Ülker ne istiyor?

Türk Telekom ve Turkcell’de mevcut ortakların toplam 6.5 milyar dolar borcu ödemeyip alacaklı bankalara ‘teminat olan şirket hisselerini alabilirsiniz, ödeyemiyoruz’ mesajı vermesinin ardından, Türkiye’nin en büyük gıda üreticilerinden Ülker’in (Yıldız Holding) bankalara olan borçları yapılandırmak için görüşmelere başlaması deyim yerindeyse gündeme bomba gibi düştü.

Grubun toplam borçlarının 6-9 milyar dolar aralığında olduğunun ifade edilmesi  ve kısa süre önce holding merkezini İngiltere’ye taşıması spekülasyonlara neden oldu.

Ayrıca bankalarla borç görüşmesi sırasında alacaklı bankalardan Akbank’ın masayı terk ettiğine dair iddialar, Hükümet’in Ülker’in yerine Torku’yu geçirmek istediği yönündeki dedikodular, 34 bini yurtiçinde toplam 60 bin çalışanı bulunan, 12 milyar dolar ciroya ulaşan, Ülker, Mc Vities ve Godiva markalarıyla dünyanın ikinci büyük atıştırmalık şirketi haline gelen Yıldız Holding’in aslında ne demek istediğini ve taleplerini örttü.

Geriye sadece herkesin meşrebine göre yaptığı değerlendirmelerin oluşturduğu bir bulut kaldı. Kimi ‘Ülker batıyor mu?’ diye sorarken, kimi de Grubun ‘Merkezin İngiltere’ye taşıyıp Türkiye’ye borç taktı’ yorumları yapıyor.

Şimdi sonunda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Yorumların büyük bölümü haksız. Özellikle de iktidara yakın tarafların bu yorumları yapması da düşündürücü. Her şeyden önce Ülker’in birazdan aktaracağımız ve bankalara sunduğu plan, T.Telekom’un yabancı ortaklarının yaptığı gibi temettüleri götürüp borçları ödemeyerek ‘Teminat olarak aldığınız hisseleri alın, ne yaparsanız yapın’ ya da ‘borcun anaparasını düşürün’ gibi bir teklif değil.

Veya Mehmet Emin Karamehmet’in Ziraat Bankası’ndan aldığı 1.6 milyar dolarlık kredide yaptığı gibi ‘Ancak bu kadarını ödeyebiliyorum’ diyerek, hem kredisini ödemeyip hem de kamuyu daha büyük zararlara sokacak tartışmalı bir ortaklık yapısına dahil etmek hiç değil.

Zaten Ülker kredi kullandığı toplam 20 bankaya yolladığı mektupta yapılacak bir borç yeniden yapılandırma anlaşmasını şeffaf şartlarda ve ‘medya önünde gururla imzalamak’ istediğini vurguluyor.

Peki Ülker ne diyor, ne istiyor?

Özetle istediği şey; iddialı bir  büyüme politikasının ardından biriken döviz bazlı borçların yarattığı vade uyumsuzluğunu gidermek. Bu açıdan baktığımızda Ülker Grubu’nun elinin rahat olmadığı net şekilde anlaşılıyor. Bu, döviz bazında borçlanıp yatırım yapan ve son 4 yılda Hükümet’in uygulamaları yüzünden artan kur fiyatları nedeniyle mali sıkıntı geçiren tüm şirketlerin ortak sorunu.

Mesela milyonlarca taraftarı bulunan dört büyük futbol kulübü bile  benzeri dertlerden ari değil. Aslına bakarsanız kur artışının sebep olduğu zararlar kredi borcu olanlar için bir mücbir sebep bile sayılabilir. Yani şirketlerin sıkıntıya düşmesinde yönetim zaaflarından çok iktidarın hukuk, demokrasi de dış siyasetteki adımları nedeniyle firmaların zora girmesi söz konusu.

Ülkede siyaset kaynaklı adı konmamış bir makroekonomik kriz yaşanıyor. Dolayısıyla borçlular bu açıdan bile konuyu mahkemelere götürme hakkına sahip. Ki hatırlarsanız T.Telekom’un Arap ortakları krediyi ödememek için bu yola da başvurmak istemiş ve Hükümetle uzun süre görüşme yapmıştı.

Ülker’in ise borç yapılandırma görüşmelerinde bu şekilde bir talebinin ya da görüşünün olmadığı hem kulislerden hem de bankalara yolladığı mektuptan anlaşılabiliyor.

Öte yandan Yıldız Holding antetiyle bankalara gönderilen mektuplarda borç yeniden yapılandırılması karşılığında bankalara ek gayrimenkullerin ipotek olarak verileceği belirtiliyor. Ayrıca grubun 2008’de 850 milyon dolara aldığı Godiva’nın cirosunu 450’den 900 milyon dolara çıkardığı belirtiliyor. Bu şirketin değerinin 1.5 milyar dolara ulaştığı kaydediliyor.

650 milyon dolara alınan 1100 şubeli Şok zincirinin mağaza sayısının 5 bin 500’e çıkartıldığı anlatılıyor. McVities markasıyla üretim yapan ve 3.3 milyar dolarlık United Biscuits’in etkisiyle grubun dünyanın kemdi alanındaki en büyük ikinci şirketi olduğu ifade ediliyor. Bunlara ek olarak 2008’de alınan Süperfresh markasıyla 2.5 milyar TL ciroya ulaşıldığını, ayrıca Demet’s, Aytaç, Kümaş, Adapazarı Şeker, G2M şirketlerinde yeni organizasyon yapısıyla önemli başarılara ulaşıldığını kaydediliyor.

Komili, Mis, Mintax ve Piyale gibi Türk ekonomisinin bilinen markalarının yeniden canlandırıldığını vurgulanıyor. Yine bir grup şirketi olan Gözde Girişim aracılığıyla Kümaş, Penta, Polinas, Derby, Propak ve Türkiye Finans gibi dev şirketlerde ortaklık payları olduğunu belirtiliyor. Grubun topla cirosunun 12 milyar dolara ulaştığı ifade ediliyor. Söz konusu markaların birçoğunun halka arz zamanının geldiği buralardan elde edilecek gelirle kredi borçlarının zaten kapatılacağı anlatılıyor.

Bankalara yollanan mektuptan grubun şikayetinin ise bünyesinde bulunan onlarca şirketin aldığı borçların spot (1 yıla kadar vadeli) krediler olmasından kaynaklandığını anlayabiliyoruz. Ayda ortalama 500-600 milyon dolar kredi borcu ödendiğini bunun içinde bulunduğumuz Şubat ayı gibi bazı dönemlerde 1 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor.

Şirket bu kredi yapısının sürdürülemez olduğunu, ayrı ayrı bankalardan alınan çeşitli vade ve faizdeki kredilerin tek bir çatı altında toplanıp yeniden yapılandırılmasını öneriyor. Yeniden yapılandırma sırasında herhangi bir faiz ya da anapara indirimi istenmiyor.

Ek olarak istenen tek şey 3 yıllık geri ödemesiz bir süre. Bunun zaten T.Telekom, Sabah-atv finansmanı, Turkcell kredisi, Çılgın projeleri yapan müteahhitlere açılan krediler gibi birçok finansmanda yaygın olarak kullanılan bir model olduğunu da hatırlatalım. Yani Ülker bankalar için yeni bir ödün üretiyor değil. Bunun dışında bankaların aleyhine olabilecek herhangi bir talep de mevcut bulunmuyor.

Gelelim iddialara. Örneğin ‘Ülker borç takıp İngiltere’ye mi kaçtı’ sorusunun cevabına. Yazıda da görüldüğü üzere Ülker’in şirketlerinin büyük bölümü yurtdışında değil, Türkiye’de. Ayrıca Grubun elinde teminat olarak vereceği ipoteksiz gayrimenkuller olduğu da anlaşılıyor. Yani bankalar anlaşma yoluna gitmezse kredilerinin karşılığında çoğu pazar lideri olan markalar ve nakit kabul edilecek gayrimenkuller var. Ayrıca, nasıl ki yabancı bankalar Türkiye’deki alacaklarına karşı dava açtırıp buradaki mallara el koydurabiliyorsa, Türk bankaları için de Ülker’in yurtdışındaki firmalarına benzer davalar açma hakkı her zaman bulunuyor.

Bankalarla yapılan toplantıda Akbank’ın itiraz edip masadan kalktığıyla ilgili spekülasyona gelirsek. Olabilir… Belki de bir banka şartları beğenmemiş anlaşmak istememiştir. Burada nihayetinde olabilecek en son şey o bankanın alacağı karşılığında teminatına el koymasıdır.O da pek kolay değil. Eğer o alacak büyükse tıpkı T.Telekom ve Turkcell kredilerinde olduğu gibi, BDDK’nın özkaynak sınırlaması devreye giriyor. Bu da bankanın başka bir sektördeki firmayı alıp işletmesini engelleyen bir düzenleme.

Özetle Ülker’in bankalarla orta yolu bulup anlaşmaya gitmesi büyük ihtimal. Zaten Murat Ülker de hafta sonunda yaptığı açıklamada bu yolda önemli adımların atıldığının işaretini verdi.

Bu yüzden Ülker hakkında idam sehpasını hazırlayanlar biraz daha sakin olsa, grubun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2023 hedefleri arasına koyduğu ’10 büyük uluslar arası marka yaratma’ hedefine en çok yaklaşanlardan biri olduğunu unutmazsa sanırız daha isabetli olacak.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar