Gerekçeli karar geciktikçe iş içinden çıkılmaz hale geliyor...

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) İstanbul’da seçimi neden yenileme kararı aldığını gerekçeleriyle açıklamayı sürekli erteliyor. Açıklama Pazartesi yapılacak denilmişti, her gün “Belki bugün” deniliyor…

Bir yakınım, “Gerekçeli kararı 23 Haziran’a kadar açıklamazlar” görüşünde. Herhalde açıklayacaklardır; ancak ben onun bu görüşünü, “Açıklamasalar kendileri için daha iyi olur” biçiminde yorumluyorum.

Gelen haberlere göre, yenileme kararını verdikleri gün yaptıkları açıklamada yer alan ‘gerekçe’ kendileri tarafından da yeterli bulunmamış olmalı ki, YSK’nın seçimin yenilenmesinden yana tavır almış üyeleri, gerekçelerini de yenilemişler. Açıklamalarında yeni gerekçelere de yer vereceklermiş… Karara karşı çıkmış üyeler muhalefet şerhlerini yeni gerekçeleri de kapsayacak biçimde geliştirmek istedikleri için açıklama gecikiyormuş…

Gerekçeli kararı yazanların işi çok zor.

Zor, çünkü onların harıl harıl yeni gerekçe icat etmeye çalıştıkları sırada, iktidara yakın kalemler, yazıya dökülen gerekçeleri geçersiz kılacak yazılarla okurları karşısına çıkıyorlar. Bu tür yazılar yüzünden, yeni gerekçeler havada kalmak zorunda.

AK Parti kampanyasını yeniliyor, neden?

Ne dediğimin daha iyi anlaşılmasına yarayacağını düşündüğüm iki örneğim var. [Örnek çok da, ben yalnızca iki temsili yazıyla yetiniyorum.]

Örneklerimden ilki, Ak Parti’de sağlam haber kaynakları bulunduğu bilinen ve gazetesi de bir süredir AK Parti tarafından itibar görmeye başlamış olan bir yazardan.

Yazarımız dünkü yazısında AK Parti’nin içinden elde ettiği bilgilerle önümüzdeki bir ay içerisinde yürütülecek kampanyanın inceliklerini anlatıyor.

Yenilenen seçimde izlenen kampanyayı kökünden değiştirecekmiş AK Parti. “AK Parti’nin seçim kampanyası 31 Mart’taki kampanyanın neredeyse tam tersi. O zaman yapılanlar yapılmayacak, o zaman yapılmayanlar yapılacak” diyor. Artık ‘beka’ sorunu işlenmeyecekmiş sözgelimi. Kürtler ve Karadenizlilere yönelik özel bir strateji uygulanacakmış.

Güzel.

İyi de, YSK seçimi yenileme kararını AK Parti 31 Mart seçiminde yanlış kampanya yürüttüğü ve adayı bu sebeple seçilemediği için mi aldı?

AK Parti’nin iddiası “Biz kazandık, ama hakkımız çiğnendi” değil miydi? “Çünkü çaldılar” denmemiş miydi?

Ne oluyor da, şimdi, oy alamadıkları kesimlere (Kürtlere, Karadenizlilere) yönelik yaklaşım değişikliği ile oyların artırılması öngörülüyor?

YSK’nın seçimin tekrarlanmasından yana tavır almış üyeleri bu durumda ne yapsınlar?

Durumdan vazife çıkarmak

İkinci örnek daha ‘içeriden’ bir kaleme ait. Geçmişinde AK Parti’den milletvekilliği de bulunan bir yazar, yenilenen seçimde bu defa kazanmayı getireceği umulan yeni kampanyaya uygun bir görevi üstlenmiş görünüyor.

“Durumdan vazife çıkarmak” diye bir deyim var ya, dünkü yazısında tam onu yapıyor işte.

“AK Parti’ye 31 Mart seçiminde eksik kalmış oy başka nereden devşirilebilir?” sorusuna verilebilecek bir cevap “Kendisine en yakın bir başka partinin tabanından” oluyor. Hangi partidir bu? Evet bildiniz, Saadet Partisi…

Saadet Partisi’nin İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı ilk seçimde 103 bin 300 oy almıştı. Yenilenecek seçimde bu oyların sahipleri AK Parti’ye yönelirse seçimi kimin kazanacağı belli. 31 Mart’ta az oy almış bazı partiler adaylarını çektiler, fakat Saadet Partisi çekmedi. Yapılacak iş, Saadet’in tabanına hitap ederek onların AK Parti’ye oy vermesini sağlamak…

Yazar soruyor:

“10 milyon seçmenden sadece 103 bin oy almış adayın tekrar yarışa katılmasını kendi tabanınıza nasıl anlatacaksınız? / Onca emek, onca para ne uğruna sarf edilecek? / FETÖ ve PKK’nın desteklediği aday karşısında kardeşiniz kaybetsin diye öyle mi? /  Bu mu Milli Görüş, bu mu israfa karşı duruş, bu mu kardeşlik, bu mu siyaset, bu mu bilgelik?”

Bu satırları okuduğumda, gerekçelerini açıklama arefesinde bulunan YSK üyelerini hatırlayıp gülümsemekten kendimi alamadım.

Zaten zor olan işleri bu tür yazılarla daha da zorlaşıyor çünkü.

“Oylar çalındı, hileler yapıldı ve seçime şaibe bulaştı, sandık kurulları yanlış oluşturuldu, tutanaklarda oylar kaydırıldı” demek ve bu iddialar üzerine seçimi yenileme kararı alınmasını istemek başka, “Yanlış bir kampanya yürütüldü, Kürtlere ve Karadenizlilere kendimizi iyi anlatamadık, Saadet Partisi aday göstermeseydi kazanmıştık zaten” gibi görüşlerin serdedildiği bir ortamda YSK’dan kararını gerekçelendirmesini beklemek başka…

Kararın açıklanmasının geciktiği her geçen gün, özellikle seçimin yenilenmesini istemiş olan tarafa yakınların yazıları ve söylemleri yüzünden, o açıklamada bulunması mukadder gerekçeler savunulamaz hale geliyor.

Yine de gerekçeli kararı heyecanla bekliyorum.


Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.