Geç gelen gerekçe ve 23 Haziran seçimleri

Bu yazıyı yazdığımda YSK, henüz gerekçeli kararı açıklamamıştı. Yazımın ilk paragrafı şöyle başlıyordu: “15 gündür YSK, İstanbul seçimlerinin iptal gerekçesini açıklayamadı.

Gerekçenin bu hafta başında açıklanacağı bizzat AKP genel Başkanı Cumhurbaşkanı tarafından duyurulmuştu. Haftanın ilk günü açıklama beklenirken, YSK 200 sayfalık gerekçeyi açıklamayı ‘gerekçesiz’ erteledi.”

Ama, henüz  yazım yayına girmeden YSK, 250 sayfalık iptal gerekçesini açıkladı. Ancak YSK, merakımı giderecek ve doğrudan kendi sorumluluğu altında olan sandık kurullarının hatasını neden milyonlarca seçmene yüklediğine ilişkin tek bir tatmin edici açıklama yapmadı. Aksine yazdığı bu iptal gerekçesi ile, 24 Haziran seçimlerini de şaibeli hale getirdi.

Gerekçenin hukuki bir temeli olmayacağını biliyordum ama, yine de koskoca İstanbul’u ve milyonlarca İstanbulluyu nasıl ve hangi bahanelere sığınarak cezalandıracaklarını merak ediyordum doğrusu...Çünkü, adının önünde “yüksek” sıfatı olan, bu nedenle gerekçelendirerek aldığı kararlar içtihat oluşturan seçim kurulunun üyesi yedi “yüksek” yargıcın, İstanbul seçimi kararı alınırken hiç konuşmadığı basına yansımıştı.

Merak ettiğim, sadece hukuk katledilirken hiç konuşmayan yargıçların kaleme alacakları gerekçe değildi kuşkusuz... Aynı zamanda “Adalet mülkün temelidir” yazısı altında görev yapan bu yargıçların, “mülkün” temellerine bomba konurken, bunu nasıl olup da derin bir sessizlikle karşıladıklarının nedenini anlamak istiyordum.

Yazımın ilk halinde “Beğenmedikleri seçim sonucu nedeniyle İstanbulluları cezalandırma kararını YSK’ya aldıran siyasilerin dahi, buldukları bahanelerin saçmalığını anlayıp, “çaldılar” diyerek geçiştirmeye çalıştıkları bu karara o “yüksek” yargıçların yazacağı gerekçe eminim epey ses getirecek” demiştim.

Herhalde, oylar çalınmasın diye günlerce nöbet bekleyen CHP’lilerin görüntülerinden utanmış olacaklar ki, Binali Yıldırım gibi CHP’yi oyları çalmakla itham etmenin tuhaf kaçacağını düşünerek, gerekçenin hiç bir yerinde “çalmak” tan bahsetmemişler.

Murat Sevinç, YSK’nın İstanbul seçimlerini yenileme duyurusuna “karar” değil, “şey” diyor. Çok haklı. Anayasaya, yasalara, içtihatlara, akla ve mantığa aykırı olan bir “şey” bu. Bir ‘şey’e gerekçe uydurmak haliyle zor. Bu 250 sayfalık gerekçemsi şeyi okurken bu çok daha iyi anlaşılıyor.

Aynı seçimde başka illerde muhalefetin benzer itirazlarını reddeden YSK, bir doğal afet ya da teknik bir nedenle yarım kalmamış İstanbul seçimleri için neden yenilensin dediğinin cevabını bu gerekçede verememiştir.. Bu gerekçemsi şey, aynı zarftan çıkan ve aynı kişiler tarafından sayılan 4 oy pusulasının 3’ünün nasıl temiz, sadece 1’inin neden şaibeli olduğuna da cevap vermiyor. Daha doğrusu cevap verdiğini ileri sürerek aklımıza ve mantığımıza hakaret ediyor.

Kısaca mızrağı çuvala sığdıramamışlar. Nitekim YSK Başkanı Sadi Güven, seçimin sonucuna etki edecek hiçbir şey yoktur demiş.

Asıl mesele, Türkiye’nin dümenini kıran ve açık denizin ortasında dalgalarla başbaşa bırakan ve her başı sıkıştığında “aynı gemideyiz” metaforuna başvuran iktidarın, bundan sonra adil, serbest, eşit ve dürüst bir seçimi kazanamayacağını bilmesidir. Tıpkı kendisi gibi olan iktidarların yaptıklarını yapıyor.

Kaybettiği seçimleri tanımıyor. İşte YSK ve tüm yargı burada kilit rol oynuyor. Çünkü iktidarın tutumu açık ve net: Kaybettiğim seçimi tanımam diyor. YSK’ya düşen de, yeterli oy alamasa dahi, iktidara seçimi kağıt üzerinde kazandırmak.

Hukuk dışılığı asıl, adaletsizliği en önemli güç aracı gören bir iktidar ve onun elinde tutsak bir YSK ile muhalefetin işi hiç kolay değil. Bunu Ekrem İmamoğlu da biliyor. Bu seçimin kendisinin ikinci kez İstanbul Belediye Başkanı seçilmesinin ötesinde, Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan barışa, adalete ve umuda kapı aralayacak bir seçim olduğunun farkında. Ama Erdoğan’ın elindeki propaganda ve zor araçlarını sonuna kadar kullanacağını da biliyor. Onun için halka dönüp, “kendimi size emanet ediyorum” diyor.

Peki bu yenilenen seçimde muhalefet aynı şevk ve heyecanla sandığa koşar mı? Bunun için sadece İmamoğlu’nun buz kırıcı ve yol açıcı çabası yeter mi? “Her şey çok güzel olacak” umudu 23 Haziran gecesine kadar korunur mu? Ya da daha yaşanılır ve mutlu bir İstanbul vaadi, seçmeni yanında tutmaya yeterli olur mu?

Her şeyin çok güzel olması, bu seçimin, Türkiye’nin hak, hukuk ve adalet arayışına verilecek en etkili cevap olduğunu sadece İstanbullulara değil, tüm Türkiye’ye anlatmakla mümkündür. Çünkü bu seçim öncelikle adalete ilişkindir. Bu nedenle, ancak tüm Türkiye’deki adaletsizliğe, eşitsizliğe, kötülüğe dikkat çeken ve seçmeni, İstanbul’daki her oyun adaletsizliğe, eşitsizliğe yeter demek olacağına ikna eden bir muhalefet dili bu seçimi kazanır.

İktidar için bir hükmetme aracı olan seçim sandığı, muhalefet için daha adil, daha özgür, daha barışçı, daha huzurlu bir dünyanın aracı olmak zorundadır.

Daha iki gün önce Tatvan Belediyesinin HDP’li 9 meclis üyesi görevlerinden uzaklaştırılmış. Yargı eliyle İstanbul’da, Bakan eliyle Tatvan’da halkın iradesi hiçe sayılmıştır. 23 Haziran’da İstanbul, buna da cevap vermek zorundadır. Yüzde 70 ile seçilen belediye başkanlarına mazbatanın neden verilmediğinin hesabı da bu seçimde sorulmalıdır.

İşte bu nedenle İstanbul’da verilecek oyların sesinin Tatvan’da, Diyarbakır’da, Urfa Halfeti de duyulması sağlanmalıdır.

Bu seçim çocukları cezaevinde ölmesin dedikleri için itilip kakılan annelerin, hapishanedeki binlerce öğrencinin, yüzlerce bebeğin, akademisyenlerin, siyasetçilerin seçimi olmak zorunda. Mağdur olan, hukuku çiğnenen, ekmeği elinden alınan, adaletsizliğe ve yoksulluğa mahkum edilen tüm Türkiye’dir çünkü...

İmamoğlu, artık sadece İstanbul’un adayı değildir. Adalete susamış Türk, Kürt herkesin adayıdır. Ve öyle davranmak zorundadır.

Bizim vergilerimizi bize karşı kullanan, sonra da “karınlarını doyuruyorsun, oy vermiyorlar” diyen siyasetçilerin bu yüzyıla değil, ortaçağa ait olduğunu hatırlatmak İmamoğlu’na ve İstanbullu seçmene düşüyor. Türkiye toplumunu yeniden “biz” yapmanın ve 21.yüzyıla ait kılmanın fırsatı İmamoğlu’nun önündedir.

İktidar, kaybettiğini biliyor. Bu gerekçemsi şey de bunu söylüyor zaten. Bu nedenle en kısa vadeli çözümlere sarılıyor. Tüm kamu bankalarının ve Merkez Bankası’nın kaynaklarına el uzatması da, kaybettiği seçimi tekrarlatması da bu yüzden. Tüketici güveninin son yedi yılın en dibine düşerek yüzde 55.3 olması ise, bu iktidarın hiçbir krizi yönetemeyeceğinin halk tarafından görüldüğünün açık kanıtı.

İstanbul seçimini iptal ettirmek ve kazanan HDP’li  belediyelerin mazbatalarını vermemek, devletin tüm gücünü ve kaynaklarını arkasına alarak, toplumu bölüp ayrıştırarak, düşman yaratarak, terörize ederek kazanmanın sonuna geldiğini gören iktidarın son çırpınışıdır. Bundan sonra şiddetin her türlüsü pervasızca kullanılacaktır. Çünkü başka tüm araçlar ve çareler tüketilmiştir.

Muhalefet ise, referandumdan beri tekrar tekrar, hem de her seferinde daha da güçlenerek ayağa kalkıyor oysa...Bu önemli bir güçtür. Ve bu güç, bu seçimin adalete, eşitliğe, insanca yaşamaya, özgürlüğe ve barışa ilişkin olduğuna dair ısrarının ve inadının taşıyıcısı olarak İmamoğlu’nu seçmiş, İmamoğlu’na, dağılmanın eşiğine gelen bu halkı yeniden bir toplum olmaya taşımak gibi tarihi bir misyon yüklemiştir.

31 Mart’a bu misyonu hakkıyla ve layıkıyla taşıyan İmamoğlu, 23 Haziran seçiminin yalnızca İstanbul’un değil, tüm Türkiye’nin ezilenlerinin seçimi olduğu gerçeğini kucakladığı ölçüde başarılı olacaktır.

Tabii YSK’nın bu kez ne yapacağından bağımsız olarak...

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.