Türkiye’de yolsuzluğun merkezinde inşaat sektörü yer alıyor

İngilizler yolsuzluğun, Avrupa Birliği fonlarının gizemli mafya figürleri tarafından çalındığı Güney Akdeniz'in geri kalmış kesimlerinde meydana gelen bir şey olduğunu düşünüyorlardı.  Bu dürüst İngilizlerin yaptığı bir şey değildi. Ancak hükümetler uzun süre iktidarda kaldıklarında, partiye yardım etmek için çok para harcayan ve karşılığında bir şeyler bekleyen patronaj ağları kurma eğiliminde oluyorlar.

Kovid-19 salgınının başlangıcında, Birleşik Krallık hükümeti çok sayıda tıbbi malzemeyi hızlı bir şekilde almak zorunda kaldı ve bu nedenle normal kamu sektörü tedarik uygulamalarını terk etti. Bu, hükümetin daha önce hiç tıbbi malzeme üretmemiş, ancak yine de bazı durumlarda kullanılamayan malzemeler üreten şirketlerle büyük sözleşmeler yapmasına neden oldu. Ve daha sonra bu şirketlerden bazılarının Birleşik Krallık hükümeti ile bağlantıları olduğu ortaya çıktı.

Bu pek çok Türk için yabancı bir hikaye değil aslında. Türkiye'de devlet ihalelerini almak istiyorsanız, Türk hükümeti ile dostça ilişkiler içinde olmanız gerektiğini bilmelisiniz. Ve çoğu durumda, dost şirketlere yaptıkları işler için daha fazla ücret ödenir.

Ekonomist Emin Çapa geçtiğimiz günlerde Twitter'da “Ovid Tüneli skandalını hatırlıyor musunuz? Biliyorsunuz 19 bin liralık iş için Cengiz İnşaat'a 17 milyon lira ödendi. Tünelin aydınlatılması için yaklaşık 6 milyon lira ödenmesi gerekirken 21,5 milyon lira ödendiği ortaya çıktı. Artık bu ülkede Sayıştay raporları kimsenin umurunda değil mi? Savcı yok mu?" şeklinde bir paylaşım yaptı.

Sayıştay, "tasarruf amacıyla parlamento adına denetim yapan ve yargı yetkisine sahip" Türkiye’nin en yüksek denetim kurumudur.

Yakın tarihli bir başka olayda, Ulaştırma Bakanlığı’nın iş verdiği bir şirkete 752 milyon lira fazla ödeme yaptığı tespit edildi. Şirketin ortaklarından biri, 2018 yılında AKP Elazığ milletvekili adayı Yasemin Açık'tı.

Gerçek Gündem bir haberinde, “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın mali hesaplarını inceleyen Sayıştay müfettişleri, Adapazarı-Karasu limanları ve sanayi tesisleri demiryolu bağlantısı altyapı inşaatı ihalesinde usulsüzlük tespit etti. Beş farklı denetim bulgusuna göre, yüklenici firmaya ihale fiyatının çok üzerinde ödeme yapıldığını belgeledi" deniyor. 

Bu tür hikayeler Türkiye'de o kadar yaygın ki artık kimse için şaşırtıcı değil.

Yeniçağ gazetesindeki bir haberde, Sayıştay'ın Ticaret Bakanlığı bütçesinde 532 milyon liranın hesaba katılmadığını, sözleşme alan firmaların ise Sayıştay denetimine tabi olmayan araçları gizlice satın aldıklarını tespit ettiği belirtiliyor. 

Gazeteci Murat Ağirel makalesinde, “Sayıştay skandalı tek bir cümleyle özetledi: '2019 yılı bilanço ve dipnotlarında ve faaliyet sonuçları tablosunda toplam 562 milyon 130 bin lira hata yapıldı. Bu paranın nereye harcandığı, nereye verildiği bilinmiyor!" diye yazdı. 

Bir çok Türk için AKP’nin başarısını sembolize eden anıtsal inşaat projelerinin daha fazlasını tamamlamayı hedefleyen Türk hükümetinin bazı büyük inşaat şirketleriyle yakın ilişkiler kurmasıyla Türk inşaat sektöründeki artan yolsuzluk özellikle son 10 yılda dikkat çekmeye başladı. 

Ekonomist Bahadır Özgür, tanınmış dört inşaat şirketinin kazandığı ihalelerinin değerini, beyan ettikleri gelir ve ödedikleri vergiyle karşılaştırdı.

“Dört ünlü inşaat şirketi; dört yılda 56,7 milyar lira ihale aldı. Dört yılda beyan ettikleri gelir 2.8 milyar lira. Dört yılda bu gelirlere 451 milyon lira kurumlar vergisi tahakkuk etti. Tabii bunu ödediler mi bilmiyoruz… ”

Ocak 2020'de yayınlanan bir GAN raporunda, “Türkiye’nin kamu ve özel sektörlerinde yolsuzluk yaygındır. Kamu alımları ve inşaat projelerinde özellikle yolsuzluk yapılmaktadır ve genellikle rüşvet talep edilmektedir" deniyor.

Altyapı geliştirme için bir kamu-özel ortaklık planı olan yap-işlet-devret modeli, yolsuzluğun en fazla yaşandığı alan olduğu için özel incelemeye tabi tutulmuştur. Özel bir şirket, hastane gibi bir altyapı inşa eder ve daha sonra devlet tarafından şirketten belirli bir süre için kiralanır. Ancak AB, Türkiye'deki yolsuzlukla ilgili son raporunda yolsuzlukla ilgili herhangi bir mücadele stratejisi bulunmadığını, uygun adli başvuruların eksik olduğunu tespit etti. 

SoL gazetesinde geçtiğimiz günlerde şu şekilde bir haber yayınladı: "2020'nin ilk 10 ayında 'yap – islet - devret modeli' ile inşa edilen hastanelere kira bedeli olarak 5 milyar 381 milyon 914 bin 630 lira, hizmet bedeli olarak da 2 milyar 606 milyon 251 bin 633 lira ödendi."

Bu arada AKP dostu şirketlere ekonomik faydaları çok az olabilecek mega projeleri inşa etmeleri için milyarlarca lira kredi verildi.

“7 mega proje için üç kamu bankasından alınan kredilerin toplamı 10 milyar dolar. Bunlar sadece bildiğimiz şeyler. Ödemeler geçen yıldan başladı. Taksitler halinde geri ödeme başladı mı, bunu bilmiyoruz” diyor Özgür.

Ve şimdi elbette hükümetin koalisyon ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli'nin meşhur mafya babası Alaatin Çakıcı'ya "arkadaşım" ve "yoldaş" diye hitap ettiğini görüyoruz. Türkiye hükümetinin kirli işlerinin bir kısmını yapmak için mafya benzeri örgütleri kullandığından her zaman şüpheleniliyordu, ancak nadiren üst düzey hükümet yetkilileri açık bir şekilde suç patronlarını arkadaşları olarak adlandırıyorlar. 

Bu açık yolsuzluk işaretleri, iktidarı korumak için patronaj ağlarının yaratılması, gizlenmesi gittikçe zorlaşan yozlaşmış uygulamalara yol açan, düşüşte olan bir hükümetin işaretidir. Türkiye, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün 2020 Yolsuzluk Algılama Endeksi raporunda 78. sıradan 91. sıraya geriledi.

Devletin yolsuzluk algısı kötüleşirken Türkiye, güvenli bir şekilde yatırım yapılacak bir ülke olarak görülemez. 

Türk halkı da, 750 milyon dolara mal olduktan sonra yakın zamanda kapanan başarısız Ankapark tema parkı gibi büyük inşaat projelerini devletin dostlarına kamu parasını aklamanın bir yolu olarak gördüklerinde hükümete olan güvenini kaybetti

Birleşik Krallık'ta olduğu gibi, Türkiye’nin yolsuzlukla ilgili sorunları, çok uzun süredir iktidarda olan, iktidar tuzaklarına ve hükümetin sağladığı himayeye alışmış bir hükümetin varlığının göstergesidir. Erdoğan, partisini desteklemek için güçlü kurumsal figürlerden oluşan bu patronaj ağlarına güveniyor ve bu da inşaat sektöründeki yolsuzlukla mücadeleye yönelik herhangi bir ciddi girişimin başarısını zorlaştırıyor.

Fransız filozof Camus bir defasında şöyle demişti: "Köle adalet talep ederek başlar ve taç takmak istediğini söyleyerek bitirir." Sıradan, fakir, muhafazakar Anadolu insanının şampiyonu olduğunu uzun süredir iddia eden AKP'nin olayında da, köle yine ara sıra ekonomik adaleti önemsiyormuş gibi davranabilir, ancak asıl önceliği taç giymek gibi görünüyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.