Prof. Seyfettin Gürsel, Ahval’e değerlendirdi: AKP yüzde 37-38, MHP yüzde 15 bandında

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Seyfettin Gürsel, her hafta Ahval’e gündemi değerlendirecek.

Gürsel’in ilk değerlendirmesi 31 Mart sonuçlarının siyasete ve ekonomiye etkilerine dair. 

Seçim sonuçlarının ateşinin hala iktidar tarafından söndürülmemiş olması, ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Seçim sonuçları nihayet AKP yönetimi ve kimi kurucuları tarafından değerlendirilmeye başlandı. Bu değerlendirmeler orta vadede önemli siyasal gelişmelere neden olabilir. Bazı muhtemel gelişmeler uç vermeye başladı bile: Türkiye İttifakı versus Cumhur İttifakı, yeni parti versus AKP'de kartların yeniden dağıtılması gibi. Bu gelişmelerin ekonomiye yansıması için henüz çok erken. 31 Mart’tan bu yana ekonomideki kritik gelişme 10 Nisan ekonomi paketi ve Maliye Bakanı’nın New York temasları oldu.

10 Nisan paketi mevcut sorunlara (özel kesimin batık borçları, enflasyonla mücadele vb.) net bir yol haritası sunmak yerine, yeni soruları gündeme getirdi. En önemli ve bariz örnek, batık borç sorununun çözümü için planlanan "çöp kredi fonları”nın nasıl kurulacağı, temizliğin maliyetinin hangi kurum ya da kurumlar tarafından (bankalar, kamu, vatandaş?) üstlenileceği belirsiz. Paket yabancı yatırımcılar tarafından da ikna edici bulunmadı. Sonuçta güvensizlik ve belirsizlik devam ediyor. Yılın ilk üç ayına dair öncü göstergeler daralmanın durmuş olabileceğine işaret ediyor ama gelinen dip noktasından yukarıya hızla nasıl çıkılacak belli değil.

31 Mart sonrası, partilerin oy dağılımına dair ilk tespitleriniz neler? AKP'de bir erimeden söz edilebilir mi?

AKP ve MHP'nin rekabet ettikleri 24 ilçe merkezinde sonuçlar çok açık. AKP'den MHP'ye bariz ve hacimli bir seçmen kayışı var. Nedenleri ayrıca araştırılmalı ama ilk akla gelen ekonomik krizden etkilenen AKP seçmenlerinin bir kısımının bundan iktidar partisini sorumlu görüp tepkilerini ideolojik olarak yakın gördükleri MHP'ye vermiş olmaları. Bu 24 ilçe tümüyle Orta Anadolu ve Batı Karadeniz'de yer alıyor.

MHP'nin tarihsel olarak güçlü olduğu bir coğrafya. Siyaseten farklı dinamiklere sahip Güneydoğu'yu bir yana koyarsak, eğer AKP'de erime esas olarak iş ve aş derdineden kaynaklandıysa diğer bölgelerde, özellikle Akdeniz kıyısında ve Batı'da, benzer bir seçmen kayması yaşanmış olabilir ama şiddetine ışık tutacak veri yok. Bu bölgelerde AKP ve MHP ittifak yaptıklarından oylarını ayrıştıramıyoruz.

MHP Lideri Bahçeli'nin 'oy oranımız yüzde 18' açıklaması sizce makul bir söylem mi? Yoksa seçmende milliyetçiliğe kayış olduğu söylenebilir mi?

MHP liderinin bu oranı nasıl hesapladığını bilmiyorum. Kendisine sormak lazım. Biraz önce sözünü ettiğim 24 merkez ilçede partisinin 24 Haziran’a kıyasla oylarındaki artışı düz bir mantıkla genelleştiriyorsa, evet yüzde 18 afaki olmaz. Ama dikkat çekmeye çalıştığım gibi Akdeniz ve Batı'da AKP'den MHP’ye bu ölçüde bir kayış olduğunu sanmıyorum. Ayrıca AKP seçmen kaybettiyse, bu bölgelerde CHP ve İYİ Parti’ye de kayış olmuş olabilir. Mikro verilerden ilerde bu soruya bir yanıt çıkabilir.

Tabi bir de unutmayalım tepkili AKP seçmeninin bir kısmı sandığa gitmedi. Başa dönersek şurası kesin: MHP oy oranını yükseltti. Şahsi tahminim yüzde 15 civarına gelmiş olduğu. Buna karışılık AKP'nin de yüzde 40'ın altına gerilediği kesin; yüzde 37-38 olabilir. Ancak Cumhur İttifakı içindeki bu yeni dağılımın kalıcı olup olmadığını bilmiyoruz.

Bu anlamda MHP ve İYİ Parti önümüzdeki siyasal dönemde aktör olabilirler mi?

MHP belirleyici bir aktör olmayı zaten başardı. Yüzde 50 + 1 gerektiren seçimlerde, ki bundan sonraki seçim Haziran 2023'de cumhurbaşkanlığı seçimi olacak, Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden seçilmek için ya MHP'nin desteğini almaya devam etmek zorunda ya da bir başka destek bulmak zorunda. Ama kim destek olacak?

İYİ Parti mi? Tabi şöyle bir strateji de izleyebilir: MHP ile ittifaka son verir, AKP'yi yeniden kuruluş ayarlarına döndürür ve gelecek seçimde ilk turda seçilmese bile ikinci turda CHP adayını yeneceğine güvenle bakabilir. Bu senaryoda Cumuhur İttifakı’nın dağılmasının bir sonucu olarak Millet İttifakı’nın da dağılacağını kestirebiliriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Türkiye İttifakı' söylemi de bu siyasal okumanın sonucu mu? Hem kendi eriyen oyları, hem de yükselen milliyetçilik yüzünden mi?

"Türkiye İttifakı" söylemi çok yeni. Ölçülüp biçildikten sonra mı kullanıldı yoksa bir dil sürçmesi mi bilmiyorum. Eğer iyice tartıldıktan sonra kullanıldıysa "yeni bir siyasal okumanın" işaret fişeği olarak kabul edebiliriz.

AKP ve CHP'den böyle olası bir yakınlaşma sinyalleri alıyor musunuz?

Böyle bir yakınlaşmayı Cumhurbaşkanı neden istesin ki? Tek karar alıcı olarak önünde uzun bir yol var. Acil sorun ekonomi. Bu sorunu aşmak için de elinde başka kozlar mevcut. CHP'yi ne yapsın? Ama bu kozları kullanmaya yanaşır mı? Ayrı bir tartışma konusu.

En son işsizliğin yükseleceğine dair tespitler yapmıştınız. Önümüzdeki sonbaharda çalışan ve çalışmaya aday nüfusu nasıl bir işsizlik tablosu bekliyor? 

İşsizlik tarihi bir rekora doğru yol alıyor. Rekor mevsim etkisinden arındırılmış tarım dışı işsizlik oranı serisi itibariyle Nisan 2019'da yüzde 16.9 ile kırılmıştı. Son rakamlar bu yılın ocak dönemine ait: İşsizlik oranı yüzde 15.5’e geldi.

İşsizlik artmaya devam edecek çünkü GSYH azalışında dibe gelmiş olsak bile hızlı bir canlanma ufukta görünmüyor. Sonbahara kalmadan işsizlikte tarihi rekor kırılabilir. Ama rekordan daha önemlisi yüksek işsizlikle uzun süre yaşayacak olmamız. Bu ilk kez yaşanacak.