desteklediği eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan, AK Parti’ye uzunca bir süredir açık mesafe almıştır. Temmuz ayında da Erdoğan’la görüşmesi sonrasında partiden istifa etmiştir.

İstifası sonrası kamuoyuna yaptığı açıklamada yer alan şu ifadeler, kendisini Ahmet Davutoğlu’ndan net biçimde ayırmaktadır.

“Ağustos 2001 tarihinde kurucu üye, 14 yıl MKYK üyeliği, 13 yıl Bakanlar Kurulu Üyesi oldum. Türkiye'nin tarihi dönüm noktalarında, doğruları için verilen büyük mücadelelerin bizzat içinde olmak benim için şeref oldu. Son yıllarda ise pek çok alanda yapılan uygulamalar ile inandığım ilke, değer ve fikirler arasında derin farklılıklar oluştu. Aklen ve kalben bir ayrışma yaşadım. ...

İnanıyorum ki, karşı karşıya olduğumuz sorunların çözümü, ancak, temsil gücü yüksek ve geniş bir kadro çalışmasıyla mümkün olacaktır. Beraberce çalışmak ve ortak aklı hedeflemek zorundayız. Çalışmalarımızın bağımsız ve özgür bir şekilde yapılması büyük önem taşımaktadır. Her konuda beyaz sayfalarla işe başmak gerekmektedir.”

Bu ifadeler, Babacan’ın AK Parti defterini “aklen ve kalben” kapatması ve siyaseten de “kopması”dır. Nitekim geçtiğimiz haftalardaki açıklamalarından anlaşıldığı gibi toplumun farklı kesimlerinden insanlarla birlikte kurulacak olan bir özgürlükçü, liberal bir “merkez” partidir. Bir tür ANAP’tır.

Bu açıdan da siyasi hedefine AK Parti ve Erdoğan’ı koymadan yola devam etmektedir. Bu aynı zamanda siyaset yapma açısından da bir farklılaşmayı ifade etmektedir. 

***

Bu iki parti kurulduğunda, AK Parti Meclis Grubu’ndan bu partilere sınırlı da olsa katılım olabilir. Katılım sayısını artıracak olan, partilerin kurucu kadrosu, topluma vereceği güven ve elbette iç ve dış gelişmeler olacaktır.

Bugün siyasi iktidarın temel sorunu, içinden geldiği kültürel kimliği biricikleştirip, devlete eklemlenerek toplumsal mühendislik projesine girişmesidir. Bu tercih kuşkusuz daha temel bazı siyasal kaygılara dayanıyor olsa da, sonuç, çoğulculuk, katılımcılık, ortak akıl yerini tek akla bırakmasıdır.

Bu haliyle bugün AK Parti, “hukuki olarak bir parti” ama pratik işleyişi olarak bir “şirket”ten farklı değildir. Bu durum, yeni yönetim sistemi ile daha belirgin hale gelmiştir.

Siyasi parti şeklinde örgütlenmiş partinin ülkeyi bir şirket mantığıyla yönetmesinin yarattığı sorunları net biçimde hem görüyor hem de gündelik hayatımızda yaşıyoruz.

İçeride kutuplaşma ve ötekileştirme; dışarıda yalnızlaşmanın yansımasını ekonomik kriz ve dış politikada sıkışma olarak yaşıyoruz.

İktidarın, iktidarını sürdürmek için özellikle dış politikada yaptığı çıkışlarla içerde yeni bir milliyetçi dalgayı arkasına alarak bu süreci durdurmaya çalışsa da, bu hamlelerin hepsi kısa süreli konjonktürel kazanımlardan öteye gitmeyecektir.

Şirkete dönüşen siyaset yapma tarzı değişip, yeniden partiye dönüşmedikçe, içine girilen büzüşme süreci durmayacaktır. Temennimiz AK Parti’nin yeniden partiye dönüşmesi olsa da, bu partiyi yönetenlerin kaygılarından dolayı imkânsızdır.

AK Parti içinde ve çeperinde olan siyasal arayışların en büyük şansı da budur.  

Mevcut yönetimin bu partilerden duyduğu rahatsızlığın temel, araştırmalara yansıyan oylarındaki düşüş ve karsızlardaki artıştır.

Davutoğlu ve Babacan’ın kuracakları partiler ilk aylarda siyaseten beklenen kadar etki yaratması da, bu partilerin kurulması tabandaki geçişlerin hızlanmasını da psikolojik olarak hızlandırma etkisine sahip olacaktır. Siyasi iktidarın en büyük korkusu da budur.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir


 

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar