Tiny Url
http://tinyurl.com/y5knak2p
Ergun Babahan
May 13 2019

Anti AKP-MHP cephesinde gedik açmamak gerek: Görev CHP’nin

CHP devletin partisi. Yönetim kadrosu, dış politikada da, iç politikada da devletin çizdiği ‘‘kırmızı çizgi’’ler içinde hareket etmeye alışmış bir kadro partisi. Bu tarihsel bir tespit. Ancak hayatta hiçbir şey sabit kalmıyor, devamlı hareket ediyor ve değişiyor. Buna CHP tabanı da dahil, özellikle büyük kentlerde…

31 Mart seçimler bu konuda bir dönüm noktası oldu. Her şeyden önce Canan Kaftancıoğlu başkanlığındaki CHP İl Örgütü, genel merkezle kıyaslandığında daha çoğulcu, daha eşitçi, daha özgürlükçü ve hatta daha Batılı bir çizgide. Bunu kabul etmek lazım. Kürt meselesinden eşcinsel haklarına kadar her alandaki tutumu daha demokrat.

Bu yönetim tabanla da sağlam ve güçlü bir ilişki kurdu. 31 Mart seçimlerinde CHP tabanı ile Kürt seçmen omuz omuza çalıştı, mücadele etti. 1 Mayıs’ta HDP heyeti geçerken CHP otobüsünden Selahattin Demirtaş şarkısı çalınması buna en küçük örnek. Aynı taban, demokratik bir ittifak içinde Erdoğan’ı alaşağı edebileceği gerçeğini de gördü.

Gerek CHP, gerek HDP seçmeni İstanbul’da olası bir AKP zaferinin daha fazla baskı, zulüm ve yoksulluk olarak döneceğinin farkında. Şu anda yapılması gereken de bu demokratik cepheyi güçlendirmek. Erdoğan, bu cephede küçük bir gedik açabilmek için elinden gelen her oyunu sahneye koyacaktır. Buna Abdullah Öcalan kartını açmak da dahil.

Ancak, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmüş olmasına ve yakında tekrar görüşme ihtimaline fazla sonuç atfetmek doğru bir değerlendirme olmaz. Sonuç itibariyle, bugün kırıntısı bile kalmamış olsa, Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesi, istediği gazete ve kitabı okuması yasal hakkıdır.

Ona bu hakkı kullandırmayan, yıllardır tecrit uygulayan Erdoğan ve AKP-MHP ittifakıdır. Yarın tekrardan tecrit politikasına dönmeyeceğinin garantisi yoktur ve Kürtler bunu hepimizden daha iyi bilmektedir.

MHP lideri Bahçeli’nin bugün çıkıp Öcalan’ın avukatlarıyla görüşme hakkını savunması taktiksel bir yaklaşımdır. Evet ama Saruhan Oluç’un da vurguladığı gibi MHP lideri sonuçta bunu söylemiş, CHP ise sessiz kalmıştır:

“İyi Parti’ye, CHP’ye sormak istiyoruz. ‘Öcalan avukatlarıyla görüşebilmeli, hukuk uygulanmalı’ cümlesini kurmak sizin açınızdan bu kadar zor mu?  MHP Genel Başkanı Bahçeli bile, ki pozisyonu bellidir, avukat görüşünün yapılabilmesi konusundaki görüşünü beyan etti. Siz muhalefet partisisiniz. Hukuk ve demokrasi konusundaki çifte standardınıza ne zaman son vereceksiniz.”

Bu haklı ve yerinde bir eleştiridir. Rakamlar ortada. CHP adayının İstanbul’da aldığı oyun yaklaşık dörtte biri Kürt seçmenden gelmiştir. Bu seçmen de oyunu CHP adayına daha ucuz su ve Akbil’de indirim diye vermemiştir. Yüzlerce insan ölüme yatmışken, Kürt anaları insanlık dışı muameleye tabii tutulurken CHP’nin bu gerçeği görmezden gelme lüksü yoktur. Kürtlerin demokratik hassasiyet ve taleplerine saygı göstermek ve sahip çıkmak durumundadır.

Partinin tabanında bu gerçeğin görüldüğü, hissedildiği çok açık. CHP yönetiminin de bu gerçeği görüp seslendirmesi gerekir. Kürt seçmeni İstanbul’da kendisine mahkum olarak görmek ne gerçekçi, ne de ahlaki bir tutumdur.

İstanbul seçiminin sonucu ne olursa olsun, Erdoğan ve AKP rejimi yolun sonuna gelmiştir. Sistem iflas etmiştir. Yakın zamanda oy deposu Anadolu kentlerindeki desteğini de kaybetmesi kaçınılmazdır.

Merkez Bankası rezervlerinden para tırtıklayarak gidebileceği mesafe bellidir. Türkiye, Yunanistan’ın iflas ettiği noktadan daha kötü durumdadır çünkü sorunlara Batı akılcılığı ile değil, Şark kurnazlığı ile çözüm aramaktadır. Kürt oyundaki tavrı da aynıdır.

Yıkılan rejimin yerine nasıl bir sistem geleceği yarının meselesi olsa da, temelini bugünden atmak esastır. Abdullah Gül’ün Ali Babacan, Sadullah Ergin gibi isimlerle başlattığı ve büyük reformları hedefleyen yeni parti çalışması bu nedenle çok önemli ve değerlidir. Bu parti, Türkiye’nin demokrasiye dönüşünde önemli ve kritik rol oynama potansiyeline sahiptir, Kürt meselesi de dahil.

O yüzden anti-faşist cephede gedik açmamak, AKP’nin oyununa gelmemek lazım. Yapılacak iş de basit: Temel hukuk kuralları ve insan haklarına sahip çıkmak. Onu yapın yeter...