1976 Lockheed-2020 Alexion

Yaşı müsait ya da yolsuzlukları araştırmaya meraklı olanlar Lockheed yolsuzluk iddialarını (1976) çok iyi bilirler, hatırlarlar.

Bugünlerde de (2020) bir ilaç firması ile ilgili, Alexion Pharmeucetical, benzer iddialar var.

“İddia” kavramını öne çıkarıyorum, çünkü henüz mesele (2020) bir yargı kararına bağlanmış değil.

Her iki konuda da iddialar Türkiye’ye mal satımına (uçak ya da ilaç) ilişkin iddialar, mal satmak için rüşvet verdikleri, ama bu iki konunun ilginç ortak yanı iddiaların ilgili firmaların yetkilileri tarafından öne sürülmüş olması; başka bir ifade ile de itiraf adeta.

Her iki olayda da firmalar (Lockheed ve Alexion) Türkiye’de rüşvet dağıttıklarını iddia etmişlerdi, ediyorlar.

Lockheed meselesi çok sayıda ülkeyi kapsıyordu, her ülkede davalar sonuçlandı, suçlanan kişiler cezalandırıldılar, bir tek ülkemizde bir suçluya ulaşılamadı ama Türkiye’de uçak alımı için rüşvet dağıttık diyen Lockheed firması idi.

Bugün de benzer bir suçlama Alexion firmasından (ABD) geliyor, yani gündemde olan rüşvet suçlaması bizim savcıların iddiaları değil; işin içinde bir de Rusya var.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray bu konuda Sağlık Bakanına sorular yöneltti, bakalım ne cevaplar alacak, umarım bu konu da Lockheed gibi sonuçlanmaz.

Aşağıda internetten rastgele seçtiğim iki açıklama var, birincisi Lockheed, ikincisi de Alexion olayı ile ilgili, konulara yabancı olanlar okuyabilirler: 

1-1974-1975 yıllarında Amerikan Lockheed Uçak yapım firmasından 40 adet F-104 savaş uçağı alımı ihalesinde söz konusu şirketin rüşvet verdiğini açıklaması üzerine Meclis bir Araştırma Komisyonu kurdu. Komisyon tarafından yapılan incelemelerde olayın örtbas edildiği, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in, bilgi ve belgeleri sızdırarak ABD ile yapılan anlaşmayı ihlal ettiğinden rüşvet skandalına karışan isimlerin tespit edilmediği ortaya çıktı. Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya'nın istifa etmek zorunda kaldığı yolsuzluk skandalı ile ilgili hiçbir işlemin yapılmaması dikkat çekti. 

Lockheed Skandalı patlak verdiğinde rüşvet dağıtıldığı belirtilen ülkeler ABD ile anlaşma yaparak belge ve bilgileri aldıkları Türkiye'nin de 8 Temmuz 1976 tarihinde ABD ile anlaşma yaptığı belirtilen raporda hükümetin Meclis'i bypass ederek yalnızca adli mercilere bu belge ve bilgileri göndereceği aksi takdirde bu anlaşmanın fesih edileceği imza altına alındığı belirtildi. 

ABD'nin de rüşvete adı karışan isimleri Türkiye'ye bildirmediği raporda tespit edildi. Komisyona bilgi vermeye gelmeyen Demirel'in anlaşmanın feshedilmesine neden olacak şekilde ABD'den gelen belge ve bilgileri klasörler halinde Meclis Araştırma Komisyonuna göndermesi raporda şöyle ifade edildi: '..Böylece ABD de bilgi ve belge göndermekten imtina etmiştir. Böylelikle 'zarar verici' olabilecek bilgi ve belgelerin onları değerlendirecek kişilerin ellerine geçmesi önlenmiş olmaktadır.' 

Lockheed rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ile ilgili Meclis Araştırma Komisyonu raporu hiçbir zaman Meclis Genel Kurulunda görüşülemedi. Olayı örtbas etmekle suçlanan Süleyman Demirel 12 Eylül 1980 darbesi öncesi yine iktidarda iken bu skandal ile ilgili şöyle demişti: 'Bence Lockheed bir muammadır. Üzerinde çok uğraşılmış, bir şey çıkarılamamıştır. Kişi suçu ispatlanmadıkça suçsuzdur, ispatlarlarsa ben de üstüne varırım. Biz üstümüze düşeni yaptık. Çok iyi yaptık.

Türkiye, uçak filosunu geliştirmek amacıyla 1974-75 yılları arasında Aeritalia şirketinden Lockheed-Martin lisansıyla üretilen 40 adet F-104 S savaş uçağı alındı. 1976'da, Lockheed-Martin'in yeminli denetçisi, ABD Senatosu'na verdiği ifadede, şirketin uçak satabilmek için Hollanda, Japonya, İtalya ve Türkiye'de askeri yetkililere 1971-1975 yılları arasında toplam 24 milyon dolar rüşvet verdiğini söylemesi üzerine TBMM'de Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon 278 Sayfalık bir rapor hazırladı, ancak bu rapor hiçbir zaman Meclis Genel Kurulunda gündeme gelmedi.

2- Uluslararası haber ajanslarının da haber yaptığı olayın Türkiye ayağına konu olan ilaç özel bir kan hastalığı tedavisinde kullanılan ve dünyanın en pahalı ilaçları arasında gösterilen Soliris. Soliris’in Türkiye’de tek dozluk (300 mg) satış fiyatı 32 bin 173 TL. Tedavi başlangıcında ortalama 642 bin TL değerinde ilaç kullanılıyor.

Sonrasında ise hastalar genellikle ömür boyu ayda 257 bin TL’lik ilaç kullanmak zorunda. İşte bu nedenle Türkiye satışlarını artırmak isteyen ABD’li şirket 2010’da İstanbul Ataşehir’de Alexion Türkiye İlaç şirketini kurduktan sonra lobi faaliyetlerine başlıyor. Atilla Güner’le Akşam Postası yayınında program editörü Uğur Koçbaş SEC kararında yer alan bilgileri aktardı. İşte karar metninde yer alan detaylar:

“Alexion Türkiye’de satışlarının artmamasından ve gerekli onayları alamamaktan şikayetçiydi. Ocak 2010’da bir Sağlık Bakanlığı yetkilisi, Alexion Türkiye’nin bölgesel muhasebe müdürü ile görüşmesinde, “Türkiye’de daha fazla hasta onayı almak istiyorsanız bazı hükümet yetkililerine ödemeler yapmanız gerekir” dedi. Alexion bu sözlerin ardından Türkiye’de kendilerine yardımcı olması ve daha fazla onay alınması için bir ‘danışman’ ile anlaştı. Bu kişinin seçilmesinde en önemli etken Türkiye Sağlık Bakanlığı yetkililerine yakın bir isim olmasıydı.”

Rüşvetin ayrıntıları ise şöyle tarif ediliyor:

“2010-15 yıllar arasında Alexion bu danışmana 1. 3 milyon dolar ödedi. Bu ödemenin büyük kısmı Türk resmi yetkililere aktarıldı. Bu rüşvetler bazen elden nakit olarak, bazen hediyelerle bazen de yemeklerle ödendi. Bu şekilde Soliris için özel bir destek sağlanmış oldu. Bu ödemeler sayesinde Alexion Türkiye Soliris için onaylar alınmasının yanısıra aynı zamanda düzenleme ve regülasyonlardan da önceden haberdar olmasını sağlayacak gizli bilgiler edindi.”

Rüşvet ödemelerinin gizlenmesine yönelik faaliyetler ise şöyle anlatılıyor:

“Alexion Türkiye’nin muhasebe kayıtlarında bu ödemeler normal giderler olarak kaydedildi. Danışman, çoğu zaman yaptığı ödeme ve harcamalar için fatura makbuz bile vermiyordu. Sadece büyük ödemeler için verilen miktarların da yazılı olduğu kağıtlara rüşvet verilen tanınmış Türk hükümet yetkililerin isimlerini soyadları olmayacak şekilde yazıyordu. Bir Alexion yöneticisi muhasebe kayıtları tutulurken çalışanlarına, ‘Kayıtları kurşun kalemle tutun bilgisayara aktarmayın ki daha sonra değiştirmek kolay olsun’ dedi.” 


Lockheed olayı 1976, Alexion 2020, arada kırk dört (44) sene var.

Bu iki olayın ortak yanı rüşveti veren kişilerin olayı ortaya dökmüş olmaları

Bakalım Türkiye’de değişim mi, süreklilik mi öne çıkacak.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.